Tarih

Tozlu Raflardan Öncesi: Eski Çağ Kütüphaneleri

‘Okumak’ eylemiyle, mesleki ya da keyfi sebeplerle olsun ilgilenmekte olan insanların ev veya çalışma alanlarının en dikkat çeken süsü kütüphanelerdir. Bireysel anlamda kütüphane sahibi olmanın ilgilileri arasında bir statü sembolü haline gelmiş olması gibi konuları bir yere bırakırsak, yazının icadından bu yana, devletlerin yazışmaları, kanunları, hükümdarların verdiği emirler, imzaladığı anlaşmalar gibi pek çok yazılı metayı arşivlemek ve saklamak için kütüphanelere ihtiyaç olmuştur. Bugün arkeolojik veriler eşliğinde bakıldığında kitap toplama ve bunları bir kütüphane benzeri yapı içerisinde saklamanın tarihi bundan 5000 yıl önceye götürülebilmekte. İlk kütüphane örneklerinin misafirleri Mezopotamya ve Mısır’da keşfedilen kil tabletlerdir. Bu ilk kütüphanelerin ortak bir işlevi olduğunun da altını çizmeliyiz. Hem Mezopotamya’da, hem de Mısır’da bulunan kütüphaneler aynı zamanda mabet kütüphaneleridir. O devirde, en çok örneğine rastlanan yazılı verinin bize bugün kâh mitolojik veri, kâh Eski Çağ toplumlarının inançları olarak yansıyan dini metinler olduğu göz önüne alındığında bu kabul edilebilir bir sonuç.

Bilinen ilk kütüphane örneğine, 1890-1900 yılı arasında yapılmış Nippur kazılarında rastlanmıştır. M.Ö. Üçüncü bin yılın ikinci yarısına yani M.Ö. 2600’lere tarihlenen, salonları çivi yazılı tabletlerle dolu bir mabet olan bu kütüphanenin aynı zamanda bir arşiv görevi gördüğü de tahmin edilmiştir[1]. Bunun yanı sıra arşivlenen belgelerin de ticari faaliyetlere ilişkin bilgiler ve stok kayıtları olduğu belirlenmiştir[2]. Gözlerimizi yazının icat olduğu yerden, yazının şekil değiştirdiği Mısır’a kaydırdığımızda, nispeten daha yakın bir döneme tarihlenen bir kütüphanenin varlığına rastlamamakla birlikte, Thebes civarlarında bulunmuş iki mezarda “kütüphaneci” kaydı bulunması sebebiyle Eski Mısır’da da kütüphanelerin varlığının kabulü gerekmiştir. Bunun yanı sıra El Amar’da yapılan kazılarda M.Ö. 1800-M.Ö. 1792 yıllarına ait olduğu tespit edilen 370 adet tablet ve tapınaklarda kullanılan gelişmiş katalog sistemiyle düzenlenmiş koleksiyonlar[3] Mısır’da kütüphanelerin var olduğunu düşünmek için yeterli delil teşkil etmektedir. Elbette bu noktaya kadar günümüzde algıladığımız şekliyle bir kütüphane formundan bahsediyorsak da, bu kütüphanelerin misafirlerinin bildiğimiz kitap formatına gelmesine henüz daha çok zaman olduğunu da belirtmeliyiz.

Her ne kadar kil tabletler ve papirüs tomarları bildiğimiz anlamda kitap tanımını karşılamıyor olsalar da, yazının ve yazılı belgelerin derlenmesi noktasında gösterilen titizliğin bir sonucu olarak kütüphanelerden bahsedebilmek mümkün. Sümerlilerin geliştirdiği çivi yazısının, bütün Mezopotamya, Anadolu, Mısır ve Pers diyarına yayılarak kullanılması, Fenikeliler tarafından icat edilen alfabe yazısına kadar ortaya ciddi bir eski çağ külliyatı çıkmasına sebep olmuştur.

Sümerlilerin yazılı belgeleri kataloglamalarının yanı sıra, bilinen en eski bibliyografya da M.Ö. 2. Bin yılda Sümerlilerden kalmış bir tablet üzerinde yer alan iki kitabın dökümü olarak karşımıza çıkmıştır[4]. Kütüphanelerin, Mezopotamya’dan Anadolu’ya geçtiği çağlar olan M.Ö. 2000- M.Ö. 1800 yılları arasına tarihlenen ve dönemin Hitit başkenti Hattuşa’da olduğu belirtilen, Boğazköy kazılarında ortaya çıkarılan birbirinden farklı yerlerde kütüphane/arşivler mevcuttur. Farklı yerlerde bulunan bu tabletlerin Hitit kraliyet arşivi/kütüphanesine ait olduğunu tespit eden uzmanlar aynı zamanda bu kütüphaneyi Anadolu’nun biline ilk kütüphanesi olarak değerlendirmektedir[5]. Bu kütüphanenin niteliği bir yana, aslında Boğazköy kazılarında ortaya çıkan bir diğer gerçek de, üzerine yazılan malzemenin değişim geçiriyor olmasıydı. O çağlara kadar yoğunlukla kilden tabletlere yazı yazılmakla birlikte, mühim belgeleri daha fazla koruyabilmek adına, madeni levhaların üzerine de çivi yazısı ile yazılmış ve kil tabletlerle birlikte bu madeni levhalara da kraliyet arşivi ve mabet kütüphanesi olduğu anlaşılan yapılarda rastlanılmıştır[6].

Boğazköy arşivleri, Mezopotamya ve Mısır’daki muadili arşivlere nazaran daha fazla çeşitlilik arz etmektedir. Özellikle Sümerliler ve ardılı olan Akkadlarda, edebi, dini ve devlet yönetimine dair belgeler fazlayken, Boğazköy arşivinde bunlara ritüelleri anlatan metinler, fal, büyü metinleri, sözleşmeler, hukuki metinler ve yazışmalar katılarak kütüphaneleri daha zengin bir hâl almaktadır. Ancak Anadolu’da rastlanan tek kütüphane örneği Hattuşa’daki kraliyet/mabet arşiv ve kütüphanesi değildir. Maşat Höyük kazılarında araları 50 cm genişlikte kerpiç ara duvarlar ile bölünmüş iki odada da ilk kez ortaya çıkarılan bir Hitit Saray arşivine erişilmiştir.

Anadolu’da Hitit Saray arşiv/kütüphane yapıları tam anlamıyla bir kütüphane tanımını kapsamazken, günümüzdeki anlamıyla sistemli bir şekilde tabletlerin düzenlenip korunduğu ve bugünkü tanımıyla uzmanlar tarafından dünyanın ilk kütüphanesi olarak gösterilen Asur Kralı Asurbanipal’in M.Ö. 650’li yıllarda kurduğu Ninive Kütüphanesi’ne[7] kadar geçen sürede öne çıkan başka bir örnek olmamıştır.  Ninive kütüphanesinin ilk tespitlerde 22.000 civarı tablete sahip olduğu görülmektedir. Bu tabletlerin bir bölümü, M.Ö. 670 yılında Medler ve Kaldeliler Ninive’yi zaptettiğinde tahrip edilmiştir. Bu tabletlerin kazıdan çıkartıldıktan sonra British Museum’a nakli sırasında tablet düzeni bozulduğu için kütüphanenin tasnif sistemine dair bir fikir yürütebilmek de mümkün olmamıştır[8]. Kütüphanelerin kaderindeki ilk tahribat olup olmadığına ilişkin kesin bir veri olmasa da, kayıtlarda rastlanılan ilk kütüphane tahribatı olduğu söylenebilir. Meşhur Ninive Kütüphanesinin yanı sıra, James Raven’a göre M.Ö. 800 tarihinden önce I. Tiglatpileser kütüphanesinden kalan birkaç yüz tabletle, güncel tabletlerin birleştirildiği bir mabet kütüphanesi de mevcuttur[9]. Bu örneğin dışında Asurbanipal kütüphanesi haricinde II.Sargon tarafından Khorsabad ve Kalhu’da yaptırılmış kütüphaneler olduğuna ilişkin bilgi sahibi olunmakla birlikte Asurbanipal Kütüphanesi buluntuları dışında bu kütüphaneler hakkında çok sınırlı bilgi bulunmaktadır.

Orta Doğu ve Anadolu’da bu gelişmeler olurken, dünyanın bir diğer ucunda yer alan başka bir köklü uygarlığın sınırları içerisinde bildiğimiz anlamda kitap formuna yakın örnekleri ile birlikte Çin kütüphaneleri boy göstermekteydi. Çin kültürü ve tarihi uyarınca M.Ö. 2000’li yıllarda imparatorluk tarihçilerinin olayları kayıt altına almakta olduğu ve M.Ö. 500 yıllarında yaşayan filozof Laotse’nin kraliyet arşivcisi olduğu gibi bilgilere ulaşılabilmiştir. Çin tarafından önceleri çok maliyetli bulunan ve ipekten yapılan kâğıdın yerine M.S. 105 yılında bugünkü kullandığımız manada kâğıdın icadıyla birlikte[10], elyazmalarının çoğalması ve bildiğimiz anlamda kitabın oluşumu hızlanmıştır. Burada Çin’in bizler için mühim olan bir komşusuna geçmeden önce rotamızı dünyanın en tanınmış kütüphanelerinden birisi olan İskenderiye Kütüphanesi’ne çevirmemiz gerekir.

Eski Yunan kültürünün en önemli sembollerinden olan bu kütüphane M.Ö. 3. Yüzyılda II. Ptoleme tarafından kurulmuştur. Kütüphanenin içeriği ile ilgili olarak farklı kaynaklarda 150.000 cilt el yazması ve Sezar döneminde 700.000 rulo[11] ve esas kütüphanede 490.000 mabetteki ek kütüphanede 43.000 rulo olmak üzere toplam 533.000 rulo el yazması eser bulunduğu aktarılmaktadır. Büyük İskender tarafından kurulmuş İskenderiye şehrinin en mühim parçalarından birisi olan kütüphane meşhur Roma İmparatoru Sezar’ın İskenderiye’yi istila ettiği M.Ö. 47 tarihine kadar önemini muhafaza ederken, kütüphanenin büyük bir bölümü bu istila sonucu ortaya çıkan yangında tahrip olmuştur[12].

Kütüphanenin içeriği kadar, bugün kayıp olan 120 ciltlik kataloğu da çok önemlidir. O tarihte ciddi bir tasnif ve sistematiğe tabi olarak bir kütüphane düzeni oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Maalesef Sezar’ın yıktığını yeniden düzeltmeye çalışmak için Bergama Kütüphanesinden 200.000 rulo gönderilmişse de, İskenderiye Kütüphanesi yine başka bir Romalı olan Aurelianus tarafından ülke içerisinde ortaya çıkan bir iç savaş sonucunda M.S. 391 yılında tamamen yok olduğu güne kadar eski önem ve şöhretini çoktan kaybetmiştir.

Bununla birlikte İskenderiye Kütüphanesi ile oraya aktarılan 200.000 rulo sebebiyle yakından bağlantılı olan Bergama Kütüphanesi bir diğer büyük kütüphane olarak göze çarpmaktadır. Bergama Kütüphanesi Bergama’da hüküm süren Attalosların döneminde I. Attalos tarafından kurulmakla birlikte II. Eumenes’in hükümdarlığı döneminde M.Ö. 197-158 tarihleri arasında bilinen hâline gelmiştir[13]. İskenderiye Kütüphanesi ile arasındaki rekabetin geldiği seviye Mısır kralının II. Yüzyılın başında Bergama’ya papirüs ihracını yasaklamasına kadar varmıştır[14]. Bütün bu yasaklamalara karşın İskenderiye Kütüphanesinin eriştiği şöhrete sahip olamayan Bergama Kütüphanesi, Marcus Antonius’un İskenderiye Kütüphanesini yeniden ihya edebilmek için Kleopatra’ya gönderdiği 200.000 rulo parşömenle birlikte olduğu gibi İskenderiye’ye nakledilmiştir. Her ne kadar İskenderiye Kütüphanesinin şöhretine yanaşamasa da Bergama Kütüphanesini asıl önemli kılan şey kitap tarihinin en önemli dönemeçlerinden birisi olan parşömen kâğıdının icadı ve bu kütüphanede kullanım açısından mühim bir yer işgal etmesi olmuştur[15].

Helen kütüphane geleneğinin devamı ise Roma İmparatorluğu sayesinde olmuştur. İmparatorluğun ilk zamanlarında istila ettikleri ülkelerden getirdikleri eserlerin ağırlığı görülmekle birlikte, Roma döneminde memleketin ileri gelenleri kendi özel kütüphanelerine daha fazla önem göstermiş, dönemin modası en iyi koleksiyonlara sahip olmak olduğundan bu uğurda birbirleriyle yarışmışlardır. Bununla birlikte M.Ö. 39 yılında Asisinus Pollion tarafından ilk halk kütüphanesi kurulmuştur. İmparator Augustus zamanında ise Apollon mabedi yakınlarında Palatin Kütüphanesi kurulmuştur. Her iki kütüphane de yangınlar neticesinde zarar görmüşlerdir.

M.S. 100 yılında ise Palatin Kütüphanesi İmparator Domitien tarafından yenilenmiştir[16]. M.S. 135 yılında Tiberius Celsus Polemaeanus onuruna oğlu Gaius Julius Aquila tarafından yaptırılan Celsus Kütüphanesi[17] Roma döneminin en meşhur kütüphanesi olarak tarihte yerini almıştır. Kütüphanede 12.000’e yakın kitap rulosu bulunduğu tahmin edilmesine karşın, önceki örneklerde rastlanılan kataloglama ve sınıflamaya Celsus Kütüphanesinde rastlanılmamıştır. Kütüphane M.S. 3. Yüzyılda Got istilasında hasar görmesine rağmen, ön cephesi bu hasardan etkilenmemiş, daha sonra tekrar düzenlenmiş ve ortaçağda gerçekleşen depreme kadar ayakta kalmıştır[18]. M.S. 370 yılında sadece Roma şehrinde yirmi sekiz kütüphane mevcut olduğu düşünülmektedir[19]

Tekrar Orta Asya’ya dönecek olursak, kıtanın en doğusunda kültürel anlamda Çin hegemonyası devam ediyor olmasına rağmen, kütüphane/arşivleri olan başka uygarlıkların da mevcut olduğu görülmektedir. Örneğin Üç Hükümdarlık Tarihi isimli Çin kroniklerinde M.S. ikinci yüzyılda Funan hükümdarlığından bahsederken, onların da kitapları olduğunu, bunları arşivlerde sakladıklarını belirten ifadeler vardır. Bununla birlikte, kendi kültürümüze dair bir ize ve oluşturabileceğimiz varsayımlara da kapı açan ifadelerle, Funan yazısının Hun yazısına çok benzediği belirtilmektedir[20]. O bölgede Funanlardan çok daha kuvvetli, yayılmacı, kudretli hatta zaman zaman Çin kültürünü doğrudan etkileyebilen ciddi bir güç oluşturmuş, yazı sahibi bir uygarlık olarak Hunların da yazılarını arşivlediği veya kütüphaneleri olabileceği yönünde kuvvetli bir karinenin varlığına inanmak için yeterli sebep olduğu düşünülmelidir.

Sonuç olarak, kütüphaneler, görüleceği üzere toplumların kültürel ve tarihi varlığı adına önemli bir yer teşkil etmektedir. Her şeyden önce ilk kullanım amaçları gereği, yaşayan toplumun din, edebiyat, sosyal yaşam, hukuk gibi konularını düzenleyen metinleri uzun süre saklamaları ve gerektiği takdirde geriye dönüp bu kayıtlara bakarak, doğru olanı yapmaya çalışmak gibi bir güdülenmeyi tesis etmektedir. Buna karşın, doğal afetler bir yana, büyük kütüphanelerin kaderi savaş ve yağmalar sonucu tahrip edilmek olmuştur. Bu eski çağda da, günümüzde de aynı doğrultuda gerçekleşmektedir. İskenderiye, Persepolis, Bağdat, Kurtuba Kütüphanelerinin içinde, insanlık geçmişinin belki de en önemli bilgileri yok olmuştur. Bugün boşluğunu dolduramadığımız bu bilgilerin yerini, tahminler, varsayımlar ve hayal gücü almak zorunda kalmıştır. Yakın geçmişte, Pentagon tarafından korunması kararı verilen Bağdat Müzesinin, özel kuvvetler mensubu olduğu düşünülen askerler tarafından basılarak kil tabletlerin çalındığı hususunu[21] da terazinin bir kefesine koyarsak, devletlerin ve milletlerin birbirlerini yok etmek için ilk adımlarını onların “bilgisine” karşı attığını rahatlıkla tetkik edebiliriz.

Bu anlamda, kitaplar ve kütüphanelerin dünya üzerinde yok edilmeye çalışılan en önemli “silah” ve “cephane” olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Çünkü bilginin; yok edildiği zaman savunmasız bırakması, başkası tarafından elde edildiği zaman ise namlusu bize çevrilmiş olan bir silah olması, sadece tozlanan rafların hâkim olduğu günümüz kütüphanelerinin değil, toprak altında kalmış kütüphanelerin de sıklıkla bize fısıldadığı bir gerçektir.

Tamer Sağcan

[1] Leman Şenalp – Eski Çağlarda Kütüphaneler. Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni, 2008, Sayı. 6, n.3, Sf. 41

[2] Lionel Casson – Libraries in the Ancient World, Yale University Press. August 2012 Sf. 3.

[3] Elif Karagöz – Antik Devirde Sosyal Yaşantı (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Sunum Dersi) Sf. 4, 2013

[4] Elif Karagöz – a.g.e. Sf. 5

[5] Nazlı Alkan – Anadolu’nun İlk Kütüphaneleri, Sf.14, 38. ICANAS (Uluslar arası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları Kongresi) Müzeler, Arşivler, Kütüphaneler, Yayınevleri, Telif Hakları, – Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları, 2009, Ankara

[6] Elif Karagöz – a.g.e. Sf. 6

[7] Nazlı Alkan – a.g.e. Sf.19

[8] Leman Şenalp – a.g.e. Sf. 41

[9] James Raven – Kayıp Kütüphaneler/Antikiteden Günümüze Yok Olan Koleksiyonlar, Sf. 58-60 Bileşim Yayıncılık 2006

[10] Leman Şenalp – a.g.e. Sf. 40

[11] Elif Karagöz – a.g.e. Sf.12

[12] Leman Şenalp – a.g.e. Sf. 42

[13] Elif Karagöz – a.g.e. Sf.14

[14] Leman Şenalp – a.g.e. Sf. 43

[15] Leman Şenalp – a.g.e. Sf. 43

[16] Leman Şenalp – a.g.e. Sf. 43-44

[17] Lionel Casson – a.g.e. Sf. 56

[18] Elif Karagöz – a.g.e.Sf. 16

[19] Leman Şenalp – a.g.e. Sf. 44

[20] Lev Nikolayeviç Gumilev – Hunlar, Sf.113, Selenge Yayınları 5. Baskı İstanbul, 2013

[21] http://www.hurriyet.com.tr/bagdat-muzesi-planli-yagmalanmis-236671