Dil Psikoloji Sosyoloji TOPLUM Yaşam

Dedikodunun Arkasındaki Bilim

Sosyal bir varlık olan insanın diğer insanlarla konuşması kaçınılmazdır.  1993 yılında yapılan bir araştırma verilerine göre: erkekler günün %55’ini, kadınların ise %67’sini konuşarak geçirdiği saptanmıştır. İnsanlar çoğunlukla dedikoduyu olumsuz bir davranış olarak göstermektedir. Ann Landers dedikoduyu “kalpleri kıran ve kariyerleri mahveden meçhul şeytan” olarak nitelendirmiştir. Blaise Pascal, “insanlar başkalarının kendileri hakkında gerçekten ne söylediğini bilseydi, dünyada dört arkadaş dahi kalmaz” yorumunu getirmiştir. Bu görüşlere rağmen önemli sayıda araştırmacı dedikodunun aslında faydalı ve iyi olduğunu düşünmektedir.

California Üniversitesi’nden psikolog Megan Robbins dedikoduyu, mevcut olmayan insanlar hakkında konuşmak olarak tanımlıyor ve ekliyor, “Bu bizim için doğal bir olgudur. Konuşma, bilgi paylaşımı hatta toplum inşasının ayrılmaz bir parçasıdır” diyor. Psikoloji profesörü David Ludden konuya, bu mutlaka olumsuz olmaz, olumlu veya tarafsız olabilir,  şeklinde yorum getirmiştir. Texas Üniversitesi ve Oklahoma Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, iki kişi üçüncü bir kişi hakkında olumsuz duyguları paylaşırsa, her ikisinin de kendisiyle ilgili olumlu hissettiklerinden daha yakın hissettiklerini keşfettiler.

İnsanlar neden dedikodu yapar?

Bazı araştırmacılar, dedikodunun atalarımızın hayatta kalmasına yardımcı olduğunu savunuyorlar. Dedikodunun en olumlu değerlendirmesini antropolog Robin Dunbar yapıyor. Dunbar’a göre, atalarımız zeki ve daha sosyal hale geldikçe, grupları genişledi ve kalabalık hale geldiler. İşte burada karşılıklı anlaşmak için dil olgusu gelişti. Dunbar’ın çalışmaları, dedikoduların insanlara değerli bilgileri çok büyük sosyal ağlara yayma yeteneği kazandırdığını savunuyor. “Biz [evrimsel öncülerimizden] çok daha sosyaliz” diyor Ludden, “bu yüzden bu ağ çok büyük olduğunda insanlar hakkında [başkalarından] bilgi almak çok yararlı olabilir.”

Dedikodu bizi daha iyi insanlar bile yapabilir.  Bazı akademisyenler dedikoduları kültürel öğrenmenin kanıtı olarak görür, öğretilebilir anlar sunar ve insanlara sosyal olarak kabul edilebilir olan ve olmayanlara örnekler verir. Örneğin, bir toplulukta veya sosyal çevrede çok hile yapan biri varsa ve insanlar bu kişi hakkında olumsuz bir şekilde konuşmaya başlarsa, Robbins’e göre, toplu eleştiri sayesinde başkalarını aldatmanın sonuçları konusunda uyarma görevi görür. Robbins ve söz konusu dedikodunun, “insanları ahlaken kontrol altında tutmaya hizmet edebilir” diye ekliyor.

Dedikoduya aktif ve pasif katılım arasında çizilecek fizyolojik bir ayrım da vardır. Toronto Üniversitesi Rotman Yönetim Okulu’nda örgütsel davranışlar yardımcı doçenti olan Matthew Feinberg ve meslektaşları bunu araştırdı. Araştırmada denekler başka bir kişinin kötü davranışını veya adaletsiz durum duyduğunda kalp atış hızları arttı. Öte yandan, kişi veya durum hakkında dedikodu yaptıklarında, bu durum onları yatıştırdı ve kalp atış hızlarını düşürdü. Feinberg dedikodu eylemini, “bedeni sakinleştirmeye yardımcı olur” diye açıklıyor.

Ayrıca, Feinberg’in araştırması dedikodunun önemli bilgileri yayarak işbirliğini geliştirebileceğini göstermiştir. “İnsanlar hep itibarınız sizden önce gelir” dediğinde bunun nedeni, “o kişi hakkında dedikodu duyduklarındandır” diyor.

Dedikodu, insanların birbirleriyle olan ilişkileri yönünden de önemlidir. Sosyolog Stacy Torres, Öncelikle “Dedikodu yapmak için dedikodu yapacağınız insana yakın hissetmeniz gerekiyor” diyor. Deneyimleri paylaşmak ve başkaları hakkında aynı tarafta olduğunuzu hissetmek için bir samimiyet gereklidir. Torres’in araştırmasına göre dedikodu, insanları yalnızlıktan kurtarır ve bir eğlence aktivitesi olarak insanlara hizmet eder.

Ben öyle duydum :) 

Kaynaklar

https://time.com

https://www.theatlantic.com