Sosyoloji Tarih Yaşam

Dede Korkut Hikâyeleri’nden Hareketle Savaşçı Türk Kimliği

Türkler, tarih sahnesine çıktıkları ilk günden bu yana birçok devlet kurmuşlardır. İskitlerden bu güne güçlü ve büyük devletler kurmalarındaki en büyük etken savaşa olan yatkınlık, askerî beceriler ve dünyada üstlendikleri cihân hâkimiyeti misyonudur. Tarih sahnesine baktığımız zaman kesin sınırlarla belirleyecek olursak, M. Ö. VII. yüzyılda yaşamış olan Yunanlar tarafından İskit (Skuthoi), İranlılar tarafından “Saka” adı ile anılan Türkistan merkezli İskitlerle başlayan Türk Cihân Hâkimiyeti, Hun, Kök Türk ve Uygur kağanlıklarında; İslâmiyet sonrasında ise Türk Kağanlığı (Karahanlı), Selçuklu, Timurlular ve Osmanlı gibi cihanşümul anlayışa sahip devletlerde görülmektedir.1

Türklerin savaşa olan yatkınlıkları çocukluktan itibaren başlayan yoğun bir eğitimle doğru orantılıdır. Öyle ki geleceğin okçu savaşçısı daha çocuk çağında eğitimlere başlıyor, koyun sırtında biniciliği deniyor, önce sincap, gelincik ve kuşlara, sonra tilki ve tavşanlara ok atarak, okçuluğa alışıyor, büyüdüğü zaman mükemmel bir atlı muharip oluyordu.2 Bu şekilde yetişen bireyler ilerleyen yaşlarında da bu özelliklerini kaybetmiyorlardı, keza Türk ordusu daimi idi (zira kadın-erkek, yaşlı-genç herkes her an savaşabilecek durumda olup, bu, Bozkırlı’nın en tabiî hayat tarzı icabı idi). Türklerin sporları, eğlenceleri ve avlanmaları bile askerî egzersizler niteliğinde idi.3 Durum böyle olunca tarihte atı ilk kez evcilleştiren ve oku en etkili şekilde kullanan Türkler, bu eğitim ve hayat tarzları sayesinde eşsiz birer asker oluyor ve zeki komutanlar sayesinde de büyük devletler meydana getiriyorlardı.

Dede Korkut’ta Savaşçı Türk Kimliği

Her toplumda olağan olarak gelişen bir olgu olarak, toplumların hayat tarzı, coğrafyaları, inanışları ve belirgin özellikleri gibi unsurlar hem sözlü hem de yazılı metinlerde kendine yer bulur. Dede Korkut da Türkler için eşsiz bir metin olmakla beraber içerisinde birçok kültür ögesi ve tarihî ipuçları bulundurur. Dede Korkut’ta en çok savaş temi dikkat çekmektedir. Kahramanlar ters giden bir durum üzerine savaşırlar ve bu savaşlardan galip çıkarlar. Bu yazıda ise boylar üzerinden Türklerde savaşın önemi ve yeri tespit edilmeye çalışılacaktır.

  1. İsim Almada Savaşçılık İzleri

Dede Korkut Hikayelerinde isim alma önemli bir konudur. İsim alacak kişiden bir kahramanlık sergilemesi beklenir. Kişinin ömür boyu taşıyacağı ismi yine savaşçılığı sayesinde kazanması da Türklerde savaş teminin önemini vurgular niteliktedir. Hikâyelerde çeşitli kısımlarda bundan bahsedilir.

‘’O zamanda bir oğlan baş kesmese kan dökmese ad koymazlardı.(Bamsı Beyrek)’’

İsim alma teminin en çarpıcı örnekleri Dirse Han Oğlu Boğaç Han ve Kam Pürenin Oğlu Bamsı Beyrek boyunda görülür. Çeşitli olaylar sonrasında oğlu olan Dirse Han oğlunun ad alma zamanının geldiğini düşünür. Zaman gelir çatar ve Dirse Han’ın oğlunun isim almasına sebep olan olay şöyle gelişir :

“Meğer sultanım, gene yazın boğayı saraydan çıkardılar. Üç kişi sağ yanından, üç kişi sol yanından demir zincir ile boğayı tutmuşlardı.”

Gelip meydanın ortasında koyu verdiler. Meğer sultanım, Dirse Hanın oğlancığı üç de kabile çocuğu meydanda aşık oynuyorlardı. Boğayı koyu verdiler, oğlancıklara kaç dediler.

O üç oğlan kaçtı. Dirse Hanın oğlancığı kaçmadı, ak meydanın ortasında baktı durdu. Boğa da oğlana sürdü geldi. Diledi ki oğlanı helâk kılsın. Oğlan yumruğu ile boğanın alnına kıyasıya tutup vurdu. Boğa geri geri gitti. Boğa oğlana sürdü tekrar geldi. Oğlan yine boğanın alnına yumruğu ile sert vurdu. Oğlan bu sefer boğanın alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın başına çıkardı. Boğa ile oğlan bir hamle çekiştiler, iki kürek kemiğinin üstüne boğanın köpük bağlandı. Ne oğlan yener, ne boğa yener. Oğlan fikreyledi, der: Bir dama direk vururlar, o dama destek olur, ben bunun alnına niye destek oluyorum duruyorum dedi. Oğlan boğanın alnından yumruğunu giderdi, yolundan savuldu. Boğa ayak üstünde duramadı, düştü tepesinin üstüne yıkıldı. Oğlan bıçağına el attı, boğanın başını kesti.’’

Bu kahramanlıktan sonra Dede Korkut oğulcuğa Boğaç Han ismini verir.

Yine Kam Püre Beg Oğlu Bamsı Beyrek boyunda da henüz isim almamış oğul zorda kalanlara yardım eder ve isim alır.

“ Pay Püre Bey der: Bre, benim oğlum baş mı kesti, kan mı döktü? Evet baş kesti, kan döktü, adam devirdi dediler. Bre, bu oğlana ad koyacak kadar var mıdır?, dedi. Evet sultanım, fâzladır dediler.’’

Bu örnekten de isim almak için gerçekleştirilen kahramanlığın derecesinin de önemli olduğunu anlamak mümkündür.

2- Evlilikte Savaşçılık İzleri

Türklerde kadının idarî ve sosyal yapıdaki önemi çok barizdir. Dede Korkut’ta da göreceğimiz üzere evlilik için istenilen kadının da tıpkı erkekler gibi savaşçılık yönünden becerili olması beklenir. Bu durum  Kam Püre Beg Oğlu Bamsı Beyrek ve Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı boylarında karşımıza çıkar. Öyle ki Bamsı Beyrek boyunda şöyle bir diyalog geçer: ‘’Babası der: Oğul yoksa seni evlendirmek mi gerek. Evet ya, ak sakallı aziz baba, evlendirmek gerek dedi. Babası der: Oğuzda kimin kızını alıvereyim dedi. Beyrek der: Baba bana bir kız alı ver ki ben yerimden kalkmadan o kalkmalı, ben kara koç atıma binmeden o binmeli, ben hasmıma varmadan o bana baş getirmeli, böyle kız alı ver baba bana dedi.’’

Ayrıca Kan Turalı boyunda Selcen Hatun’un düşmanla kahramanca savaştığı görülür.

“Kan Turalı der: Güzelim nereye gidiyorsun dedi. Der: Bey yiğit, baş esen olsa börk bulunmaz mı olur, bu gelen kâfir çok kâfirdir, savaşalım, dövüşelim, ölenimiz ölsün, sağ kalanımız otağa gelsin dedi.’’

Bu örneklerin yanında kız verilecek olan erkekten de bazı kahramanlıklar ve beceriler beklenir.

“Meğer Tırabuzan tekürünün bir fevkalâde güzel dilber kızı var idi. Sağına soluna iki çift yay çekerdi. Attığı ok yere düşmezdi. O kızın üç canavar kalınlığı kaftanlığı var idi. Kim o üç canavarı bastırsa yense öldürse kızımı ona veririm diye vâd eylemişti. Bastıramasa başını keserdi.’’

Yine Kan Turalı boyunda kız almak için çetin bir kahramanlık gerekir:

‘’Bre boğanızı koyu verin gelsin dedi. Boğanın zincirini aldılar, salı verdiler. Boynuzu elmas mızrak gibi. Kan Turalının üzerine hücum etti. Kan Turalı adı güzel Muhammede salâvat getirdi, boğanın alnına öyle bir yumruk vurdu ki boğayı kıçı üzerine çökertti. Alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın başına çıkardı. Çok uğraştılar. Ne boğa yener, ne Kan Turalı yener. Küt küt boğa solumaya başladı. Ağzı köpüklendi. Kan Turalı der: Bu dünyayı erenler akıl ile bulmuşlardır, bunun önünden sıçrayayım, ne hünerim var ise ardından göstereyim dedi. Adı hû diye seslenmek, Allah!, derviş selâmı güzel Muhammede salâvat getirdi, boğanın önünden savuldu. Boğa boynuzu üzerine dikildi. Kuyruğundan üç kere kaldırıp yere attı. Kemikleri hurdahaş oldu. Bastı boğazladı. Bıçak çıkarıp derisini yüzdü. Etini meydanda bırakarak derisini Tekürün önüne getirip der: Yarın sabah kızını bana veresin dedi. Tekür der: Bre kızı verin, şehirden sürün, çıksın gitsin dedi. Tekürün kardeşi oğlu var idi, der: Canavarların sultanı aslandır, onunla da oyun göstersin, kızı ondan sonra verelim dedi. Vardılar aslanı çıkardılar, meydana getirdiler. Aslan haykırdı, meydanda ne kadar at var ise kan kaşandı. Yiğitleri der: Boğadan kurtuldu, aslandan nasıl kurtulsun dediler, ağlaştılar. Kan Turalı yiğitlerini ağlar gördü, der: Bre alca kopuzumu ele alın beni övün, sarı elbiseli kız aşkına bir aslandan döneyim mi dedi.’’

Kam Püre Beg Oğlu Bamsı Beyrek boyunda Bamsı Beyrek’in talep ettiği kızı görmesi için yarışa davet edilir.

“Kız der: O öyle insan değildir ki sana görünsün dedi, amma ben Banı Çiçeğin dadısıyım, gel şimdi seninle ava çıkalım, eğer senin atın benim atımı geçerse onun atını da geçersin, hem seninle ok atalım, beni geçersen onu da geçersin ve hem seninle güreşelim, beni yenersen onu da yenersin dedi’’

3- Sosyal Yaşam İçerisinde Savaşçılık İzleri

Sosyal yaşamda da Türklerin savaşçı karakteri izlerini belli eder. Keza işi çobanlık olan bir kişi  Salur Kazan boyunda 300 kişiyi tek başına öldürür. Ailesi ve obası dağılan Salur Kazan sinirle çobana sitem eder ve çoban da” Altı yüz kâfir de benim üzerime geldi, iki kardeşim şehit oldu, üç yüz kâfir öldürdüm gaza ettim, semiz koyun zayıf toklu senin kapından kâfirlere vermedim.’’ diye cevap verir. Bu örnek toplumun başka işlerle uğraşan kesimindeki insanların da savaşçılık becerisini göstermesi açısından önemlidir.

Yine Salur Kazan boyunda insanlar sıkıldıkları zaman ava giderler can sıkıntılarını dahi avlanma ile giderirler.

Savaştan kaçmanın da çok ağır bir cezasının olduğunu Dede Korkut’tan görmek mümkündür keza Kazan Bey bu sebepten dolayı Tanrının hayırsız bir evladı kendine yolladığını düşünerek öldürmeyi kafasına koyar.

“Beyler der: Oğlan kuş yürekli’ olur, kaçıp anasına gitmiştir dediler. Kazan karardı, döndü der: Beyler Tanrı bize bir hayırsız oğul vermiş, varayım onu anasının yanından alayım, kılıç ile paralayayım, altı bölük edeyim altı yolun ayrımında bırakayım, bir daha kimse yaban yerde arkadaş koyup kaçmasın dedi.’’

4- Savaşçılıktaki Cesaret

Dede Korkut boyları içerisinde belki de en çok dikkat çeken kısımlar Deli Dumrul’un Azrail ile olan mücadelesi ve Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü boydur. Deli Dumrul’un hikayesinde kuru bir yere köprü kurup geçenden 33 geçmeyenden 40 akçe alan Deli Dumrul bir ağıt sesi duyar ve ölen kişiyi Azrail’in öldürdüğünü duyar ve ona meydan okur.

“Deli Dumrul der: Bre, Azrâil dediğiniz ne kişidir ki adamın canım alıyor, yâ kadir Allah, birliğin varlığın hakkı için Azrâili benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın dedi.’’

Bu konuşmadan bir süre sonra Deli Dumrul Azrail’e kılıç vurup güvercin olduğuyla övünse de zaman geçtikçe pişmanlığını yaşar.

Aynı şekilde Basat’ın boyunda da halk içine karışan Tepegöz isminde bir canavar çocukların burunlarını ve kulaklarını yer, yetişkinleri ise öldürür. Basat’ın kardeşi de Tepegöz tarafından öldürülünce bu devasa yaratığa karşı savaşmaya gider ve çeşitli mücadelelerden sonra önce gözünü oyar sonra ise onu öldürür.

Not: Genel olarak Dede Korkut boyları intikam teminde gelişir. İsmi zikredilmeyen boylarda da olay örgüsü intikam üzerinde şekillenir.

Sonuç olarak görüldüğü üzere tarihsel olarak savaşçılığı bilinen Türklerin edebî metinlerinde de bu özelliklerinin yansımaları görülür. Köprülü’nün Türk Edebiyatının tamamına denk tuttuğu Dede Korkut’ta da bu izler oldukça belirgindir. Bu çalışmada ise örnekler tespit edilerek tasnif edilmiştir.

Kaynakça

1- YÜKSEL, Serkan, Türklerde Cihân Hâkimiyeti Olgusu ve Orhun Abidelerindeki Yansımaları, Bilimdili, 2019

2-KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Millî Kültürü, ÖTÜKEN, İstanbul, 2014

3- KAFESOĞLU, İbrahim, a.g.e, ÖTÜKEN, İstanbul,2014

4- ERGİN, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2018

İçerikler

Serkan Yüksel

Erciyes Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü III. Sınıf öğrencisi

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...