Tarih

EYYÜBİLER

Menşeisi
Adını Selahaddin el-Eyyübi’nin babası Necmeddin Eyyüb’dan alan Eyyübiler Devleti, Selçuklu Devleti’nin en önemli güney uzantısıdır. Selçukluların Musul atabeylerinden İmadeddin Zengî (ölm. 541/1146) tarafından kurulan Zengîler Devleti’nin devamıdır. Memluklar Devleti de, Eyyübilerin devamıdır. Türk-Kürt-Arap karışımı melez bir aile olan Eyyübiler, Hezbaniyye Kürdlerinin Ravadiyye kolundandır. Ravadilerin en eski ataları Ravvad b. Müsenna el-Ezdi Yemen Araplarından olup 141/758 yılında Abbasî halifesi Ebu Caferel-Mansur tarafından Basra’dan alınarak aşiretiyle Azerbaycan’a yerleştirilmiş, zamanla bölgedeki Hezbaniyye Kürtleriyle karışarak onların bir kolu haline gelmişlerdi. Selçukluların gelişiyle Türklerle de karışarak Türkleştiler. Eyyübiler Devleti’nin bir Türk Devleti olduğunda ise şüphe yoktur.

Kuruluşu
Eyyübilerden kaynaklarda ilk defa 1131 yılında Musul Atabeyi İmadeddin Zengi’nin Tekrit yakınlarında Abbasî Halifesi Müsterşid-billah ve Karaca Saki kuvvetlerine yenilmesi dolayısıyla söz edilir. Bu yenilgi üzerine Tekrit Valisi Necmeddin Eyyüb, Zengi’nin Dicle Nehri’ni geçmesine yardım etmiş, bunun sonucu iki taraf arasında dostluk gelişmiştir. Nihayet, Salahaddîn Yusuf’un doğduğu 1138 yılında Eyyübiler, Tekrit’den ayrılarak Musul’a gidip, Zengi’nin hizmetine girmişlerdir. Eyyûbîler bundan sonra Zengi’nin ordusunda Haçlılara karşı savaşlara katıldılar. Zengî 1140 yılında Bika vadisindeki stratejik Balebek şehrini ele geçirince bu şehri Necmeddin Eyyüb’a ikta verdi.
Eyyubîlerin tarih sahnesindeki önemli rolleri 1164-1169 yıllarındaki Mısır seferleriyle başlar. Bu sırada Mısır’da iktidardan uzaklaştırılan Fatımî veziri Şaver b. Mücir, Nureddin’den yardım istemek için Dımaşk’a gelir (1163). İki taraf arasında yapılan müzakerelerde Nureddin’in, tekrar iktidara gelmesi için Şaver’e yardım etmesi, buna karşılık Şaver’in Mısır’da kalacak Nureddin’in askerlerine iktalar vermesi ve onun müttefiki olarak kalması kararlaştırılır. Bunun üzerine, Esedüddin Şirkuh’un kumandasında Mısır seferleri başlar. Onun en yakın yardımcısı ise yeğeni Selahaddin’dir. Mısır’ın iç durumunu, ülkenin sahipsiz olduğunu gördü. Haçlılar da, bunu biliyorlardı. Gerek Nureddin gerek Haçlılar Mısır’ı ele geçirerek kuvvet dengesini kendi lehlerine çevirmek istiyorlardı. Sünnî çevrelerde, Mısır’daki batıni Fatimi hilafetinin kaldırılması hususunda hummalı bir propaganda faaliyeti vardı.
Nureddin bu seferler sırasında Şam’da Haçlılara karşı önemli başarılar elde etmişti. 1168 Kasımı’nda Küdüs Kralı Amaury, Mısır üzerine büyük bir sefere çıktı. Zor durumda kalan Halife Azıd ile Vezir Şâver, Nureddin ve Şirkuh’tan acele yardım istediler. Beklenen fırsat doğmuştu. Nureddin ve Şirkuh, Mısır’a yeni bir sefer yapmaya karar verdiler. Bu kez Şirkuh’un kumandasında 7.000 kişilik büyük bir süvarî birliği hazırlanarak 15 Rebiülevvel 564/17 Aralık 1168 tarihinde Mısır’a hareket etti. Şirkuh 23 Mart 1169’da ölünce yerine Nureddin’in Mısır’daki kumandanlarının tasvibiyle Selahaddin, Fatımî veziri tayin edildi. Böylece, Mısır’daki hakimiyet sünnîlerin eline geçmiş oluyordu. Mısır’ın fethi Türk tarihi bakımından Malazgirt zaferinden sonra elde edilen en büyük zaferdi.

Yükselişi ve Yıkılışı
Selahaddin, Mısır’da Fatımîlerin temsil ettiği Şiî mezhebini ortadan kaldırarak İslâm dünyasındaki mezhep ayrılığına son verdi. Sultan Nureddin öldükten sonra Selahattin tek başına Mısır sultanı oldu. Kardeşi aracılığıyla Yemen’i, kendisi de Suriye ve Irak’ın bir kısmını işgal etti. 1187 yılında Önasya’daki Türk boyları ile birlikte Hittin Muharebesi’nde Haçlıları büyük bir yenilgiye uğratarak Kudüs ile birlikte Filistin kıyılarındaki birçok Hristiyan şehrini ele geçirdi. Bu zafer üzerine Avrupa’da 3. Haçlı Seferi düzenlendi (1189-1192). İngiltere Kralı, Alman İmparatoru, Fransız Kralı kumandasındaki Haçlı orduları, Eyyubilerin elindeki Akkâ Kalesi’ni 1,5 yıl muhasara ettiler. Selahaddin Eyyubî, 1193 yılında öldükten sonra imparatorluk, Türk geleneğine uygun olarak çocukları arasında paylaştırıldı. Ancak kardeşi El Adil yeğenleriyle mücadele ederek bütün ülkeyi ele geçirdi. 1250 yılından sonra Mısır’da egemenliği ele geçiren Türk Memlûklerle Eyyubî hanedanı fiilen sona erdi.

İdari ve Siyasi Teşkilat
Eyyûbîler Devleti merkeze bağlı vilayetlerden, eyaletlerden, emirliklerden ve tâbi hükümdarlıklardan meydana gelen bir sultanlıktı. Devlet, şeriat hükümleri, “el-ahkâmü’s-sultâniyye” denilen devlet adamlarının idari kararları, örf ve adetlerden meydana gelen bir hukuk sistemiyle yönetiliyordu. Devlet teşkilatının başında büyük sultan, hanedana mensup melikler, emirler (beyler) ve vezirler vardı. Eyyûbîler, ülkenin tamamında iktâ (timar) sistemini yaygınlaştırmışlardı. Emîrler sultanın çıkardığı bir menşurla tayin ediliyordu. Menşurdaki şartlara uydukları sürece sultan onlara dokunamazdı. Sultanın veya emîrin ölümü halinde menşur yenilenirdi. Emîrlerin hakim oldukları topraklar babadan oğula miras kalırdı.

Askeri Teşkilat
Selâhaddin, cihad fikrini canlı tutmak ve Kudüs’ü Haçlılardan geri almak için kuvvetli bir ordu bulundurmuş, devletin gelirinin büyük çoğunluğunu askeri maksatlar için harcamıştır. Eyyûbîler dönemi boyunca haçlı tehlikesi daima mevcut olduğundan hiç bir hükümdar ordu mevcudunu azaltamamıştır. Selâhaddin, kara ordusunun yanında donanmaya da büyük önem vermiştir. Bu dönemde piyade askeri genellikle kalelerin muhasarası ve müdafaasında istihdam edilirdi. Müslümanlar oku, Haçlılar mızrağı iyi kullanıyordu. Müslümanların zırhları hafif ve atları çevik, Haçlıların zırhları ağır ve atları daha güçlüydü. Denizde Haçlılar, karada Müslümanlar üstündüler. Eyyûbîler devrinde askerî iktâ sistemi yaygın hale gelmişti. Eyyûbîler bu sistemi Zengîler’den, onlar da Selçuklular’dan almışlardı. Savaş anında ordu öncüler, sağ ve sol kanatlar, merkez, artçılar olmak üzere beş kısma ayrılırdı.

Adlî Teşkilat
Adliye teşkilatının başında kâdılkudât bulunurdu. Kâdılkudât sultan tarafından tayin edilir., o da diğer kadıları tayin ederdi. Genellikle bütün mezhep mensuplarının kadıları vardı. Başkadılar Şâfii Mezhebi’ne mensuptu. Sultan gerekli görürse bazı önemli merkezlere doğrudan doğruya kendisi de kadı tayin ederdi. Kazasker ise ordunun adlî işleriyle uğraşırdı. Sultanın şikayetleri dinlediği mezâlim mahkemesi onun başkanlığında haftada iki gün Dârüladl, Nûreddin Mahmûd zamanında Dımaşk’ta kurulmuş, Selâhaddin ve ondan sonraki hükümdarlar devrinde Kahire, Halep ve diğer yerlerde bu müessesenin birer örneği meydana getirilmiştir.

İlim ve Kültür Hayatı
Eyyûbîler devri eğitim ve öğretim bakımından İslam tarihinin son derece parlak bir dönemini teşkil eder. Selçuklular tarafından Suriye’de açılmaya başlanan medreseler Nûreddin Mahmud zamanında yaygın hale getirilmişti.
Ayrıca, camilerde, tekke ve zaviyelerde de öğretim yapılıyordu. Medreseler genellikle talebelerin barındığı, camiler ise öğretimin yapıldığı yerlerdi. Tıp gibi pratik gerektiren ilimler hastaneler ve tıp medreslerinde öğretiliyor, hastanelerde yapılan uygulamalarla da öğretim destekleniyordu. Bu devirde tıp öğretiminde pratik çok gelişmişti. Tabip ve talebeler toplu halde hastaları dolaşır, durumları hakkında konsültasyon yaparlardı. Eyyûbîler devri sosyal hizmet kurumları açısından İslam tarihinin en parlak devirlerinden biridir. Bunların başında gelen hastahaneler halka ücretsiz sağlık hizmeti vermek için tesis edilmiştir. Dünya tıp tarihinde ilk klinik Dımaşk’taki Nûreddin Mahmud Hastahanesi’nde kuruldu. İbn Cübeyr Dımaşk’ta iki hastahanenin bulunduğunu ve bunların Müslümanların iftihar edeceği kurumlar olduğunu söyler.16 Bu devirde Musul’da dört, Harran, Halep ve Dımaşk’ta ikişer, Kahire, Kudüs ve İskenderiye’de birer hastahanenin hizmet verdiği bilinmektedir. Bunlardan Dımaşk’taki Nûreddin Mahmud Hastahanesi ile Kahire’deki Salâhî Hastahanesi’nin binaları zamanımıza ulaşmıştır.

Sosyal ve İktisadi Hayat
Eyyûbîler Devleti’nde halk Müslümanlardan, Hıristiyan ve Yahudilerden meydana geliyordu. Müslümanlar; Türk, Arap, Kürt olmak üzere başlıca üç ırka ayrılıyordu. Hıristiyanlar da doğulular ve Avrupalılar olmak üzere iki sınıftı. Devlette hakim unsur Müslümanlardı. Şehir hayatı ve ticaret oldukça gelişmiş olmasına rağmen ülke ekonomisi tarım ve hayvancılığa bağlıydı. Askeri iktâ sistemi de tarıma dayalıydı. Tarım dışında ticaret ve zanaat erbabından alınan vergilerin bir kısmı şeriatta yeri olmayan vergilerden (mükûs) idi. Eyyûbî Devleti’nin canlı bir ticaret hayatı vardı. İpek Yolu’nun Akdeniz’e ulaşan bir kısmı ile Baharat Yolu’nun önemli bir bölümü Eyyûbîlerin kontrolündeydi.

Kaynakça

“Eyyûbîler / Prof. Dr. Ramazan Şeşen”. Erişim 01 Aralık 2019.

“EYYÛBÎLER – TDV İslâm Ansiklopedisi”. Erişim 01 Aralık 2019.

Oflaz, Abdulhali̇m. “Eyyûbî Ailesinin İlk Dönem Tarihleri”, 2016, (24).

Oflaz, İbrahim. Kuruluş ve Yükseliş Döneminde Eyyubiler (Melik Adil Dönemi). Siyer Basim Yayin Dagitim San. Ve Tic. Ltd. Sti., 2019.

GÜL, MUAMMER. “Önasya’da Bir Türk Devleti: Eyyûbîler (1175-1250)”. Harran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi (77-82).