Tarih

İdil Bulgar Şehirleri

İbn-i Fadlan'ın İdil Bulgar hükümdarı Almış Han'ı İslama tebliği

Yazar: Serkan YÜKSEL 

 Bulgarlar

Bulgar kavim isminin ilk kez 482 yılında, Bizans imparatoru Zenon’un, Doğu Got’larına karşı savaşmak üzere yardım istediği sırada kullanıldığı düşünülmektedir. Kafesoğlu’na göre Attila’nın 2. oğlu Dengizik’in ölümünden sonra tahta geçen İrnek zamanında Orta Avrupa’dan ayrılan Hunlar, Karadeniz kıyılarında Ogurlar ile karşılaşmışlar ve onlarla karışarak yeni bir topluluk meydana getirmişlerdir. Bu topluluk Türkçede ‘’karışmak’’ anlamına gelen bulga- kökünden isim olarak ‘’Bulgar’’ diye anılmıştır. İlerleyen yıllarda bir Rus Kroniğinden tercüme edilen ‘’Bulgar Hanları Listesi’’nde Attila’nın oğlu İrnek’in ismi kayıtlıdır. [1]  Bu liste de karışımı kanıtlar niteliktedir.

Birçok tarihçi Bulgarların tarih sahnesine çıkışını M.S. 5. yüzyıla dayandırsa da muhtemelen Bulgarlar hakkındaki en eski bilgiye Suriyeli Mir-Abbas Kotinî’nin eseriyle ulaşılabilir. Onun kaydına göre M.Ö. 149-127 yıllarında ‘’Kafkas sıradağlarında, Bulgarların topraklarında büyük kargaşalar meydana gelmiştir’’.  Onların bugünkü bakiyeleri olan Karaçay ve Balkarlar da Kafkasya’nın kuzey kesimlerinde yaşamaktadırlar.[2]

Hunlar ile karışarak Bulgar toplumunu oluşturduğu düşünülen boyun ismi olan Ogur, tıpkı Oğuz gibi ‘’oklar’’ yani ‘’kabileler, boylar’’ demektir. Tabi kelime kökeniyle farklı görüşlerde vardır. Bulgar Türkleri, diğer Türklerdeki z yerine r kullandıkları için Oğuz yerine Ogur demişlerdir. Türklerde bir gelenek olarak boy birlikleri sayılarla ifade edilirdi. Bunlara örnek olarak Tokuz Oguz, On Ok, On Ogur verilebilir. Togan da buna dayanarak Bulgar kelimesinin Bel Ogur’dan geldiğini öne sürer.[3]

Dildeki bu farklılık üzerinde din seçiminin de etkili olduğu düşünülmüştür. İdil Bulgarlarının bugünkü bakiyesi Tatar, Başkurt ve Çuvaş Türkleridir. Bugün Çuvaş Türkleri, tıpkı İdil Bulgarları gibi ‘’R’’ Türkçesi kullanmaktadırlar. Tatar ve Başkurt Türkleri ise ‘’Z’’ Türkçesi kullanmaktadırlar. Bazı Tarihçiler ise bu durumu İdil Bulgarlarının büyük bir kısmının İslâmiyet ile birlikte ‘’R’’ Türkçesini terk ederek ‘’Z’’ Türkçesi kullanmaya başladıklarını iddia etmişlerdir. Çuvaşların ise İslâm dinini kabul etmedikleri için bu etkiden uzak kalarak ‘’R’’ dilini korumaya devam ettikleri belirtilmiştir [4]

Araştırmacılar uzun bir süre boyunca Bulgarların kökeni hakkında tartışmalar yapmışlardır. Bu görüşler arasında Bulgarların; Moğol, Fin-Ugor ya da karışık cinslerden Fin oldukları fikirleri ortaya atılsa da 1882 yılında Vambery’nin Bulgarların Türk asıllı olduğu görüşü rağbet görmüş ve dikkatleri bu yöne çekmiştir.[5]  İlerleyen yıllarda bu fikir kanıtlanmıştır. Bunun en açık delilleri, gerek yakın zamanda meydana çıkarılan arkeolojik kalıntılar ve gerekse Proto Bulgar dil kalıntıları ile İdil Bulgarlarına ait mezar taşlarındaki kitabelerdir.[6]

Bulgarlar, Avrupa Hun Devleti yıkıldıktan sonra  Kök Türklerin himayesi altında bulunmuşlardır.  630 yılında Kök Türk devletinin gücünü kaybetmesi ile birlikte tıpkı Hazarlar gibi Bulgarlar da imparatorluktan ayrılarak kendi devletlerini kurmuşlardır. Bu devlete de ‘’Büyük Bulgar Devleti’’ adını vermişlerdir. Bu devletin ilk kurucusunun ismine 765 senesine kadarki Bulgar hanlarının adlarını, hükümdarlığa başlama tarihini, hakimiyet sürelerini ve Bulgar lehçesini bütün özellikleri içinde bildiren ‘’Bulgar Hanları Listesi’nde görmek mümkündür. Bu listeye göre ilk hükümdarın ismi ‘’Kourt, Kur’t’’, Bizans kaynaklarına göre ‘’Kobratos, Kuvratos’’tur. Bizans kaynaklarını esas alarak bu ismi açıklamaya çalışan Gy.Németh ve Peter B. Golden bu ismin Kök Türk ve Uygur dönemlerinde rastlanan ‘’toplamak’’ anlamındaki ‘’Kobrat-’’ fiilinden türediğini ileri sürmüşlerdir. Buna göre Kobrat adının ‘’halkı ve devleti toplayan, bir araya getiren’’ manasına geldiğini iddia etmişlerdir. [7]

Bizans ve Ermeni kaynaklarında Magna Bulgaria (Büyük Bulgaristan) veya muhtemelen eski adlarından dolayı Patria Onoguria (On Ogur yurdu) diye adlandırılan bu devlet uzun ömürlü olamamış, kurucusu Kurt’un 665’te ölümünden sonra Hazar Hakanlığı’nın saldırıları sonucu yıkılmıştır. [8] Kobrat’ın beş oğlu vardı ve babaları asla birliklerinin bozulmaması gerektiğini tembihlemişti fakat oğulları bunu yapamamıştır ve her biri farklı yerlere dağılmıştır.[9]

İdil Bulgarları

Otuz-Ogurlar’ın (Utigur) dahil olduğu Bulgar grubu kuzeye doğru yani bugünkü Kazan bölgesine çekilerek İdil Bulgarlarını oluşturdu. İdil ve Kama nehirleri sahasına geldiklerinde bölgenin yerlisi olan Çirmiş, Ar. Udmurt. Mordva (Mokşı). Votyak, Zıryan ve Ves (V iso) gibi Fin-Ogur kavimlerini itaat altına aldılar.[10]  Bulgar boylarıyla ilgili tartışmalı bir konu ise Orta İdil bölgesine varış tarihleri hakkında araştırmacıların bir ittifak hâlinde olmamalarıdır. Bazı bilginler bunu 7. yüzyıl ortasına, Hazarların Karadeniz bozkırlarında Bulgar birliği üzerindeki zaferlerinin hemen ardına koyarlar. Diğerleri 8. yüzyıl ortası veya 9. yüzyıl başlarına işaret eder. [11]

’Otuz-Ogur Bulgarları’nın yerleştiği Orta İdil iklim ve tabii zenginlikler açısından çok elverişli bir bölgeydi. Kama ırmağının kollarından Şuşma ve Zey havzaları ve kuzey kısmı geniş ormanlarla kaplıydı. Bu ormanlarda derisi ve kürkü çok kıymetli hayvanlar avlanırdı. Nehirlerde balık bol olduğu için su ürünleri ülkeye ayrı bir zenginlik getiriyordu. Arazi düz ve verimliydi. Ayrıca İskandinavya-İran ticaret yolu sayesinde İdil Bulgar Devleti canlı bir ticaret merkezi haline gelmişti. İdil Bulgar ülkesi, Hazar denizine akan İdil nehrinde yapılan deniz taşımacılığı sayesinde Harizm. Türkistan. Çin. İran ve Kafkasya’ya bağlanmaktaydı. Diğer eski Türk devletlerinden farklı olarak kısa zamanda yerleşik hayata geçen Bulgarlar tarımla uğraşmaya ve ticaret yapmaya başladılar. [12]‘’

İdil Bulgarları hakkındaki önemli bilgi kaynaklarından birisi de  İbn-i Fadlan’dır. İdil Bulgar hükümdarı Almış Han  Müslümanlığı öğrenmek için dönemin Abbasi halifesinden dini öğretmeleri amacıyla bir heyet, mescit inşası için bir miktar da para istemiştir. Bu elçilik heyetinin içinde bulunan İbn-i Fadlan, yolculuğu esnasında tecrübelerini bir araya getirerek bir seyahatname oluşturmuştur. Bu seyahatnameyi yayınlayan Prof. Dr. Ramazan Şeşen’e göre Almış Han’ın bu talebi Hazarlara karşı tedbir amaçlıdır çünkü ‘’ Hazar Hakanı, Bulgar hükümdarının güzel bir kızı olduğunu duymuş, onu istemiş. Hükümdar bu isteği geri çevirmiş, Hakan kendi Yahudi, kız Müslüman olduğu halde onu zorla almış. Kız onun yanındayken ölmüş. Bu sefer hükümdarın başka bir kızını istemiş. Hükümdar bunu duyunca, Hakan’ın, kızını önceki kardeşi gibi, gasp etmesinden korkmuş. Eskil hükümdarıyla evlendirmiş. Bulgar hükümdarına Halifeye mektup yazmaya, bir kale yaptırmak için para istemeye sevkeden işte budur.[13]  Bunun yanında İslâmiyet sayesinde İdil Bulgarlarına geniş bir ticaret sahası da açılmıştır.

İdil Bulgarları genel olarak tarım, ticaret,hayvancılık, maden işlemeciliği gibi zanaatlar ile ilgilenmişlerdir ve bunlar da onların yerleşik hayata geçmelerinde önemli etkenlerden bazılarıdır. Fakat bu zanaatların yanında ayrı bir parantez açılması gereken konular ise dericilik ve bakır işlemeciliğidir. İdil Bulgarlarının şehirlerinde yapılan arkeolojik kazılar sonucunda deri, bakır ve demir imalathanelerinin kalıntıları bulunmuştur. Deri imalathanelerinin yanında imal için kullanılan aletlere de rastlanmıştır. X-XIV. yüzyıl Arap seyyah ve coğrafyacılarının belirttiklerine göre, Bulgarlarda dericilik çok önemli bir yer tutmaktaydı. Bulgarların ticaretinin önemli bir bölümünü de deri mamulleri oluşturmaktaydı. Bu kazılar sonucunda bakır imalathanelerine de tesadüf edilmiştir. Bakır dökmek için kaplar, imalat araç ve gereçleri, bakır levhalar bulunmuştur. Ayrıca yapılan kazılar sonucunda İdil Bulgarlarının bronz aynalar yaptığı da görülmüştür. [14]

İdil Bulgarlarına ait kalıntılar aslında onların ne kadar yüksek bir medeniyet kurduklarını kanıtlar niteliktedir. Keza arkeolojik kazılar sonucunda olta, asma kilit, çakmak demiri, mutfak eşyaları, bilezik, küpe ve oyuncaklar bulunmuştur.[15]

İdil Bulgarları bu faaliyetler sonucunda oldukça güçlenmiş, Ruslar ile mücadelelere girmiş ve hatta onları da İslâmiyet’e davet etmişlerdir. Bu olayın çeşitli siyasî sebepleri olduğu düşünülmektedir. İdil Bulgar Devleti de diğer birçok devlet ve boy gibi Moğolların karşısında duramamışlardır. İdil Bulgarlarının yıkılışını İlyas Topsakal şöyle açıklar:

‘’Batu’nun idaresindeki Cengiz Han’ın orduları, İran ve Azerbaycan’ı aldıktan sonra 1223 yılında, Kafkasya’daki Şirvan Dağları’nı aşarak Deşt-i Kıpçak’a girdiler ve Kalka Nehri’nde müttefik Kıpçak-Rus ordusunu darmadağın ettiler. Bundan sonra Moğol ordusu Bulgar ülkesine doğru hareket etti. Bu ilk seferde Bulgarlar Moğolları burada hezimete uğrattılar. Cengiz Orduları, Bulgarlar üzerine saldırı hazırlığı yaparken, Bulgarlar onlardan daha önce davranarak, geçiş yollarına pusu kurdular. Bu pusudan habersiz harekete geçen Moğol ordusu, Bulgarların hazırladığı pusuya düştü ve Moğol ordusu, Bulgarlar tarafından imha edildi. Bundan sonra 1229 ve 1232 yıllarında Moğollar tekrar hücum ettiler. Bulgarların Biler şehrini kuşattılar fakat kalıcı olamadılar. Bu saldırı aslında Bulgar ordusunun gücünü test etmek için yapılmıştı. 1236 yılında Sobutay komutasındaki esas Moğol ordusu İdil Bulgarlarını yıkmıştır.[16]

İdil Bulgar Şehirleri

 Bulgar Şehri

Tarihî kaynaklardan bizlere ulaştığı kadarıyla, İdil Bulgarlarının en büyük ve en önemli şehri Bulgar şehridir. Burası İdil Bulgarlarının başkentidir.[17] Şehir Ortaçağ yazılı kaynaklarında Bryahimov (İbrahimov), Bolgar ve Velikiy Bolgar (Büyük Bulgar) adıyla bilinmektedir. Bulgar şehrinin yıkıntıları Rusya Federasyonu Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin Spassk bölgesinde yer almaktadır. İdil’den 6 km, Kama’nın ağzından da 30 km uzaklıktadır.[18]

Bu şehirde ticaret çok ilerlemişti. Bunun sebebi ise şehrin Doğu Avrupa’da bulunan iki büyük nehrin (Oka ve İdil) kesiştiği noktada kurulmuş olmasıdır. Şihabeddîn Mercânî Bulgar şehri hakkında önemli bilgiler vermektedir. Bulgar şehri hakkında şunları yazmıştır:

‘’Bulgar şehri İdil Nehri’nin kuzeyinde, Çulman’ın İdil’e kavuştuğu noktoda kuruldu. Halk inanışına göre, Bulgar şehrini İskender El-Makdusî kurmuştur. Bulgar, İsa Aleyhisselam’ın doğumundan iki asır önce kurulan orta büyüklükte, evleri itinayla ve düzenli bir şekilde yapılmış, iki önemli ve büyük nehrin kesiştiği noktada olması nedeniyle ticareti gelişmiş, pazarları canlı ve büyük bir şehirdi. Bulgar şehrinin ahalisi gerçekten kültürlü ve medeniydiler. Dünyanın her bölgesinden özellikle de Arap ülkelerinden öğretmenler, âlimler, tacirler ve vaizler bu şehre çalışmak için geliyorlardı. Bulgar şehri X-XII. asırlar arasında dünyanın belli başlı büyük şehirleri arasındaydı.’’ [19] Bulgar şehri ile ilgili ilk bilgilere Arap yazar El- Belhî’den ulaşmak mümkündür. O, Bulgar şehrini şöyle tarif etmiştir:

‘’“Bulgar hem ülkenin adı hem de şehrin adıdır. Orada yaşayanlar İslama bağlıdırlar. Orada (Bulgar) büyük bir mescit vardır. Bu şehirden uzak olmayan bir yerde Suvar diye başka bir şehir daha vardır. Orada da büyük bir mescid vardır. Müslüman vaiz her iki şehrin nüfusunun on bin kişiyi aştığını söyledi. Evler ağaçtandır ve kış konutları olarak kullanılmaktadır; insanlar yazın ise keçe çadırlara taşınırlar. Aynı vaiz yazların uzun günlerinden ve kısa gecelerinden, kışların da kısa günlerinden ve uzun gecelerinden bahsetti.’’[20] Bulgar şehri hakkında El-İdrisî, El-Garnatî gibi  birçok yazar bilgi vermiştir fakat anlatılan şeyler benzer olduğu için burada belirtilmeyecektir.

Bulgar şehrinin fiziksel görünümü ise ilgi çekicidir. Çevresi oldukça geniş olup, üç buçuk kilometrekare alanı kaplamaktaydı. Şehrin üç tarafı hendek ile çevrilmişti. Hendeğin gerisinde meşe ağaçlarından yapılmış bir sur bulunuyordu. Şehir kuzeyden güneye daralan bir şekilde inşa edilmişti. Şehrin nüfusu 50.000 olarak tahmin edilmiştir fakat bu bilginin doğruluk payı yüksek değildir. [21] İdil Bulgarlarının zanaatkâr tavrı yukarıda da belirtilmişti ve bu zanaatların büyük bir bölümü Bulgar şehrinde gerçekleştirilmiştir. Bu bölgede yapılan kazılar sonucunda maden ocakları, işlenmiş kemikler, çanak  gibi eşyaların yanında ağaçtan yapılmış ev kalıntıları da bulunmuştur.[22] Bu şehir üzerinde Moğol orduları büyük bir yıkım yapsa da son zamanlara kadar mevcudiyetini korumuş eserler vardır. Bunlara Han Cami, Kızıl Pulat Hamamı, Kuzey Türbesi, Ak Saray, Kara Saray, Han Kabri gibi yapılar örnek verilebilir.

 

Kara Saray

 

Doğu Türbesi (Kutsal Nikolay Kilisesi)

 

 

Küçük Minare Suvar Şehri

İdil Bulgarlarının tarihte yer alan ikinci büyük şehri Suvar şehridir. Arkeolojik kazılar sonucunda şehrin 5 km. kadar bir alanı kapsadığı anlaşılmıştır. Ayrıca arkeolojik kazılar esnasında bir sarayın kalıntıları bulunmuştur.[23] İdil Bulgar tarihinde Suvar şehrinin önemi kendisini bölgedeki diğer şehirlerden ayıran büyük yerleşim alanının yanı sıra ekonomik, kültürel ve siyasi açılardan önemli bir merkez olmasıydı. Suvar şehrinin yıkıntıları XIX. yüzyılın ünlü Tatar tarihçisi Ş. Mercani tarafından keşfedilmiştir. Mercani Kazan vilayetinin Spassk bölgesinin Kuzneçih köyü yakınlarındaki toprak setli tahkimatların bulunduğu yerin Suvar olduğunu tespit etmiştir.[24]  Yapılan bazı araştırmalar neticesinde Bulgar hanlarının kendi adlarına bastırdıkları sikkeler bulunmuş ve bunlar listelenmiştir. Bu listede 948,949,952,958 yıllarında Talib b. Ahmed ve Mü’min b. Ahmed’in dönemlerinde, Suvar’da basılan sikkeler bulunmaktadır. Bu paraların o dönemde Bulgar ve Suvar şehirlerinde basıldığı anlaşılmaktadır. 976 yılından sonra, İdil Bulgar Devleti’nin önemli bir şehri olan Suvar’da, sikke basımı yapılmamıştır. Bu tarihten itibaren Suvar önemini kaybederek zamanla küçülmüştür. [25] Bugün bu şehrin yerinde Sakmar isimli bir Rus köyü olduğu düşünülmektedir.

Biler/ Bilyar  Şehri

Bilyar şehri İdil’e dökülen Büyük Çeremşan Nehri’nin kolu Küçük Çeremşan’ın havzasında batı Zakamye’nin neredeyse merkezinde bulunmaktadır. Bulgar şehrine yaklaşık 100 km, Suvar şehrine ise 75-80 km uzaklıkta yer almaktadır . Tataristan Cumhuriyeti’nin Aleksiyevskiy ilçesinde Biler köyü yanında büyük şehrin surları ve mimari anıtlarının harabeleri bulunmaktadır. Bilyar şehrinin surları içerisindeki alanı 489 km. kareye ulaşmaktaydı.̇̇Şehir iç ve dış olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Şehrin alanı ovalıktır. Kuzey-doğudan güney-batıya doğru eş merkezli olarak kendisini iç ve dış şehir olarak ayıran toprak set ve yıkık duvarlarla çevrilidir. İç şehir toprak ve duvar yıkıntıları hatlarıyla ikili olarak çevrilmiştir. Hatların uzunluğu 5400 metre olarak tahmin edilmektedir. Dış şehir ise toplam uzunluğu 9125 metre uzunluğunda olan tahkimat hatlarıyla çevrilidir. Dış şehrin yaşam alanı yaklaşık 374 hektardır. [26]

Yâkut b. Numan’ın eserinde anlattığına göre, Biler isminde bir kişi Bulgarların İslam dinine girmesine vesile olmuştur. Bu kişiye hürmet için Bulgarlar en büyük şehirlerine Biler ismini vermişlerdir.̇̇[27] Biler şehri XII. asırda Bulgarların başkenti olmuştur. Moğollar burayı ele geçirinceye kadar başkent olarak kalmıştır. Burası en az Bulgar şehri kadar önemli bir merkez kabul edilmiş ve burada da sikke basılmıştır. Basılan en yeni tarihli Biler sikkesi 1423 tarihlidir. Bugün Tataristan Cumhuriyeti’nin Alekskiyevski bölgesinde bir köy, Biler şehrinin bir bölümünü kapsamaktadır. XVIII. asırda bölgeyi gezen Tatişçev bölgede birçok cami ve minare bulunduğunu kaydetmiştir. 1769 yılında Rus bilgini Riçkov ise burada birçok yıkık bina gördüğünü kaydetmiştir.[28] Bu üç büyük şehrin dışında -bunlara nispetle-  hakkında fazla bilgi bulunmayak Kaşan ve Cuketav isminde iki şehir ve 900’den fazla da köy vardır.

Kaynakça

 

  • Ercilasun, Ahmet B. Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara,2017
  • Taşağıl, Ahmet. İdil Bulgar Hanlığı, İslâm Ansiklopedisi, 2020
  • Temir, Ahmet. Türk Dünyası El Kitabı, ‘’Kuzey Türk Edebiyatı’’, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1992
  • Kurat, Akdes Nimet. IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kıyısındaki Türk Kavimleri ve Devletleri, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1972
  • Kurat, Akdes Nimet. Bulgar, İslâm Ansiklopedisi, 2020
  • Kafesoğlu, İbrahim. Türk Millî Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2017
  • Lypanov, Kazi T., Miziyev, İsmail M. Türk Halklarının Kökeni, Selenge Yayınları, İstanbul, 2019
  • Togan, Zeki Velidi. Umumi Türk Tarihine Giriş, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,İstanbul, 2019
  • Kafesoğlu, İbrahim. Bulgarların Kökeni, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1985
  • Golden, Peter. Türk Halkları Tarihine Giriş, KaraM Araştırma ve Yayıncılık, Çorum, 2016
  • Şeşen, Ramazan. İbni Fadlan Seyahatnamesi, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2019
  • Ögel, Bahaeddin. İslamiyet Öncesi Türk Kültür Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1984
  • Topsakal, İlyas. İdil Bulgarları ve İslâmiyet, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2019
  • Koç, Dinçer. Rus Kaynaklarına Göre İlk Müslüman Türk Devleti: İdil Bulgarları, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul, 2010

 

 [1] İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2017, s.190.

[2] Kazi T. Laypanov, İsmail M. Miziyev, Türk Halklarının Kökeni, İstanbul, Selenge Yayınları,2019, s.124.

[3] Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,2019, s.215.

[4] Ahmet Temir, Türk Dünyası El Kitabı, ‘’Kuzey Türk Edebiyatı’’, c.III, Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1992, s.705.

[5] İbrahim Kafesoğlu, Bulgarların Kökeni, Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1985, s.1.

[6] Akdes Nimet Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kıyısındaki Türk Kavimleri ve Devletleri,Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi,1972, s.108

[7] İbrahim Kafesoğlu, a.g.e, Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1985, s.14.

[8] Ahmet Taşağıl, İdil Bulgar Hanlığı, İslam Ansiklopedisi, s.472.

[9] Ahmet Bican Ercilasun, Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Ankara, Akçağ Yayınları,2017, s.198.

[10] Ahmet Taşağıl, a.g.m, İslam Ansiklopedisi, s.472

[11] Peter Golden, Türk Halkları Tarihine Giriş, KaraM Araştırma ve Yayıncılık, Çorum, 2006, s.298

[12] Ahmet Taşağıl, a.g.m, İslam Ansiklopedisi, s.473-473

[13] Ramazan Şeşen, İbni Fadlan Seyahatnamesi, Yeditepe Yayınları, İstanbul,2019, s.37.

[14] İlyas Topsakal, İdil Bulgarları ve İslâmiyet, Ötüken Neşriyat, İstanbul,2019, s.62

[15] Bahaeddin Ögel, İslamiyet Öncesi Türk Kültür Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi,Ankara, 1984, s.247-255

[16] İlyas Topsakal, a.g.e, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2019, s.54

[17] İlyas Topsakal, a.g.e, Ötüken Neşriyat, İstanbul,2019, s.57

[18] Dinçer Koç, Rus Kaynaklarına Göre İlk Müslüman Türk Devleti: İdil Bulgarları, Doktora Tezi, İstanbul,2010, s.239

[19] İlyas Topsakal, a.g.e, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2019, s.58

[20] Dinçer Koç, a.g.m, Doktora Tezi, İstanbul,2010, s.240

[21] Akdes Nimet Kurat, Bulgar, İslam Ansiklopedisi, s.792.

[22] İlyas Topsakal, a.g.e, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2019, s.60.

[23] Akdes Nimet Kurat, a.g.m, İslam Ansiklopedisi, s.793

[24] Dinçer Koç, a.g.m, Doktora Tezi, İstanbul,2010, s.248

[25] İlyas Topsakal, a.g.e, Ötüken Neşriyat, İstanbul,2019, s.69

[26] Dinçer Koç, a.g.m, Doktora Tezi, İstanbul,2010, s.243

[27] İlyas Topsakal, a.g.e, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2019, s.71

[28] İlyas Topsakal, a.g.e, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2019, s.72

 

Serkan Yüksel

Erciyes Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü III. Sınıf öğrencisi

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...