Tarih

Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs’ın Yönetimini Geçici Olarak İngiltere’ye Devri

Giriş

Bu çalışmada Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs’ı İngiltere’ye devretmesine sebep olan etkenler ve adanın terki tetkik eserler taranarak incelenmiştir. Osmanlı Devleti 1571 yılında Kıbrıs’ı Venediklilerden almıştır. Kıbrıs 11 Temmuz 1878 tarihinde İngiltere’ye geçici olarak devredilene kadar Osmanlı Devleti tarafından yönetilmiştir. Kıbrıs’ın İngiltere’ye terk edilmesinden önceki siyasal gelişmelere baktığımızda Osmanlı Devleti- İngiltere ve Osmanlı Devleti-Rusya ilişkilerinin Kıbrıs’ın durumunu etkilediğini görürüz. Aynı zamanda ekonomik ilişkiler de Kıbrıs’ın kaderini etkileyen en önemli unsurlardandır.

Kıbrıs’ın İngiltere’ye Terk Edilmesinden Önce Yaşanan Siyasi Gelişmeler

1875 yılından itibaren Balkanlar’da karışıklıklara sebep olan Panslavizm hareketi 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının çıkmasına zemin hazırlamıştır. 1875 yılında çıkan Hersek Ayaklanması ile başlayan sürecin çıkış noktası toprak sahibi Müslüman ağalar ve Hıristiyan çiftçiler arasındaki anlaşmazlıklardır. Hersek Hıristiyanlarından 160 kişi ağnam vergisi vermemek için Karadağ’a sığınmıştır. Sırbistan ve Karadağ’dan isyancılara katılan gönüllüler de olmuştur. Osmanlı Devleti gerilla tarzı savaş ile devam eden bu ayaklanmayı bastıramamıştır.[1]

Öte yandan 1876 Mayısında Filibe civarında da ayaklanma çıkmış fakat on gün süren ayaklanma bastırılmıştır. Bu olayın hemen arkasından Selanik Olayı patlak vermiştir. Bir Bulgar kızı Müslüman bir erkekle evlenmek için Selanik’e geldiği esnada kaçırılmıştır. Bunun üzerine çıkan olaylarda Fransız ve Alman konsolosları öldürülmüştür. Bunun üzerine Fransa, Almanya, Avusturya, İtalya ve Rusya Selanik önlerine donanma göndermiştir. Osmanlı Devleti ise sorumluları yakalayarak idam etmiştir.[2]

Balkanlardaki bu hareketlilik devam ederken 31 Mayıs 1876’da Sultan Abdülaziz tahttan indirildi ve yerine 25 yıldır sarayda hapis hayatı yaşayan V.Murat getirildi. 31 Ağustos 1876’da V.Murat akli dengesi yerinde olmaması sebebiyle tahttan indirildi ve yerine II.Abdülhamit padişah ilan edildi. Sultan II.Abdülhamit, 23 Aralık 1876’da I.Meşrutiyeti ilan etti.[3]

1 Temmuz 1876’da Sırbistan, 2 Temmuz 1876’da Karadağ, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Fakat yapılan savaşlarda Osmanlı kuvvetleri galip geldi.[4] Üst üste gelen yenilgiler üzerine Sırbistan, Avrupa devletlerinin mütareke yapılması için aracı olmasını istedi. Osmanlı Devleti’nin mütareke şartları kabul edilmedi. Bu sebeple 23 Aralık 1876’da başlayan İstanbul Konferansı teklifleri de Osmanlı Devleti tarafından 20 Ocak 1877’de reddedildi.[5] Rusya, İstanbul Konferansı’ndan bir sonuç alamayınca “balkanlardaki sorunları” çözmek için arayış içine girdi. Bu sebeple Rus devlet adamı NikolayPavloviçİgnatyev 1877 Mart ayında avrupa başkentlerini dolaşarak yeni bir konferansın Rusya tarafından düzenlenmesi için görüşmelerde bulundu. İgnatyev bu görüşmelerden bir sonuç alamadı fakat 31 Mart 1877’de İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya-Macaristan, Almanya ve İtalya arasında Londra Protokolü imzalandı. Protokole göre Osmanlı Hükûmeti tarafından Balkanlarda ıslahat yapılacak, yapılmaması durumunda imzacı devletler bölgedeki Hıristiyanları korumak için gerekeni yapacaklardı. Osmanlı Devleti 3 Nisan 1877’de kendisine bildirilen protokolü “hak ve istiklalini korumak zorunluluğu” sebebiyle ve “toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına dokunmayan tavsiyeleri kabul ederek, her türlü ıslahatı yapacağını” bildirerek reddetti. Protokoldeki şartlar bir savaştan mağlup ayrılmış yenik bir devlete dayatılan şartlar gibiydi ve Osmanlı Devleti’nin iç işlerine dışarıdan müdahale edilmesi manasına geliyordu. Osmanlı Devleti bu şartları kabul etmektense savaşı göze alacağını bildirmiştir.[6]

Bunun üzerine 23 Nisan 1877’de Rusya, Osmanlı Devleti ile olan diplomatik ilişkilerini kestiğini ve savaş ilan ettiğini bildirdi. Yapılan savaş neticesinde Osmanlı Devleti yenildi ve 3 Mart 1878’de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Ayastefanos Antlaşması ile Batum, Kars, Ardahan, Eleşkirt ve Beyazıt Rusya’ya bırakılmıştır. Bu durum Anadolu yolunu Ruslara açmak demekti.[7] Anadolu’ya inen bir Rusya ise Akdeniz kıyılarına inmiş oluyordu. Bu durum İngiltere’yi rahatsız ediyordu. İngiltere menfaatleri için baskı yapabileceği kadar güçsüz fakat boğazlarda kendini savunabilecek kadar güçlü bir Osmanlı Devleti’ni, güçlü ve yayılmacı bir Rusya’ya tercih etmiştir.[8]

Kıbrıs’ın Yönetiminin İngiltere’ye Bırakılması

               Osmanlı Devleti 1877-1878 Osmanlı Rus savaşından yenilgiyle çıkmış ve çok ağır şartlar içeren Ayastefanos Antlaşması’nı imzalamıştı.[9]Osmanlı Devleti’nin 1877-1878 Rus Savaşı’ndan sonraki böyle zor durumda kalması İngiltere’nin Kıbrıs’ı savaşmadan almasını kolaylaştırmıştır.[10]Bu anlaşma ile mevcut güç dengeleri Rusya lehine değişmiş, Avrupa’da bu durumdan rahatsız olmuştur. Balkanları kendi çıkarları doğrultusunda şekillendiren Rusya, Doğu Anadolu’yu şekillendirmek için de Ermenileri kullanmaya çalışmıştır.[11] Anlaşmanın şartları Rusya’nın Akdeniz’e inmesine zemin hazırlıyordu. Rusya’nın Akdeniz’e inme ihtimali ise İngiltere’yi tedirgin ediyordu. Hatta bu sebeple 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Ruslar Edirne’ye kadar ilerleyince İngiltere, Marmara’ya donanma göndermiştir. Ayastefanos Antlaşması sonrasında da Mısır ve Cebelitarık’taki kuvvetlerini güçlendirmiştir. Çünkü İngiltere Akdeniz’de güçlü bir devlet bulunmasını ve sömürgelerine giden yolun tehlikeye girmesini istemiyordu. Kars’a yerleşen bir Rusya, İngiltere için tehdit demekti. Ruslar Anadolu üzerinden Akdeniz’e açılabilir ve Hindistan yolunun güvenliği tehlikeye girebilirdi.[12] Bu sebeple İngiltere 23 Mayıs 1878’de Osmanlı Devleti’ne 48 saat süreli bir ültimatom verdi. Ültimatomda Kıbrıs adasının idaresinin İngiltere’ye bırakılması isteniyordu. Aksi takdirde İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne olan dostluğunun geri çekileceği ve Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinin başlayacağı bildirilmişti. İngiltere menfaatlerini korumak için Osmanlı Devleti’nin çaresiz durumundan faydalanmaya çalışıyordu.[13]

İngilizler, Ruslar Anadolu’da ilerlemeye başlarsa, Osmanlı Padişah’ını savunmayı taahhüt ediyordu. Bunun karşılığında da Ermeniler için bir takım reformlar yapılmasını istiyor ve Kıbrıs adasına yerleşmek istiyordu. İngilizlere göre bu sayede Osmanlı Sultan’ının Suriye ve Mezopotamya’daki otoritesi de güçlenmiş olacaktı. Ayrıca İngilizler, Rusların Kars ve civarından çekilmesi halinde Kıbrıs’ı tahliye edeceğini ve bu ittifakın biteceğini söylemiştir.

25 Mayıs 1878’de Osmanlı Devleti, İngiltere’nin teklifini kabul etti. Bu sebeple Kıbrıs’ı İngiltere’ye terk eden “Kıbrıs Antlaşması” 4 Haziran 1878’de İstanbul’da imzalandı. Kıbrıs Antlaşması aslında 2 maddelik bir ittifak anlaşmasıdır. Rusya, Batum, Kars ve Ardahan’ı elinde tuttuğu müddet ve Rusya’nın başka bir Osmanlı toprağını işgale yeltenmesi durumunda, İngiltere, Osmanlı Devleti’ni silah ile muhafaza ve müdafaa edecekti. Bunun karşılığında ise İngiltere, Osmanlı Devleti’nden iki şey istiyordu. Birincisi Kıbrıs’ın işgal ve idaresini İngiltere’ye bırakılması, ikincisi ise Osmanlı Devleti’nin topraklarında yaşayan Hıristiyanlar için iki devlet arasında kararlaştırılacak olan reformların yapılmasıydı.[14]

1 Temmuz 1878’de, 4 Haziran 1878 Antlaşması’na ek olarak 6 maddelik bir antlaşma daha imzalandı. Buna göre Kıbrıs’ta Mahkeme-i Şeriye ile Evkaf İdaresi bulunacak, İngiltere her yıl Osmanlı Devleti’ne 22936 kese altın ödeyecek ve Osmanlı hükümeti Kıbrıs’ta bulunan devlet ve padişaha ait malları serbestçe işletebilecek, bundan sağlanan paralar ada gelirinden hariç sayılacaktı.[15] Rusya, Osmanlı Devleti’nden aldığı Kars ve diğer yerleri Osmanlı Devleti’ne iade edecek olursa, İngiltere Kıbrıs’ı derhal boşaltacak ve 4 Haziran 1878 Antlaşması yürürlükten kalkacaktı.[16]Adada toplanan vergiler adanın yönetimi için harcanacaktı ve artan kısım Osmanlı Devleti’ne gönderilecekti. Osmanlı Devleti adadaki mülkiyet hakkından ve vergi gelirlerinden vazgeçmiyordu. Bu durum Osmanlı Hükümeti’nin adayı İngiltere’ye devretmesini tamamen geçici olarak kabul ettiğini göstermektedir. Padişah II.Abdülhamit bu antlaşmayı 3 Temmuz 1878’de “Hukuk-i Şahaneme asla halel gelmemek şartiyle muahedenameyi tasdik ederim” kaydını düşerek onaylamıştır. Sultan II.Abdülhamit’in düştüğü bu not aslında Osmanlıların İngiltere’ye güvenmediğini ve mecburiyetten dolayı adayı İngilizlere devrettiğini göstermektedir. 11 Temmuz 1878’de Larnaka’ya gelen bir İngiliz filosu Kıbrıs’ın yönetimini devralmıştır.[17]

Kıbrıs’ın Osmanlı Devleti’nin Elinden Çıkmasına Sebep Olan Süreç

14 Ağustos 1878’de, 4 Haziran 1878 Antlaşmasına bir ek antlaşma daha yapıldı. Bu antlaşmaya göre İngiltere, Kıbrıs’ı işgal ve yönetimi süresince her türlü kanun ve mevzuatı yapma hakkını elde etmiştir. Böylece İngiltere, Kıbrıs üzerinde egemenlik tesis etmiştir.

Yapılan anlaşmalara rağmen uygulamada İngiltere ve Osmanlı Devleti arasında anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Örneğin hangi giderlerin gelirlerden düşüleceği, adadaki tuz madenlerinin mülkiyetikonularında taraflar anlaşmazlık yaşamıştır. Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs’ın gelirlerinden alacağı miktarı belirlemek için görüşmeler 15 Mart 1879’da İstanbul’da başladı. Ancak İngiliz temsilci Robert Biddulph görüşmeler neticelenmeden İstanbul’u terk etti.  Osmanlı Hükümeti 14 Ağustos 1879’da İngiltere’ye gönderdiği nota ile yarım kalan görüşmelerin tamamlanması için İstanbul’a bir temsilci gönderilmesini istedi. İngiltere 24 Eylül 1879’da verdiği cevabi notada İstanbul’a bir temsilci göndermelerinin mümkün olmadığı, Osmanlı Hükümeti’nin rakamlar konusunda bir rahatsızlığı varsa Kıbrıs’a tam yetkili bir temsilci göndermesi gerektiği ifade edilmiştir. Fakat yazışmalar bu şekilde uzadıkça Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs’tan alması gereken pay da gecikiyordu.

Öte yandan Osmanlı Devleti’nin ekonomisi çok kötü bir haldeydi. Osmanlı Devleti 1876 yılında borçlarını ödeyemeyeceğini ilan etmişti. 1855 yılında aldığı dış borçlara İngiltere ve Fransa garantör olduğu için bu borcun geciken ödemesini İngiltere ve Fransa ödemiştir. LordSalisbury, Kıbrıs adasının gelirlerine 1855 borçlanmasının ödemelerine mahsuben bloke koyulmasını önermiş fakat bu öneri gerçekleştirilememiştir. Osmanlı Hükümeti 1879 yılında yayınladığı kararname ile 1880 yılından itibaren iç ve dış borçlarını ödemek için Doğu Rumeli ve Kıbrıs’ın gelirlerini tahvil sahiplerine bıraktığını açıkladı. Uzun süren görüşmeler, karşılıklı gönderilen notalar neticesinde Osmanlı Devleti, Kıbrıs gelirlerinden payını hiçbir zaman alamadı.[18]

I.Dünya Savaşı’nın başlaması ve Osmanlı Devleti’nin İngiltere’nin karşısında savaşa girmesi sebebiyle İngiltere, 5 Kasım 1914’te Kıbrıs’ı resmen ilhak etti. Lozan Antlaşması’nın 20.maddesi gereğince bu ilhak Türkiye tarafından kabul edildi (1923).[19] Dönemin namüsait şartları gereği Türkiye Kıbrıs’ın ilhakını kabul etse de asla Kıbrıs’tan vazgeçmemiştir.

Sonuç

Kıbrıs’ın kaderi sıcak denizlere inmek isteyen Rusya ile sömürgelerine giden yolu korumaya çalışan İngiltere’nin Osmanlı Devleti ile ilişkilerine göre şekil almıştır. Rusya Panslavizm hareketini kullanarak Balkanlar üzerinden, Ermeni azınlığın haklarını koruma perdesi arkasından da Anadolu üzerinden Akdeniz’e inmeye çalışmıştır. Rusya’nın savaş yoluyla Osmanlı Devleti’ni bu duruma zorlamaya çalışması da İngiltere’yi harekete geçirmiştir. İngiltere de Rusya’nın savaş yoluyla bu amacını elde etmeye çalışmasına karşı genellikle Osmanlı Devleti’nin yanında yer almış, Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne taarruz etmesi durumunda Osmanlı topraklarını koruyacağını bildirmiştir. İngiltere’nin Rusya taarruzları karşısında Osmanlı Devleti’nin yanında yer alması ise sömürgelerine giden yolu koruma arzusu sebebiyledir.

Kıbrıs stratejik konumu gereği Akdeniz’de çok önemli askeri bir üs konumundadır. Kıbrıs’a hâkim olan bir devletin Akdeniz hâkimiyeti konusunda avantajlı olacağı şüphe götürmez bir gerçektir. Bu sebeple İngiltere, sömürgelerine giden yolun üzerinde beliren Rus tehlikesine karşı Kıbrıs’ı elinde tutarak çıkarlarını koruma arayışına girmiştir. İngiltere bunu sağlamak için de Osmanlı Devleti’ni Rus taarruzundan koruyacağına dair ittifak antlaşması yapmış, bunun karşılığı olarak da Kıbrıs’ın yönetimini devralmıştır. Bunlara dayanarak İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ni Rusya’ya karşı bir tampon bölge olarak kullandığını söyleyebiliriz.

Sonuç pek çok tarihçinin kanaatine göre Osmanlı Devleti mali sorunlarını çözememesi neticesinde iflasa sürüklenmiş, mali iflas ise savaşı getirmiştir. Yapılan savaşlardan mağlup ayrılan Osmanlı Devleti mali olarak sömürülmekten kaçamamış, mali sömürü ve güvenlik endişesi neticesinde Kıbrıs geçici olarak İngiltere’ye devredilmiştir. Fakat bu devirden sonra Osmanlı Devleti güçlenip, mali ve askeri savaşlardan galip çıkamadığı için Kıbrıs’ın İngiltere’ye devri, ilhaka dönüşmüştür.

Kaynakça

ALASYA, Halil Fikret, “Kıbrıs”, TDV İslam Ansiklopedisi, ss.380-383.

ARMAOĞLU, Fahir, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1997.

BOZKURT, Bekir, İngiltere’nin Kıbrıs Adası’nı İlhak Süreci, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara, 2005.

GÜCÜM, Kuntay, “Finans Girdabında Boğulan İmparatorluk Mülkü: Kıbrıs”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, Yıl: 2013/2, C.12, Sayı:24, ss.93-131.

MENEKŞE, Metin, “Berlin Konferansı Sonrasında Osmanlı-İngiliz İlişkilerinde Kıbrıs Meselesi (1878-1923)”, Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, Yıl:2013/1 (Ocak-Haziran), Kıbrıs Özel Sayısı, ss.309-325.

SERTOĞLU, Midhat, Mufassal Osmanlı Tarihi, C.5, TTK Basımevi, Ankara, 2011.

ŞAHİN, İsmail, “1878 Kıbrıs Antlaşması ve Ermeni Meselesi”, Ermeni Araştırmaları, Yıl:2012, Sayı:43, ss.133-164.

DİPNOTLAR

[1] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), TTK Basımevi, Ankara, 1997, s.489-494.

[2]Armaoğlu, a.g.e., s.501.

[3]Armaoğlu, a.g.e., s.512.

[4]Armaoğlu, a.g.e., s.504-505.

[5]Armaoğlu, a.g.e., 514; 23 Aralık 1876’da Osmanlı Devleti Meşrutiyet ilan etmiştir. Çünkü aynı tarihte başlayan İstanbul konferansı görüşmelerinde azınlıklar bahane edilerek Osmanlı Devleti’nin içişlerine müdahale etmeye çalışan Avrupa devletlerine karşı koz elde edilmeye çalışılmıştır.

[6]Midhat Sertoğlu, Mufassal Osmanlı Tarihi, C.5, TTK Basımevi, Ankara, 2011, s.3298.

[7]Armaoğlu, a.g.e., s.516-522.

[8] Bekir Bozkurt, İngiltere’nin Kıbrıs Adası’nı İlhak Süreci, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara, 2005, s.22.

[9] Kuntay Gücüm, “Finans Girdabında Boğulan İmparatorluk Mülkü: Kıbrıs”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, Yıl: 2013/2, C.12, Sayı:24, s.95.

[10] Bozkurt, a.g.t., s.44.

[11] İsmail Şahin, “1878 Kıbrıs Antlaşması ve Ermeni Meselesi”, Ermeni Araştırmaları, Yıl:2012, Sayı:43, s.144.

[12] Halil Fikret Alasya, “Kıbrıs”,TDV Ansiklopedisi, C.25, s.380-383.

[13] Bozkurt, a.g.t., s.50.

[14] Bozkurt, a.g.t., 63.

[15] Alasya, a.g.m., s.380-383.

[16] Metin Menekşe, “Berlin Konferansı Sonrasında Osmanlı-İngiliz İlişkilerinde Kıbrıs Meselesi (1878-1923)”,Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, Yıl:2013/1 (Ocak-Haziran), Kıbrıs Özel Sayısı, s.316; Sertoğlu, a.g.e., s.2334.

[17]Armaoğlu, a.g.e., s.533-537.

[18] Gücüm, a.g.m., s.97-102.

[19] Alasya, a.g.m., s.380-383.


*Bu makale 21-24 Mart 2019 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Başkenti Lefkoşa’da düzenlenen Rauf Raif Denktaş ve Dr. Fazıl Küçük 1. Uluslararası Kıbrıs Araştırmaları Sempozyumu’nda bildiri olarak sunulmuştur.