DÜŞÜNCE

Bilimsel Etik ve Literatür Araştırması

TARİHÇESİ

1665, Journal des Sçavans (Fransa), Philosophical Transactions of the Royal Society of London (İngiltere) Bilinen ilk bilimsel dergidir.  17. yy. dan itibaren bilimsel araştırmalar ve yayınların daha sistematik olarak ortaya çıkışlarından bu yana büyük bir sorunun ortaya çıkmasına ve yahut farkına varılmasına sebep olmuştur, bilimsel hırsızlık (intihal) , çarpıtma ve daha bir çok olumsuz durum. 19. yy. itibari ise hakemli dergilerin güvenilir ve kaliteli olduğu algısı yaygındı. 2. Dünya savaşından sonra ise AR-GE çalışmaları ile birlikte devasa bir bilgi patlama yaşandı, bu 20 yüzyılın ilk yarısı son 20 yılında ise elektronik yayıncılık devasa boyutlarda büyüme gösterdi.

Tarihsel dönemlerden günümüze kadar bilimsel araştırma ve yayın etiğine bakış açıları değişmiştir. Gelişmiş ülkelerde 17. yüzyıla kadar aşırma ayıp sayılmamıştır (Yazıcı 2000; Malon 1995‟e atfen). Matbaanın icadı, Rönesans ve reformlarla birlikte, okuyanlar çoğalmış, yazarlık kazanç sağlayan bir meslek halini almış, süreç içinde sanatkârın, bilim insanının ve yazarın emek ve düşüncesini aşırmak, toplumda mal çalmakla eşdeğer tutulmuştur. Aşırma batı ülkelerinde 19. yüzyılda adi suçlar kapsamına alınmıştır. Yakın zamana; yaklaşık 30-40 yıl öncesine kadar, dünyada aşırmanın yalnız edebi eserlerde, fikir ve sanat eserlerinde ve müzik eserlerinde gündeme geldiği ifade edilmektedir. Bilimsel eserlerde ise, aşırmanın incelenmesine söz konusu tarihlerde veya biraz daha önce başlandığı belirtilmektedir (4).

Bunun sonucunda alan çalışmaları sırasında bilgi hırsızlığı, kirliliği yahut bilginin çarpıtılması gibi birçok istenmeyen durumla karşı karşıya gelindi. Bu nedenle birçok ülkede ve ülkemizde konu ile ilgili çalışmalar ve kanunlar yapıldı.

Bilimde ilerleme, önemli ölçüde, bilimsel araştırmaların yayınlanmasına bağlıdır. Bir başka deyişle bilimsel araştırmaların hedefi, elde edilen bilgi ve bulguların bilimsel bir dergide, özellikle iyi çalışan bir hakemli bir dergide yayınlanabilmesidir.  Bir araştırmanın bilimsel olarak kabul edilmesinin ölçütlerinden biri de etik kurallara uygun olarak o araştırmanın yürütülmüş olmasıdır. Uzun deneme ve araştırma faaliyetleri, kaynak ve literatür temini ve taramaları ve/veya laboratuar, klinik çalışmaları, verileri metne dönüştürme gayreti ve daha pek çok yorucu evreden sonra ortaya çıkan çalışmanın, bilimsel bir yayın olarak kabulü, aynı zamanda harcanan onca emeğin hak ettiği ödülü alması anlamına da gelmektedir. Ancak bu ideal çizginin korunamadığı, dürüstlük, açıklık, tarafsızlık, nesnellik ilkelerine uyulmadığı; okuyucunun bilimsel yönden yanıltılarak, yayın etiğinin çiğnendiği durumlar sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Bu da harcanan çabaları boşa çıkararak, yapılan yayının bilimsel ve etik değerini düşürmektedir ya da hiçe indirgemektedir(4).

Bu durum her şeyden önce araştırmacının bilimsel ve etik sorumluluğunu yerine getirmediği anlamına gelir. Ayrıca üniversite, kamu veya özel kuruluşları bütçelerinden desteklenen çalışmalar, bu desteği, o çalışmanın bilimsel ölçütlere uygun yürütüleceğine dair güven esasına dayanarak alırlar4. Buna karşılık yayın etiğine uyulmaması hem yazar, hem editör hem de ilgili kurumlar açısından çok yönlü sorumluluk problemlerini gündeme getirmektedir. Tüm dünyada bilimsel yayın etiği ve bununla ilgili denetim kuralları üzerinde eskiye oranla daha önemle durulmaktadır. Zira bilimsel dergi editörleri, bir makalede, gerek hakem değerlendirmesi sürecinde gerekse yayını sonrasında, bilimsel yayın etiğinin çiğnendiğine dair uyarılar ve eleştiriler almakta ve bilimsel yanıltmanın önüne geçebilmek için çeşitli yöntemler geliştirmektedirler5. Batı Avrupa ülkelerinde çeşitli organlar, örneğin Avrupa Tıp Araştırma Konseyleri Avrupa Bilim Kurumu, ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü (National Institute of Health)6, Amerikan Tıp Örgütü (American Medical Association), Uluslararası Tıbbi Dergi Editörleri Kurulu (International Committee of Medical Journal Editors), Yayın Etiği Kurulu (Committee on Publication Ethics The COPE report 1999)7, 8 gibi çeşitli kurumlar yayınladıkları bildirgeler, raporlar, kılavuzlar, el kitapları ile bilimsel yayın etiğinin denetleyici standardlar ve tedbirler getirmeye çalışmaktadırlar. Ülkemizde de TÜBA, TÜBİTAK gibi bilimsel kuruluşlar, üniversiteler üniversitelerarası kurul (ÜAK), meslek odaları ve bunların dışında özel kurumların bilimsel araştırmaların yayın etiği yönünden denetlenmesi konusunda sorumluluğu bulunmaktadır ve bu konuda giderek artan oranda yayın etkinlikleri içindedirler(4).

BİLİMDE ETİK DIŞI DAVRANIŞLAR

“Scientific misconduct” terimi Türkçe’de “bilirnde etik dışı davranış”, “bilirnde kusurlu davranış” veya “bilimsel yanıltma” adlarıyla anılmaktadır. Bilirnde etik dışı davranış için aldatmaca ya da dolandırıcılık (scientific deception veyafraud) terimleri de kullanılır.

ABD Sağlık Bakanlığı Sağlık ve İnsan Servisleri Bölümü 1989’da ilk kez “scientific misconduct” terimini kullanmış ve tanımını yapmıştır: “Bilimsel bir ortam içinde araştırmanın amaçlanması, tasarımı, iletilmesiveya rapor edilmesi için genelolarak kabul edilen kurallardan ciddi şekilde sapma; yalan söyleme ve uydurma (fabrication); tahrif veya taklit etme veya değiştirme (falsification); aşırmacılık (plagiarism) veya benzer uygulamalara bilirnde etik dışı, uygunsuz ya da kusurlu davranış adı verilir. Aynı kuruluş 1995’te bilimde etik dışı davranış tanımlamasını yenilemiştir. Bu yenileme gereksinimi, parasal destek sağlama ya da yayın amaçlı hakemli değerlendirme sürecinde bazı dergi editörleri veya hakemlerin yeni bilgileri usulsüzce kullanmalarından kaynaklanmıştır. Bütün bu çalışmalara rağmen, bilirnde etik dışı davranış konusunda çizilmiş ve bilim dünyasının kabul ettiği bir tanımlama henüz yoktur (5).

Bilimsel iletişimde etik dışı davranışlar intihalle sınırlı değildir. Türkiye Bilimler Akademisi Bilim  Etiği Komitesi (2002) ve TÜBİTAK’ın  (2006) hazırlamış olduğu raporlarda etik dışı davranışlar şu  şekilde listelemektedir;