<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>osmanlı arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/tag/osmanli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/tag/osmanli/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 Sep 2021 06:59:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>osmanlı arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/tag/osmanli/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yeniliklerin Öncüsü II. Mahmud</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/yeniliklerin-oncusu-ii-mahmud/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Havva ELÇİOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Sep 2021 06:59:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ARKEOLOJİ & TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[ıı.mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[modernleşme]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=20372</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti XVI. yüzyıldan itibaren ıslahat çalışmaları yapmaya başlamıştır. Gerek iç gerekse dış unsurlar bunu yapmaya mecbur kılmıştır. Bu ıslahat çabaları XIX. yüzyılda da devam etmiştir fakat XIX. yüzyıl ıslahatlarının önceki dönemlerde yapılan ıslahatlardan büyük bir farkı vardır. Dönem hükümdarı çözüm için devlet erkânından bir rapor ve çözüm istemiştir. Akabinde on iki risale yazarı dönem [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/yeniliklerin-oncusu-ii-mahmud/">Yeniliklerin Öncüsü II. Mahmud</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti XVI. yüzyıldan itibaren ıslahat çalışmaları yapmaya başlamıştır. Gerek iç gerekse dış unsurlar bunu yapmaya mecbur kılmıştır. Bu ıslahat çabaları XIX. yüzyılda da devam etmiştir fakat XIX. yüzyıl ıslahatlarının önceki dönemlerde yapılan ıslahatlardan büyük bir farkı vardır. Dönem hükümdarı çözüm için devlet erkânından bir rapor ve çözüm istemiştir. Akabinde on iki risale yazarı dönem hakkında eserler kaleme almışlardır. Bu eserlerin ortak özelliği “kanun-ı kadim” denilen eski kanunlara geri dönülmesi yönünde olmuştur. Başta Koçi Bey ve diğer müellifler duraklama adı verilen bu devrede daha çok eskiye dönük bir arayış içine girmişlerdir. Devlet çözüm yolu olarak Osmanlı’nın ihtişam dönemleri arasında olan Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemi nizamlarının uygulanması yönünde adımlar atılmıştır fakat bir neticeye ulaşılamamıştır. Bilahare devletin her alanında bu olumsuzluklar devam etmiştir. II. Mahmud dönemindeki Rum isyanları ve Mısır sorunu devleti yeni arayışlar içine düşürmüştür. II. Mahmud dönemi ıslahat açısından iki dönemde ele alınır. Birincisi 1826 yılından önceki dönem; diğeri ise 1826’dan sonraki dönemdir. İlk kısmı ıslahatların hazırlık devresini, ikinci kısım ise gerçekleşme devresini teşkil eder. İlk dönemde daima yeniçerilerin tehdidi altında hükümdarlık yaparken, ikinci dönemde uyguladığı kararlar doğrultusunda Türk tarihinin en büyük padişahlarından birisi olarak literatüre geçmiştir. Islahat yaparken dikkat ettiği husus da inkılâplara şahsen karar vermemiştir. Sadrazam tarafından Anadolu ve Rumeli ayan ve ileri gelenleri İstanbul’a davet edildi. “Meşveret-i Amme” denilen ve devletin ileri gelenlerinin de katıldığı bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantı sonunda kararlar oy birliği ile alınır ve ilan edilirdi. Sultan II. Mahmud ve Ayanlar arasında alınan bu kararlara “Senedi İttifak” adı verilmiştir. II. Mahmud, dağılmakta olan devleti, uyguladığı inkılâpları ile kurtarmaya çalışmıştır. Bütün işlerinde batı teknik ve kültüründen faydalanma yolunu tutmuştur. Hızla yıkılmaya başlayan devleti ayakta tutmayı başarmıştı. II. Mahmud’un ıslahat hareketleri devletin, içine düştüğü durumun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.</p>
<p><strong>ASKERİ ALANDA YAPILAN ISLAHATLAR</strong><br />
Osmanlı Devleti kuruluş ve yükselme döneminde dünyanın en güçlü ordusuna sahipti. XVI. Yüzyılın son çeyreğinde idari ve mali aksaklıklar orduya da yansımış ve orduda bozulmalar başlamıştır. Osmanlı askeri teşkilatı Yeniçeriler ve Tımarlı Sipahilerden oluşmaktadır. Yeniçeriler devşirme adlı sistem ile küçük yaşlarda eğitimi tamamlanan maaşlı askerlerdir. Tımarlı Sipahiler (Eyalet askerleri) ise; kendilerine verilen topraklar karşılığında savaşa gitmekle yükümlü birliklerdir. Yeniçeri Ocağındaki bozulmanın nedeni; ocağa usulsüz adam alınması ve mevcudun aşırı şekilde artmasıdır. Devlet yeniçerilerin maaş ve ulufelerini ödemesi noktasında zorluk çekmiştir. Ordudaki bozulma tımarlı sipahilere de yansımıştır. Sipahiler askerlik mesleğini yerine getirmedikleri gibi halka eziyet yapıyorlar,’’ salma” adı altında halktan zorla para topluyorlardı. Kısaca ordudaki bozulma şu şekildedir.<br />
1-Temel eğitim eksikliği<br />
2-Asker alımındaki bozukluk<br />
3-Ordudaki yetişmiş eleman yetersizliği<br />
4-Avrupa askeri alanda Osmanlı’nın önüne geçmesi<br />
İşte bu sebeplerden ötürü, II. Mahmud askeri alanda önemli çalışmalar yapmasına neden olmuştur.</p>
<p><strong>Sekban-I Cedit Ordusunun Kurulması</strong><br />
Devletin en acil ve önemli meselesi, dış durum nedeniyle, dağılan Nizam-ı Cedit ordusunun yeniden toparlanması gerekiyordu. Yeniçeri ordusu ile işlerin daha da kötüye gittiği anlaşılmıştı. Bu düşünceyle ulema, rical ve ocak ağalarının ile Yeniçeri Ocağı’na düzenlenmesi gerekiyordu. Esasen II. Mahmut Yeniçeri Ocağı’nın tamamen ortadan kaldırılmasını istiyordu. Ancak isyan çıkarmaları nedeniyle ıslah etme yoluna gitti. Sened-i İttifak’ın imzasından on beş gün kadar sonra, başta Yeniçeri Ocağı olmak üzere, yedi ocaktan bir muvafakatname alınıp, sekizinci bir ocak kurulmaya karar verilmişti. Oluşturulan ocağın karakteri III. Selim devrindeki Nizam-ı Cedit ordusuyla aynıydı. Yeni kurulan asker ocağına Sekban-ı Cedit adı verildi. Sekban-ı Cedit’in kuruluşuna paralel olarak Yeniçeri Ocağı’nda da ıslahat yapıldı. Düzenlenmesinde temel olarak Kanunî Sultan Süleyman kanunnameleri kabul edildi. Toptan kaldırılması uygun bulunmuş ise de, padişah tarafından (şimdilik) buna izin verilmedi. Alemdar Mustafa Paşa’nın sadrazam olmasından Yeniçeriler rahatsız oldu. Sekban-ı Cedit’in kurulmasından bir ay, Alemdar’ın iş başına gelmesinden 3,5 ay sonra, 14 Kasım gecesi yeniçeri isyanı patlak verdi. Bâb-ı Ali’ye hücum eden asilere karşı sekbanlar dağınık ve komutansız kaldıkları için sadrazama yardım edemediler. Yeniçeriler, Alemdar’ı öldürdüler. Saraya da hücum ettiler. Yeniçeriler II. Mahmut’u istemediklerini, IV. Mustafa’yı tahta çıkarmaya karar verdiklerini ilan ettiler. Aynı gün şeyhülislâm, IV. Mustafa’nın idamı için fetva çıkarıldı ve öldürüldü. İstanbul’da kardeşin kardeşi kıydığı günler yaşanmaya başladı. Yeniçerilerin amacı Sekban-ı Cedit ocağının kaldırılmasıydı ve bu gerçekleşti.</p>
<p><strong>Eşkinci Ocağı’nın Kurulması</strong><br />
Padişah yeniçerilerden talimli bir ordu çıkarmak istiyordu. Yeniçeri ağası Celalettin Ağa vasıtasıyla Yeniçerilerden söz alındıktan sonra, ulema, vezirler ve yeniçerilerin bulunduğu bir meclis toplandı. Devletin ve ordunun durumu konuşuldu. Padişahın isteği üzerine hazırlanan layiha okundu. Yeniçeri taburundan yüz ellişer nefer seçilen nefere “Eşkinci” adı verildi. Yeniçeriler gizli bir cemiyet kurmuşlar ve yeni bir ihtilal hazırlamaya başladılar. Bu isyan nedeniyle kaldırılmıştır.</p>
<p><strong>Vak’a-İ Hayriye Olayı</strong><br />
On yedi yıldır bu ocağı kaldırmayı tasarlayan II. Mahmut, 25 Mayıs 1825&#8217;te bu fikrini uygulamaya koydu. Eşkinci Ocağı’nın kurulmasından, üç gün sonra ayaklanan yeniçeriler, kazanlarını Etmeydanı&#8217;na çıkararak gösterilere başladılar. Ulemayı yanına alan II. Mahmut, Sancak-ı Şerif&#8217;i çıkararak halkı yeniçerilere karşı savaşmaya çağırdı.<br />
Yeniçeri Ocağı dışındaki bütün ocaklar, padişaha sadakatlerini bildirdiler. Aksaray&#8217;daki Etmeydanı&#8217;nda bulunan yeniçeri kışlaları top ateşine tutuldu. 6.000&#8217;den fazla yeniçeri öldürüldü. 20.000 civarında isyancı da tutuklandı. Bu olay ile birlikte Osmanlı kuruluş döneminden itibaren varlığını sürdüren Yeniçeri Ocağı kaldırıldı.</p>
<p><strong>Asakir-İ Mansure-İ Muhammediye Ordusunun Kurulması</strong><br />
Yeniçeri Ocağı’nın zaman içinde ihtiyaca cevap vermemesi ve büyük bir sorun kaynağı haline gelmesi nedeniyle 1826 yılında Vaka-i Hayriye ile kaldırılmıştı. Bunun ardından en kısa sürede Asâkir-i Mansûre adında modern bir ordu kurma teşebbüsü başlamıştır. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye, çağın gereklerine uygun bir yapıda oluşturulmak istendi. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi askerlere düzenli eğitim öğretim yaptırıldı, giyim kuşam, araç gereç ve silahlar da yenilendi. Yeni ordunun üniforma, bot ve diğer teçhizatının karşılanması amacıyla feshane, debbağhane (deri imalathanesi) ve iplikhane adlarıyla imalathaneler kuruldu. Yeni kurulan ordunun asker ihtiyacının karşılanması amacıyla “Mekteb-i Fünun-ı Harbiye” kuruldu.</p>
<p><strong>Askeri alandaki diğer ıslahatlar</strong><br />
İlk defa askeri ve vergi verenlerin sayısını öğrenmek için nüfus sayımı yapıldı.<br />
“Dar-ı Şurayı Askeri” – Askerlik şubeleri kuruldu. Askerlik işlerini yapmak için.<br />
Jandarmanın temeli sayılan “Redif Birlikleri” kuruldu.<br />
Mehterhane kapatıldı. Yerine Giuseppe Donizetti Paşa (İtalyan asıllı) tarafından “Mızıkayı Hümayun” kuruldu.</p>
<p><strong>İDARİ ALANDA YAPILAN ISLAHATLAR</strong><br />
Kuvvetli ve hâkim bir merkezi idare kurulduktan sonra valilerin gittikleri yerlerde vergi toplayarak bununla geçinmeleri usulü kaldırmış ve kendilerine belli maaşlar bağlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin idare merkezi, başlangıçta Divan-ı Hümayun’du. Sonraları ve özellikle XVIII. yüzyılın ortalarına doğru “Hademe-i Bab-ı Asafi denilen Sadaret Dairesi memurları bu görevi üstlendi. Divan-ı Hümayun ehemmiyetini kaybetti; ancak hukuken yetkilerini muhafaza ediyordu. Birçok büyük memuriyetin devlet idaresinde hiçbir fonksiyonu kalmamıştı. Devlet içerinde kargaşa yaşanmaya başlandı. Bunun üzerine, meseleyi köklü olarak halletmek isteyen II. Mahmud, merkezi hükümet teşkilatını tamamen batı devletlerindekine uydurdu. Hükümete yeni bir şekil vermeye çalıştı. Sadrazam ve şeyhülislamda toplanmış olan hükümet yetkilerini vekillere dağıttı. Şeyhülislamlar, Sultan II. Mahmud tarafından divan üyeliğine tayin edildi. Devlet teşkilatında geniş ölçüde bir iş bölümü yapıldı. 30 Mart 1838’den itibaren sadrazamlık unvanını başvekilliğe çevirdi. Ancak onun ölümünden sonra sadrazam unvanı yeniden kullanılmış. Sadrazam padişahın mutlak vekili olmaktan çıktı. Bu sıfatla eskiden kendisine geçmekte olan yetkiler bakanlara (nazırlara) geçti. Mühür, bakanlarda da bulunması uygun görüldü. Bundan sonra başvekâlet, bakanlıklar arasında ilişki sağlayacaktır. Başvekile türlü işlerde yardım etmek için bir de başvekâlet yardımcılığı kuruldu. Başvekilin işi, meclislerin çalışmaları arasında birliği sağlamak ve bunlarla padişah arasında bağlantı kurmaktır. Sadaret kethüdalığını 1835 yılında Umur-ı Mülkiye Nezareti’ne, 1837’de Umur-ı Dâhiliye Nezareti’ne çeviren Sultan II. Mahmud, Reisülküttablığı 1836 yılında Umur-ı Hariciye Nezareti’ne, Başdefterdarlık makamını da Umur-ı Maliye Nezareti’ne çevirdi. Çavuşbaşılık ise 1836 yılında Adliye Nezareti oldu. Yeniçeri ağalığı ise, ocağın kapatılmasından sonra seraskerlik makamına getirildi. Sadrazamlık ve Şeyhülislamlıkla eşdeğerde tutuldu. Evkaf ve ticaret nezaretleri de kuruldu. Şehreminilik’i kaldırarak yerine “İhtisap Nazırlığı”nı kurdu. Görevi; vilayetlerde ve kentlerde, hatta İstanbul’da vergi toplamaktır.</p>
<p><strong>II. Mahmud Döneminde Kurulan Meclisler</strong><br />
Meclis-i Vala-yı Ahkâm-ı Adliyve: adalet işlerinden sorumlu bir meclisti.<br />
Dar-ı Şûra-yı Bab-ı Âli: yönetim işlerini alakadar eden meselelere<br />
Dar-ı Şûra-yı Askeri: Her türlü askeri işlerin yerine getirilmesinden sorumlu meclistir<br />
MecIis-i Vükela: Nazırların toplandığı padişahın hususi danışma kurulu olarak faaliyet gösteren meclistir.</p>
<p><strong>İdari Alanda Yapılan Diğer Islahatlar</strong><br />
*Ula, saniye, salise ve rabia olarak memurluklara karşılık teşkil eden sınıflar kuruldu. Bu rütbelere nişanlar, resmi elbiseler ve kılıçlar verildi. Memurların derecelerine ve işlerinin önemine göre, maaş bağlandı<br />
* iki Ceza Kanunnamesi kabul edilmiştir. biri Kadıasker, Kadı ve Nüvvab’a, diğeri ise memura özgüdür.<br />
*Muhtarlık teşkilatı tesis edilmiştir.<br />
* İmamların görev ve işlevleri de dini alanla sınırlandırılmaya gidilmiştir.<br />
*Daimi elçilikleri sayesinde Bab-ı Âli, Avrupa siyasetini yakından tanıdı. Ayrıca elçiliklerde vazife gören memurlar yabancı dil örendiler</p>
<p><strong>SOSYAL ALANDA YAPILAN ISLAHATLAR</strong></p>
<p><strong>Kıyafet Kanunu</strong><br />
Sivil memur kıyafetlerinde geleneksel tarz terk edilerek Avrupa tarzı benimsendi. II. Mahmud, setre ve pantolonu mecburi kıyafet yaptıktan sonra serpuş meselesini de ele aldı.Sarığın kaldırılıp yerine fes getirildi.</p>
<p><strong>Nüfus Sayımı ve Mülk Yazımı</strong><br />
Modern anlamda ilk nüfus sayımı II. Mahmud devrinde yapıldı. Yeniçeri Ocağı‘nın kaldırılmasından sonra, kurulması kararlaştırılan yeni asker için insan ve vergi kaynaklarına ihtiyaç vardı. Savaşlar olmuş, salgın hastalıklarda çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Müslüman nüfusun göçleri de aynı şekilde nüfusun değişmesine yol açan etkendi. Dolaysıyla nüfus sayımının yapılması zaruri hale gelmiştir. Nüfus sayımının için bir meclis kuruldu. Böylece her eyaletin nüfusu ve emlaki tespit edilmiş oldu.</p>
<p><strong>Posta Teşkilatının Kurulması</strong><br />
Posta hizmeti, atlı haberciler (ulak teşkilatı) tarafından sağlanırdı. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri vardı. Modern posta usulü, II. Mahmud döneminde hayata geçmiştir. Devlet işleri için kullanılan bu teşkilat, vatandaş hizmetinde de kullanır hale gelmiştir. Bunun yanı sıra postaneler, posta yolu yapılmış ve posta ile haberleşme daha pratik bir duruma gelmiştir.</p>
<p><strong>İlk Osmanlı Pasaportu</strong><br />
Hariciye Nezareti (Dışişleri Bakanlıı)’nin kurulması ile yurtdışına seyahatler yapan bakanlığın diplomatik heyetleri için pasaport gerekli kıldı. İki usul esas kabul edildi. Memleket içinde yapılan geziler için kişilerin mürur tezkeresi taşımaları, memleket dışına pasaport almaları şart getirildi.</p>
<p><strong>Müsadere Usulüne Son Verilmesi</strong><br />
Müsadere; suçlunun mal varlığının bütünü veya bir kısmı üstündeki mülkiyetine son verilmesi anlamına gelmektedir. Bu sistem tarih boyunca uygulanmıştır. Bir ceza ya da güvenlik tedbiri olarak uygulanan bu yöntemin temelinde dört önemli sebebin yattığı görülmektedir.</p>
<p style="padding-left: 40px;">
1-Güçlü merkezi bir imparatorluk kurmak<br />
2-Merkezi otoriteye rakip olabilecek güçlerin oluşumunu engellemek<br />
3-Ekonomik bunalım ve savaş zamanlarında hazineye gelir sağlamak<br />
4-Üst düzey devlet görevlilerinin öldükten sonra mirasçılarına bir şey bırakamayacaklarını düşünerek dürüst davranmalarını sağlamak<br />
5-Devlet adamları ve nüfuz sahibi kişilerin çeşitli yollarla devlete ait malları ele geçirme<br />
vb. nedenlerden ötürü yolsuzluklar son derece müsait idi. Memurlar bazen malları kendi aralarında bölüşüyorlardı. II. Mahmud ayanların nüfuzunu kırmak amacıyla, çoğunu idam ettirip mallarını müsadere ettirdi. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması müsaderenin de kaldırıldığı ilan edilmiştir.</p>
<p><strong>Ayanlarla Mücadele</strong><br />
Ayan; bir şehir, kasaba, zümre ve dönem içindeki ileri gelen kimseler anlamındadır. II. Mahmud zamanında eyaletlerde yarı bağımsız ayanlar türemişti. Sadrazam Alemdar Mustafa Sened-i İttifak’ın imzalanmasında aracı olurken bu antlaşma ile ayanlara geniş yetkiler vermiştir. Fakat padişah onların devlet üzerinde nüfusunu kırmak adına güçlerini kırmıştır. Ayanlık teşkilatı yerine muhtarlık örgütü kuruldu.</p>
<p><strong>Eyalet Yönetiminde Düzenleme</strong><br />
Eyaleti yöneten vali halktan ağır vergiler almaktaydı. Vergi toplama işine son verdi ve onlara maaş tahsis ederek valileri merkeze bağlandı. Valilere redif adı altında Avrupa usulü asker yetiştirme görevi verildi.</p>
<p><strong>Sosyal ve Kültürel Alanda Yapılan Diğer Islahatlar</strong><br />
* İhtiyar ve düşkünler için hastaneler yapılmasına,<br />
* İlim ve maarifin yayılmasına, her yerde mektepler yapılarak çocukların cahillikten kurtulmasına,<br />
* Yolcuların ve ticaret adamlarının emniyetinin sağlanmasına gayret etmiş,<br />
*Memleketin asayişinin temini için polis teşkilatı<br />
* Bab-ı âli’nin Perşembe günleri tatil edilmesine<br />
* İlk vapur satın alındı. Galat köprüsü yapılmıştır.</p>
<p><strong>Sağlık Alanında Yapılan Çalışmalar</strong><br />
Osmanlı ülkesinde hekimler, dışarıdan gelenler hariç, tamamen medreselerden yetişmekteydi. Batının tıp metotları, yurda ancak XVIII. yüzyılda girmiştir. Hekim ve cerrah yetiştirecek bir müessese kurulmasına karar verilmiş ve Tıbhane ve Cerrahhane öğrenime açıldı. Kolera ve veba gibi salgın hastalıklar Osmanlı’ya hac için gelen Hindistan ve Türkistan hacıları vasıtasıyla girer, çok sayıda insan kaybına sebebiyet verirdi. Osmanlı Devleti’nde ilk karantina uygulaması bu dönemde hayata geçmiştir. Aynı zamanda tahaffuzhaneler kuruldu</p>
<p><strong>EKONOMİ ALANINDA YAPILAN ISLAHATLAR</strong><br />
Sanayi Devrimi’nin sonucu uluslararası ekonomik ilişkiler de artış göstermişti. Üretimin artması, Avrupalı Devletleri’ni hammadde ihtiyaçlarına kaynak arayışı içine sokmuştu. Bu çerçevede, sömürgecilik faaliyetleri hız kazanmıştı. Osmanlı İmparatorluğu, sömürge arayışındaki Avrupa ülkeleri için bir çekim alanı haline gelmiştir. Osmanlı iç ve dış ticareti yabancıların eline geçirmiştir. İngiltere, Hindistan’a gitmek için daha kısa ve ucuz bir yol olan Akdeniz’i ve Anadolu’daki ırmakları ticaret yolu olarak kullanmaya başlamıştı. Bu yollar, Osmanlı kontrolü altında olduğundan, İngilizler Osmanlı ile yakın ilişkiler kurmaya başlamıştır. 16 Ağustos 1838’de Osmanlı ve İngiltere arasında ticaret ve denizcilik antlaşması olan, Balta Limanı Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma Osmanlı iktisadi tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Avrupalı güçler için ilk hedef iç gümrüklerin kaldırılması, ikinci hedef ise hammadde yasağının kaldırılmasıdır. İhraç yasakları tamamen kaldırılırken, yabancı tüccarların her istediği malı satın alma imkânı sağlanıyordu. Avrupalı tüccarlar Osmanlı Devleti’ne daha fazla nüfuz etmeye başlamışlardı. İngiliz tüccarlar, Osmanlı tüccarları gibi imparatorluğun her yerinde ticaret yapabileceklerdi. Balta Limanı Antlaşması ile tanınan ticari haklar sonrasında diğer Avrupa Devletlerine de tanınmıştır. Bu sayede isteyen herhangi bir Avrupalı Devlet ile aynı şartları içeren bir antlaşma yapılabilmesinin mümkün duruma gelmişti.</p>
<p><strong>II. Mahmud Dönemi Para Politikaları</strong><br />
Yunanistan, Mısır, Rusya, Avusturya ile yapılan savaşlar nedeniyle akçe sürekli tağşişe uğramıştır. II. Mahmud paraların ayarlarıyla en çok oynandığı (tağşiş edildiği) dönem olmuştur. Tahta çıktığında Osmanlı kuruşu içinde 5,9 gram gümüş iken, gümüş miktarı 0,5 gram ile en düşük değere indikten sonra 1832 de 0,94 gram ve 1844 ‘te 1,00 grama çıktı. Altın sikkelerdeki tağşiş oranları ise gümüşe göre daha sınırlı kaldı. II. Mahmud Osmanlı tarihinin en fazla (3.500 çeşit) para basan padişahı olmuştur. Ekonomik alandaki ıslahatlar başarısızlıkla sonuçlandığı gibi, sosyal, siyasal huzursuzlukların artmasına da yol açmıştır.</p>
<p><strong>Çuha Fabrikası Kurulması Çalışmaları</strong><br />
Napolyon Savaşları sona erince Avrupa’da üretim bir hali artmıştır. Avrupa mallarının artışı hızlanmıştır. II. Mahmud, bu alanda da eksikleri görmezlikten gelmedi. Dışarıdan getirilen yabancı mallara karşı yerli malı üretimi düşünüldü. Yabancı devlet kumaşından elbise yapılmasını yasakladı. Çuha yapımının arttırılması için, İngiliz kumaş fabrikalarında inceleme yapmaya memur edildi. Osmanlı tüccarlarının karşı koyması sonucu, bu planlar uygulamaya konulamadı. iktisadi alandaki değişmeler sanayileşme adına olmaktan çok ordunun ihtiyaçlarını gidermeye yönelik olmuştur. Ordunun üniformasını karşılamak bunlardan bir tanesidir. İplikhane ve feshane fabrikası kurulmuşu. 1838’den sonra ticaret sözleşmelerinin etkisiyle, yerli sanayi çökmeye başlamıştır.</p>
<p><strong>EĞİTİM ALANINDA YAPILAN ISLAHATLAR</strong><br />
II. Mahmud dönemindeki ıslahatların önemli bölümü de eğitim alanında yapılanlardır. Devletin kuruluş ve yükseliş dönemlerinde çok yaygın olan eğitim, medreselerde yapılmak idi. Eğitimdeki istikrarsızlığı düzenlemek için medresenin tamamen kaldırmaya imkân yoktu. Medreselerde sadece şer’i ilme yer verilmesine gidildi. Medreseler olduğu gibi bırakılarak batının eğitim prensipleri ve kurumları kabul edildi. Askeri okulların açılması başlandı. İlk kez Batı dilleri müfredat programına alınmıştır (İngilizce, Fransızca). İlk kez ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir. Batı’ya öğrenci gönderilmiştir. Türkçe yayınlanan ilk gazete “Takvim-i Vekayi” eğitim ve iletişim alanında önemli bir yer tutmaktadır.</p>
<p><strong>Sıbyan Okulları</strong><br />
Sıbyan okulunun amacı; Kur’an okutmak, namaz kılma usullerini, namazda okunacak ayetleri ve duaları öğretmek ve biraz da yazı yazdırmaktır. Vakıflar tarafından kurulmuştur. sıbyan mektebi ilkokul vazifesi görmektedir. II. Mahmud sıbyan okullarının durumu ele almıştır. “Talim –i sıbyan” hakkında bir ferman yayınlamıştır. Bu fermanda; cehaletin kötülüklerinden ve çocukların okula değil çırakla verilmesine, ergenlik çağına kadar okullara göndermeleri yer almıştır. Ayrıca Sıbyan okullarına devam mecburiyeti konulurken, mekteplerinin programları düzene gidilmiştir.</p>
<p><strong>Rüşdiye Okulları</strong><br />
Kendine balı bir kurum olan Meclisi Umur-ı Nafia’ya hazırlanan layihada eğitimde reform yapılmasının zaruret kılındığı, öncelikle eğitimin önemi vurgulanmıştır. esas konularında biri olan “Sınıf-ı sâni” olarak adlandırılan rüşdiye mekteplerine Türkçe, Tuhfe ve Nuhbe, Sübha-ı Sıbyan gibi dil. Birgivi Risalesi ve dier ahlak kitapları, hat ve kitabet dersleri müfredata dahil edilmiştir. Yatılı kalan öğrencilerin yiyecekleri, giyecekleri ve kırtasiye masraflarının da devlet tarafından karşılanması esası getirilmiştir.</p>
<p><strong>Mekteb-İ Tibbiye: Tıp Fakültesi</strong><br />
Tıp öğretimi yapan ilk kurum Süleymaniye Medresesi içerisinde açılan “Tıb Medresesi”dir. Fatih ve Süleymaniye medreselerinde de tıp eğitimi verilmekte idi. Çağdaş anlamda ilk tıp eğitim kurumu II. Mahmud döneminde yapılmıştır. Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adlı bir ordu kurulunca, bu ordunun hizmetlerinin karşılanması için modern bir tıp okulunun açılması kararlaştırıldı. İlk programını hazırlayan Behçet Efendi. Türkiye’de modern tıp mektebinin, de kurucusu oldu.Buna Tıbhâne de denmiştir.</p>
<p><strong>Mekteb-i Harbiye</strong><br />
Savaş alanlarında uğranılan yenilgi, Osmanlı devlet adamlarını orduda yeni düzenlemelere itmiştir.Asakir- i Mansure için çok sayıda subaya ihtiyaç vardı. Bu subayların eğitimi üzerine böyle bir düzenlenmeye gidilmiştir.<br />
Muzıka-i Hümayun: Müzik Okulu<br />
Osmanlı devletinin musiki takımı mehterhane idi. Ancak 1826’da Yeniçeri Ocağı ile birlikte o da kaldırılmıştır. Mansure ordusuna bir bando takımı gerekiyordu. Eski mehterhane, asker bir milletin kahramanlık duygularını ve ordu ihtiyacını nasıl karşılıyorduysa, Avrupai askeri teşkilatın da bu ihtiyacını karşılamak üzere “Mızıka-i Hümayun Mektebi” kurulmuştur. Müzika-ı Hümayun’da Arapça ve Farsçanın yanında uygulamalı musiki dersleri, notalar, besteler okutulmaktaydı.</p>
<p><strong>Avrupa’ya Öğrenci Gönderilmesi</strong><br />
Avrupa usulünü öğrenmek ve zamanın ihtiyaçlarını belirlemek ve aynı zamanda bilgi sahibi insanlar yetiştirmek amacıyla Paris’e öğrenci gönderilmiştir.</p>
<p><strong>Takvim-i Vekayi</strong><br />
II. Mahmud dönemine kadar halkı haberdar etmek için resmi bir gazete çıkmamıştı. İlk gazeteler Fransızca olarak çıkarıldı. Bu yayın organları ilk etapta Fransız okurları hedeflemek amacıyla çıkarılmıştı. tüm Osmanlı vatandaşlarının yurtta ve dünyada olanları, yabancıların da Osmanlı yönetiminin resmi görüşünü öğrenmesi nedeniyle, ilk resmi gazetesi “Takvim-i Vekayi” çıkarıldı.</p>
<p><strong>Tercüme Odası</strong><br />
II. Mahmud Bâb-ı Ali’de bir “Tercüme Odası” açtı. Amaç devletin dış ülkelerle olan resmi yazışmalarını yürütmenin yanında, yabancı dil, özellikle Fransızca bilen memurlar yetiştirmekti. Sadece diplomatik düzeyde değil, hemen hemen her kademede etkili roller üstlenen memurların yetişmesine yardımcı oldu.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong><br />
AGRAS, Nurdal. “II. Mahmud Dönemi Islahat Hareketleri Ve Iı. Mahmud&#8217;un Eğitim Öğretim Faaliyetleri”. 2010. Phd Thesis. Selçuk Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.<br />
BAYKARA, Tuncer. “II. Mahmud’un Islahatlnda İç Temeller: 1826-1839 Arasında Anadolu”. Tanzimat’ın 150. Ylldönümü Uluslararası Sempozyum” Sy 5 (I 9 9 4): 263-70.<br />
BEYDİLLİ, Kemal, &#8220;II. Mahmud&#8221;, Diyanet İslam Ansiklopedisi, C.Xxvıı, İstanbul, 2003.<br />
ÇABUK, Vahit, “Sultan II. Mahmut’un Islahat Çalışmaları”, Türk Dünyası Araştırmaları, S. 49-54, Etam Matbaa Tesisleri, İstanbul, 1991.<br />
ÇELİK, Yüksel. “II. Mahmud Devrinde İdari-Askeri Bir Üs: Rami Kışlası”. Osmanlı Araştırmaları 52, Sy 52 (10 Eylül 2018): 227-66.<br />
DOĞAN, Recai. Osmanlı Eğitim Kurumları Ve Eğitimde İlk Yenileşme Hareketlerinin Batılılaşma Açısından Tahlili. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1997, 37.1: 407-442.<br />
GÖLEN, Zafer, “Osmanlı Devleti’nde Islahat Hareketleri Ve Tanzimat”, Türk Dünyası Araştırmaları, S. 118, Etam Matbaa Tesisleri, İstanbul, 1999.<br />
LALE, Mehmet. II. Mahmud Dönemi Kıyafet Alanında Yapılan Yenilikler. 2006. Phd Thesis. Sosyal Bilimler.<br />
MERT, Özcan, “II. Mahmut Devrinde Anadolu Ve Rumeli’nin Sosyal Ve Ekonomik Durumu (1808-1839)”, Türk Dünyası Araştırmaları, S. 16, Etam Matbaa Tesisleri İstanbul, 1982.<br />
MUTLU, Şamil “Yeniçeri Ocağının Kaldırılışı Ve Iı. Mahmud’un Edirne Seyaha. Mehmed Dâniş Bey Ve Eserleri”, İstanbul 1994.<br />
ŞİMŞEK, Ali Rıza, “Osmanlı Ordusunda 18. Ve 19. Yüzyıllarda Yapılan Islahat Çalışmaları Ve Bu Çalışmalarda Yabancı Uzmanların Rolü”. Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006.<br />
Tuten, Ahmet. Sultan II. Mahmut Dönemi Islahat Çalışmaları.<br />
YARAMIŞ, Ahmet, “Yeniçeri Ocağı&#8217;nın Kaldırılması Ve Yerine Asâkir-İ Mansûre-İ Muhammediye&#8217;nin Kurulması”, Türkler, C.Xıı, Yeni Türkiye Yay., Ankara, 2002.<br />
YILDIRIM, Ruveyda Nida. II. Mahmut Dönemi Islahat Hareketleri/Reforms İn The Period Of Iı. Mahmut. 2006.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/yeniliklerin-oncusu-ii-mahmud/">Yeniliklerin Öncüsü II. Mahmud</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihin Unutulmaz Zaferi: Kut&#8217;ül Amare</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/tarihin-unutulmaz-zaferi-kutul-amare/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Havva ELÇİOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Apr 2021 09:46:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[ingiliz]]></category>
		<category><![CDATA[kut'ül amare]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=19707</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kut&#8217;ül Amare; Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Zaferi’nden sonra gelen önemli zaferdir. İngilizlerin Çanakkale’de almış oldukları hezimetinden sonra Kut’ül Amare’de yerle yeksan oldu ve itibarı daha da çöktü. Fakat bu zafer tarihimizi bu kadar etkilemiş olmasına rağmen tarihi kitaplarında çok fazla yer verilmemektedir. Kut’ül Amare Zaferi Türk tarihi için mühimdir. Sonraki dönemlerde siyasi gelişmelere yol açan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/tarihin-unutulmaz-zaferi-kutul-amare/">Tarihin Unutulmaz Zaferi: Kut&#8217;ül Amare</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kut&#8217;ül Amare; Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Zaferi’nden sonra gelen önemli zaferdir. İngilizlerin Çanakkale’de almış oldukları hezimetinden sonra Kut’ül Amare’de yerle yeksan oldu ve itibarı daha da çöktü. Fakat bu zafer tarihimizi bu kadar etkilemiş olmasına rağmen tarihi kitaplarında çok fazla yer verilmemektedir. Kut’ül Amare Zaferi Türk tarihi için mühimdir. Sonraki dönemlerde siyasi gelişmelere yol açan bir zaferdir. Halil Paşa ve kuvvetinin İngilizleri abluka altına almışlardır. İngilizler dört ay süren bu mücadelede sonuç elde edememişlerdir.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin Almanya’nın yanında savaşa girmesiyle İngiltere, sömürge faaliyetini Osmanlı Devleti’nin sınırları üzerinden politika yürütmüştür. I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ve İngiliz orduları Çanakkale, Irak ve Kanal cephelerinde karşılaşmıştır. İngiltere’nin Irak topraklarına yönelmesini nedeni; enerji kaynakları, ticaret, halifeliğin gücünü kırmak, Rusya ile kara bağlantısını sağlamak ve Aden petrollerine ulaşılmaktır. 15 Ekim 1914 tarihinde bir İngiliz Hint tümenini Bahreyn Adaları’na geçerken, Basra ve Kurna gibi bölgeleri ele geçirmişti. Enver Paşa, Irak’a düzenli kuvvet göndermeye karar verdi. Bu görev için en uygun kişinin Süleyman Askeri olacağını düşünerek görevlendirdi. Ahvaz’ı geri almasına rağmen kayda değer bir başarı elde edemeyen Süleyman Askeri, bu durumu gururuna yediremeyerek intihar etmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte İngiliz ordusu Türk kuvvetlerini püskürterek önce Kut’a, akabinde Nasıriyye’ye girmiştir. Cephedeki iklim koşullarının elverişsiz olması nedeniyle daha fazla ilerleyemeyen İngiliz kuvvetlerinin gücü bir hayli kırılmıştır. Süleyman Paşa’nın intiharı sonrası görevi Nurettin Paşa devralmıştır. 22 Kasım 1915 tarihinde Selman-ı Pak’ta Nurettin Paşa kumandasındaki Türk ordusu İngiliz kuvvetlerini geri püskürmüştür. İngiliz kuvvetleri bu taarruz karşısında daha fazla dayanamayarak, 3 Aralık 1915’te Kutü’l-Amare’ye geri çekilmişlerdir.<br />
Türk ordusu Kutü’l-Amare’nin etrafında çevreleyerek İngiliz gücünü daha da kırmaya başlamıştı. 10 Ocak 1916 tarihinde ise Nurettin Paşa’nın harekât planlarını uygun görmeyen Halil Paşa, kumandayı devralmıştır. Ocak ayının sonlarına doğru Türk ve İngiliz kuvvetleri arasında yaşanan Felahiye Savaşı’nda General Alymer komutasındaki İngiliz birlikleri büyük bir yenilgi alarak geri çekilmişlerdir.</p>
<p>Bu çarpışmada Türk kuvvetleri 500 kayıp verirken, İngilizlerin kaybı 8000’i bulmuştur. 21 Ocak, 7 Mart, 7 Nisan ve 24 Nisan tarihlerinde dört kez saldırıda bulunmalarına karşın İngiliz kuvvetleri, Kutü’l-Amare’deki kuşatmayı kaldırmayı başaramamışlardır. İngiliz ordusuna karşı bir zafer kazanılması bütün askerlere manevi bir moral kaynağı oldu. Aynı zamanda Almanya’da coşku ile karşılandı. Bu zaferle Anadolu&#8217;ya güneyden gelen İngiliz kuvvetleri durdurulmuş oldu ve Anadolu&#8217;nun güneyden işgali önlendi. İngilizler Çanakkale sonrasında ikinci defa büyük bir yenilgiye uğratılarak Türklerin üstünlüğünü kabul ettiler. Ancak bu zaferlerin bu direnişlerin seyri Mondros Mütarekesi’yle değişti. Mondros Mütarekesi’nden üç gün sonra Irak ve İran Cephelerinde savunulan Müslüman toprakları işgal edildiler.<br />
Türk tarihi için bu kadar öneme sahip olan bu zaferin, bir Çanakkale zaferi gibi yoğun ilgi görmemesi bizler için üzücüdür. Dönemin en önemli gücü olan İngilizlerin yoğun mücadelesi karşısında hezimete uğraması, anılmaması mümkün olmayan olaylardandır. Kut’ül Amare’de Osmanlı ordusu bizim bugün bu topraklarda bir Müslüman olarak yaşamamız için 25 bin şehit verdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">Kaynakça<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content">
<p>Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, İran-Irak Cephesi 1914-1918, C. 3, 1. Kısım, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yay., Ankara 1979.</p>
<p>Burak, Durdu Mehmet, Birinci Dünya Savaşı’nda Türk-İngiliz İlişkileri (1914- 1918), Babil Yay. Ankara 2004.</p>
<p>Tuncer, Hüner, Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu, Osmanlı İmparatorluğu ve Birinci Dünya Savaşı, Kaynak Yay., İstanbul 2011.</p>
</div>
            </div>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/tarihin-unutulmaz-zaferi-kutul-amare/">Tarihin Unutulmaz Zaferi: Kut&#8217;ül Amare</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Devleti Gerileme Dönemi</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/osmanli-devleti-gerileme-donemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Havva ELÇİOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2020 15:58:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[gerileme]]></category>
		<category><![CDATA[gerileme devri]]></category>
		<category><![CDATA[gerileme dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[gerilemenin temel nedenler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti gerileme]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti neden gerilemeye başladı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti neden yıkıldı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=18148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti Türk tarihi hatta İslam ve dünya tarihinde önemli bir rol oynamıştır. 3 kıtada, 600 yıl hüküm süren bu imparatorluk tarihte eşi ve benzeri olmayan devlettir. Osmanlılar harikulade bir düzen kurarak asırlarca kendilerinden olmayan insanlarla barış içinde yaşadılar. Bu başarı her ne kadar uzun ömürlü olsa da, gerileme ile birlikte sona gelindiği aşikardır. 17.yüzyılın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/osmanli-devleti-gerileme-donemi/">Osmanlı Devleti Gerileme Dönemi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti Türk tarihi hatta İslam ve dünya tarihinde önemli bir rol oynamıştır. 3 kıtada, 600 yıl hüküm süren bu imparatorluk tarihte eşi ve benzeri olmayan devlettir. Osmanlılar harikulade bir düzen kurarak asırlarca kendilerinden olmayan insanlarla barış içinde yaşadılar. Bu başarı her ne kadar uzun ömürlü olsa da, gerileme ile birlikte sona gelindiği aşikardır. 17.yüzyılın sonlarından itibaren bir gerileme dönemi başlamıştır. Bu gerileme ile birlikte devlet; toprak kaybetmeye, sınırları daralmaya, nüfusu azalmaya, ekonomik gücü zayıflamaya başlamıştır. 19.yüzyılda Osmanlı Devleti’ne “hasta adam” denilmiş ve topraklarını parçalamak için çeşitli politikalar izlenmiştir.</p>
<p>Gerilemenin Temel Nedenleri;</p>
<p>*Yönetici kadronun bozulması (bu durum askeri, idari, mali, ilmi hizmetlerde güç ve çıkar odakları meydana getirmiştir).</p>
<p>*İsyanlar(yeniçeri ayaklanması, sipahi isyanları, ulema hareketleri).</p>
<p>*Toprak düzeninde kanunnamelere aykırı hareket edilmesi (sosyal, ekonomik ve askeri yapının temelinde itibar edilmemesi).</p>
<p>*Osmanlı toplumunun sahip olduğu dünya görüşü (“Dünya fanidir. Dünya nimetleri sahte ve aldatıcıdır” anlayışı; halkta insanca yaşamak için çalışma teşebbüsünü doğurmuştur).</p>
<p>*Eğitimin dini oluşu (medreselerde pozitif bilimlere önem verilmez olmuş).</p>
<p>*Yalnızlık politikası sergilemesi (Batı’nın diplomasi yöntemlerine ilgi göstermemiştir).</p>
<p>*Yeni teknolojiyi benimsemede geç kalması (Avrupa karşısında geç ve yetersiz durumda olması sebebiyle çağa ayak uyduramaması).</p>
<p>*Dünya ticaret yollarının açık okyanusa kayması (dış ticaretin büyük bir bölümünden yoksun kalmıştır).</p>
<p>*Amerikan altını ve gümüşü ülkeye girmiş ve ekonomik sarsıntı yaşanmış ( Osmanlı parasının değeri düşmüş).</p>
<p>*Fransız Devrimi ve milliyet ideolojisinin yayılması (Yunanistan, Romanya, Sırbistan, Bulgaristan, Mısır gibi bağımsız veya yarı bağımsız devletler kurulmuş).</p>
<p>*16 ağustos 1838’de İngiltere ile imzalanan ticaret sözleşmesi (Osmanlı endüstrisi savunmasız durumuna getirildi).</p>
<p>*1881’de çıkarılan Muharrem Kararnamesi (Osmanlı ekonomisi, Avrupalı devletlerin ekonomilerine bağımlılaştırılmıştır).</p>
<hr />
<p>KAYNAKÇA<br />
LEWIS Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Arkadaş Yayıncılık, 2006.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Cilt I, Ankara, Atatürk Araştırma Merkezi, 2019.</p>
<p>AKÇURA Yusuf, Osmanlı Devletinin Dağılma Devri &amp; XVIII. Ve XIX Yüzyıllarda, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 2019.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/osmanli-devleti-gerileme-donemi/">Osmanlı Devleti Gerileme Dönemi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğu ve Batı&#8217;nın Ortak Sanatı Minyatür</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/dogu-ve-batinin-ortak-sanati-minyatur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Havva ELÇİOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jul 2020 23:21:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[minyatür]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=17666</guid>

					<description><![CDATA[<p>Minyatür Sanatı Nedir? Kültür değerlerimiz arasında önemli bir yer tutan Minyatür, el yazması kitapları süslemek için sulu boya ile çok ince işlenmiş, küçük boyutlu resimler ve bu türdeki resim sanatlarına denir. Minyatür, Latince “miniare” kökünden, İtalyanca’ya “miniatura” ve Fransızca’ya “miniature” diye geçmiş olan sözcüğün Türkçe halidir. Miniare “kırmızıya boyamak” anlamındadır. Osmanlı dönemi kaynaklarına baktığımızda, bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/dogu-ve-batinin-ortak-sanati-minyatur/">Doğu ve Batı&#8217;nın Ortak Sanatı Minyatür</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Minyatür Sanatı Nedir?<br />
Kültür değerlerimiz arasında önemli bir yer tutan Minyatür, el yazması kitapları süslemek için sulu boya ile çok ince işlenmiş, küçük boyutlu resimler ve bu türdeki resim sanatlarına denir. Minyatür, Latince “miniare” kökünden, İtalyanca’ya “miniatura” ve Fransızca’ya “miniature” diye geçmiş olan sözcüğün Türkçe halidir. Miniare “kırmızıya boyamak” anlamındadır. Osmanlı dönemi kaynaklarına baktığımızda, bu terimin yerine “tasvir” veya “nakış” sözcüklerinin tercih edildiği görülmektedir. Minyatür alanında çalışanlara ise “nakkaş” denirdi.</p>
<p>Minyatür Sanatının Tekniği<br />
Minyatürün kendine has özellikleri vardır. Figürleri birbirini kapatmayacak şekilde dizmek, geriye kalan figürleri kağıdın üst tarafına çizmek, şahısların iriliğini doğru tespit etmek, manzarada uzaklığı renk ve boy nispeti yönünden belirtmemek, en ince detayını dahi işlemek ve renkleri ışık-gölge tesiri aramadan sürmek minyatürün teknik özelliklerindendir. Kitabın sayfa oranına uygun, geometrideki “altın dikdörtgen” içinde kendine özgü “dikine” veya “yığma perspektif” denen bir teknikle resimlenirken; boy, kişinin önemine göre artar veya azalır. Bu, kâğıt üzerinde ön planda olanların alt tarafa, geridekilerin ise üst tarafa yerleştirilmesiyle gerçekleşir. Konu mesafe farkı gözetmeksizin en ince ayrıntılara kadar işlenir.</p>
<p>Minyatür Nerelerde Kullanıldı?<br />
Kitaplar bu sanatın en çok kullanıldığı alanlardır. Minyatür çeşitleri gereğince bu sanat yine farklı yerlerde de kullanılmıştır. Hastalık, acı, aşk, bilim, kainat ve hiciv gibi imgeler özellikle Türk minyatürlerinde çokça işlenen konulardandır.</p>
<p>Minyatür Sanatının Tarihsel Gelişimi<br />
Tarihi, M.Ö II. yüzyılın Mısır’ına uzanan minyatür, Antik Yunan ve Roma’da da rastlandığı kaynaklarda geçer. Türklerde minyatür sanatının tarihi, onların Orta Asya&#8217;da tarih sahnesine çıktıkları devirlere kadar uzanır. Minyatür bir Orta Asya Türk sanatı olduğu, XIX. yüzyılda, arkeolog ve sanat tarihçileri tarafından, Türklerin ana yurdu olan Orta Asya toprakları üzerinde yapılan kazı ve araştırmalar neticesi kesinlikle ortaya konmuştur.</p>
<p>İslamiyet Öncesi Minyatür Sanatı<br />
Eski Türk sanatının öncüleri Uygur Türkleridir. Güzel sanatlar, özellikle resim ve minyatür sanatı sahasında önemli bir yer işgal etmişlerdir. Mani, daha sonralar da Budistlik’i benimseyen Uygurlarda resim sanatı, bu iki din görüş ve anlayışının neticesinde ortaya çıkmıştır. İslamiyet devri resimlerinden farklı bir anlayış ve şekilde, duvar ve tavan resimleri tarzında, özellikle mabet ve manastırlarda kendini göstermiştir. Resmin söz kadar etkili olduğuna inanılan Mani dini, resim ve sanatı dinî terbiyenin esası ve vasıtası olarak kabul etmiştir. Dinsel törenlerde öykülerin, resmin önünde görsel malzeme desteği ile anlatılması kalıcılığı sağlamıştır. Gezici derviş, bahşi veya katip adı verilen hocalar, halkla iç içe olmuş ve bilgilerini topluma aktarmayı amaç edinmişlerdir. Her devirde geniş coğrafyalara yayılmış olan Türkler, Orta Asya’daki kendi kültürlerini bu ulu kişilerin aracılığı ile gittikleri yerlere taşımış, kalıcı izler bırakmıştır.</p>
<p>İslamın Minyatüre Bakışı<br />
Kuran’da resmi yasaklayıcı bir hüküm yoktur, ancak çeşitli dönemlerde yorumlanan kimi hadisler canlı varlıkların suretinin yapılmasını engellemiştir. İşte bu nedenle İslam dünyasında resim, Hıristiyan toplumlarda olduğu gibi din öğretisini yaygınlaştırmak amacıyla kullanılmamış, minyatürler daha çok edebiyat, bilim ve tarih konulu el yazma kitaplarda yer almıştır. İslam minyatür sanatı, zaman ve mekana sığdırılamayan bir Tanrı kavramına dayanan İslam öğretisinin öngördüğü soyut dünya görüşü doğrultusunda kendine özgü kurallar geliştirmiş ve katışıksız renkler, belirgin kenar çizgilerini yeğleyen gölgesiz, iki boyutlu bir resim anlayışını benimsemiştir.</p>
<p>Minyatür Sanatının Anadolu’ya Gelişi<br />
Moğolların İran&#8217;ı istilasından sonra, İslâm minyatür sanatında büyük bir değişme görülür ve Uygurlu nakkaşların üslubu İslâm minyatürüne hâkim olur. Moğol, İran ve Arap minyatür üsluplarının başlangıcı, Uygur nakkaşlarının minyatürlü yazmaları ve daha sonra da Doğu Türkistan&#8217;dan İran&#8217;a getirilen sanatkarların vesilesiyle başlamış ve gelişmiştir.</p>
<p>Büyük Selçuklu Devleti Döneminde Minyatür Sanatı<br />
Selçuklular döneminde de minyatüre önem verildi. Selçukluların İran ile ilişkilerine bağlı olarak minyatür sanatı İran etkisinde kaldı. Bağdat&#8217;ta ilk İslâm minyatür mektebini açanlar Selçuklu Türkleri olmuştur. Türklerin, İslamiyet&#8217;i kabul etmelerinden sonra heykel ve resim alanındaki çalışmaları durmamış, plastik geleneğini kaybetmeden, bulundukları bölgelerin özelliklerine göre, bazı değişiklikler geçirerek gelişmiştir. Türklerde biçim, çizgi ve rengin temel örnekleri ve figürlü sanatın ilk yapıtları minyatür sanatı şeklinde gelişmiştir. Minyatür, ulusal sanat niteliğini Selçuklular döneminde kazanmış, bu dönemde Nakışhane ve Nigarhane denilen resim okulları kurulmuştu. Türkleşen Anadolu&#8217;da minyatür sanatı verileri, başlangıçta Selçuklu Emirlerinin desteğinde gelişme göstermiştir.</p>
<p>Türkiye Selçuklu Devleti Döneminde Minyatür Sanatı<br />
Türkiye Selçukluları zamanında da minyatür sanatı devam etmiş, fakat bu eserler günümüze kadar gelememiştir. XII. yüzyılın başından günümüze kalan Varka ve Gülşah&#8217;ın minyatürleri, Selçuklu mektebinin en eski ve tek örnekleridir. Selçuklu Türklerinin Anadolu&#8217;ya yerleşmesinden bir süre sonra oluşan sanat ortamında, Türk minyatürü Anadolu&#8217;da ilk örneklerini vermiştir. Selçuklu dönemi Anadolu resim sanatının ilk örnekleri, XII. Ve XIII. yüzyıllarda bilimsel içerikli olarak &#8216;Diyarbakır ve yöresinde Artuklu Emirlerinin ve Konya&#8217;da ortaya çıkmıştır. Selçuklu döneminde Anadolu&#8217;da, özellikle Konya&#8217;da Mevlana&#8217;nın ve müritlerinin desteğinde oluşan sanat ortamında, zengin bir resim etkinliği yaşanmıştır. Büyük tasavvuf düşünürü Mevlana&#8217;nın ve müritlerinin resim sanatına duyduğu ilgi bilinmektedir.</p>
<p>Osmanlı Devleti Dönemi Minyatür Sanatı<br />
Osmanlı minyatür sanatı, Osmanlı saray kültürünü yansıtarak el yazmaları gibi lüks öğeleri süsleyen genelde Padişah ve diğer yüksek mevkilere sunulmuş bir sanat şeklidir. Minyatür sanatının Osmanlılara geçişi Osmanlıların etkileşim içerisinde bulunduğu kendinden önce ve aynı dönem var olmuş İlhanlılar, batı İran, Irak ve Kafkasya yöresinde bulunan Karakoyunlular, kuzey batı Iran ve doğu Anadolu&#8217;da bulunan Akkoyunlular, İran ve Orta Asya&#8217;da bulunan Timurlular ve Memlükler vasıtasıyla geçmiştir. Özellikle Fars kültürü Osmanlı Saray kültürüne model olmuş ve Osmanlı sanatı ve edebiyatı Fars kültüründen güçlü bir şekilde etkilenmiştir. Osmanlı İmparatorluğunda, minyatür sanatı etkileşim halinde olduğu bu kültürlerden izler barındırmakla birlikte, Osmanlı döneminde kendine özgü bir şekil almıştır. Osmanlıların ayrıca Avrupa, Balkan ve Akdeniz topluluklarıyla da kültürel alış veriş içerisinde olması bunda etkili olmuştur. Minyatür sanatının Osmanlı himayesinde gelişip özgün Osmanlı minyatürü haline gelmesi Fatih Sultan Mehmed’den, Kanuni Sultan Süleyman&#8217;a kadar olan dönemde gerçekleşmiş, 18. yüzyıla kadar da Minyatür sanatı Osmanlı sarayında önemli bir yer teşkil etmiştir. Fatih Sultan Mehmed zamanından itibaren olan eserler günümüze gelebilmiştir. İstanbul&#8217;un fethinden sonra, bütün güzel sanat kollarında olduğu gibi, minyatür sanatı da, Fatih&#8217;in kolu kanadı altında himaye ve gelişme imkânı bulmuştur. Fatih yeni sarayında bir nakışhane kurmuş ve başına da, Özbek asıllı Baba Nakkaş&#8217;ı getirmiştir. Kanuni Sultan Süleyman devrinde daha da gelişen minyatür sanatında, Kıncı Mahmut, İbrahim Celebi, Nigari, Nakkaş Osman, Mehmet Bey ve Kefeli Hasan Çelebi gibi büyük üstatlar yetişmişlerdir.</p>
<p>NOT= Minyatür Sanatı Osmanlı döneminde, oldukça ilgi duyulan ve gelişen bir sanat olduğu için detaylı inceleyelim.</p>
<p>İstanbul&#8217;un fethinden kısa bir süre sonra II. Mehmed tarafından Topkapı sarayının hemen dışında bir “nakkaşhane” inşa edilmiştir. Burada çalışan sanatçıların bir bölümü ayrıca ufak atölyelerde de faaliyet göstermişlerdir. Sanatçılara kitap sanatı üzerinde çıraklık eğitimi de verilmiştir.</p>
<p>&#8211;<br />
*Osmanlı Minyatür Sanatını konu açısından dört ana konuya ayırmak mümkündür.</p>
<p>1.Olayları Hikaye Eden Minyatürler<br />
-Klasik İslam ve Osmanlı Edebiyatının ürünlerini süsleyenler.<br />
-Sultan veya Vezirlerin hayat ve sefer hikayelerini süsleyenler<br />
-Dini konulu eserleri süsleyenler</p>
<p>2.Peyzajlar</p>
<p>3.Portreler</p>
<p>4.Bilimsel Konulu Minyatürler ( Tıp, Zooloji, Astroloji )</p>
<p>Osmanlı Minyatür Sanatının ünlü Eserleri</p>
<p>Minyatürlü yazmalar;<br />
Selimname = Kürt Şükrü Bey, Türkçe tarihi şiir.<br />
Süleymanname = Kanuni’nin hayatına ait Farsça yazma.<br />
Şehname-i Selim Han = Lokman bin Hüseyin el-Urmevi, II. Selim’in hayatına dair Türkçe yazma.<br />
Nusretname Mustafa Ali = Lala Mustafa Paşa&#8217;nın seferlerini anlatan Türkçe yazma.</p>
<p>Sanat tarihi ve sosyal tarih açısından en önemli eserler Selimname, Süleymanname, Hünername gibi Padişahın yaşamlarından kesitler sunan ya da Osmanlı Hanedanının tarihi anlatan minyatürlerdir. Şehzadelerin sünnet düğünü ve evlilik törenlerini konu alan, Osmanlı toplumunun sosyolojik hayatından kesitler sunan Surnameler ve vezirlerin sefernamelerinin minyatürleri de önem arz etmektedir.</p>
<p>KAYNAKÇA</p>
<p>Sarı, Eren. Türk Minyatür Sanatı. noktaekitap, 2016.<br />
İnal, Güner “Türk minyatür sanatı: başlangıcından Osmanlılara kadar -”<br />
Mesara, Gülbün. “TÜRK TEZHİP VE MİNYATÜR SANATI” 13.<br />
Sarı, İbrahim. Türklerde Sanat: Türklerin Sanata Verdiği Önem. noktaekitap, 2018.<br />
Balaban, Ayfer Çimen. YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN MİNYATÜR SANATI. İnkılâb Basım Yayım, 2017.<br />
Demirbulak, Ayşegül. “Erken devir Türk sanatının kaynakları”, 2012.<br />
CANTAY, Tanju. “Fetih’ten Sonra, Mimar Sinan’a Kadar Osmanlı Sanatı”.<br />
Aslanapa, Oktay. “İSLÂM MİNYATÜR SANATININ DOĞMASINDA VE GELİŞMESİNDE TÜRELERİN ROLÜ”.<br />
Mutluel, Osman. “İslam sanatının oluşumundaki̇ etkenler”. AİBÜ efdergi, 2011.<br />
Konak, Ruhi. “Minyatür Sanatı Bağlamında Minyatür ve Nakış Kelimelerinin Anlamına İlişkin Bilgiler”, 2015, 12.<br />
Sarı, Eren. Osmanlı’da Sanat. noktaekitap, 2016.<br />
BİNARK, İsmet. “Türkler’de Resim ve Minyatür Sanatı”.<br />
“OSMANLI DÖNEMİ MİNYATÜR SANATI NIN KAYNAK VE ÖZELLİKLERİ | Elmas | Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi”.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/dogu-ve-batinin-ortak-sanati-minyatur/">Doğu ve Batı&#8217;nın Ortak Sanatı Minyatür</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Devleti&#8217;nde Hanedan Evlilikleri Üzerine Kısa Notlar</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/osmanli-devletinde-hanedan-evlilikleri-uzerine-kisa-notlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağhan Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2020 21:04:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[bizans evliliği]]></category>
		<category><![CDATA[Çağhan Sarı]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[islamda nikah]]></category>
		<category><![CDATA[kantakuzenos]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı evliliği]]></category>
		<category><![CDATA[padişah evliliği]]></category>
		<category><![CDATA[saray nikahı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=17246</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarih boyunca hemen her hanedan siyasi güç kazanmak için izdivaç ile bölgesindeki diğer hanedanlıklarla akrabalık kurma yolunu seçmiştir. İngilizce &#8216;Royal Marriage&#8217; yani &#8216;Kraliyet Evliliği&#8217; olarak literatüre giren bu husus Osmanlı Devleti&#8217;nde de bu mevcuttur.  Osmanlı Devleti&#8217;nin kurulması ile gelişmesini kapsayan dönemde Anadolu Beylikleri ve Bizans İmparatorluğu arasında yaptığı evliliklerden küçük notları bu yazımızda ele alacağız. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/osmanli-devletinde-hanedan-evlilikleri-uzerine-kisa-notlar/">Osmanlı Devleti&#8217;nde Hanedan Evlilikleri Üzerine Kısa Notlar</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih boyunca hemen her hanedan siyasi güç kazanmak için izdivaç ile bölgesindeki diğer hanedanlıklarla akrabalık kurma yolunu seçmiştir. İngilizce &#8216;Royal Marriage&#8217; yani &#8216;Kraliyet Evliliği&#8217; olarak literatüre giren bu husus Osmanlı Devleti&#8217;nde de bu mevcuttur.  Osmanlı Devleti&#8217;nin kurulması ile gelişmesini kapsayan dönemde Anadolu Beylikleri ve Bizans İmparatorluğu arasında yaptığı evliliklerden küçük notları bu yazımızda ele alacağız. Osmanlı Devleti&#8217;nin en çok uğraştığı Karamanoğulları&#8217;ndan, akrabalık yolu ile topraklarına kattığı Germiyanoğullarına değin uzanırken devletin kuruluş, yükselme ve duraklama dönemlerine dokunacağız.</p>
<p>Öncelikle Karamanoğulları ile olan münasebetle başlayalım. Yukarıda da yazıldığı üzere bir dönem Osmanlı Devleti&#8217;ne büyük sıkıntılar yaratan Karamanoğlu Beyliği ile ilk hanedanlar arası evlilik I. Murad dönemine denk gelmektedir. I. Murad, kızı Melek Hatun&#8217;u Karamanoğlu Alaeddin Ali Bey ile evlendirmiştir. Bu evliliğin Karamanoğlu Beyliği&#8217;ne fayda getirdiği açıktır. Çünkü kayınpederine düşmanlık gütmeye devam eden Alaeddin Ali Bey, I. Murad&#8217;ın üstüne yürümesi sonucu eşini devreye sokarak barış yapılmasını sağlamıştır. [1]
<p>Karamanoğulları ile hanedan evliliklerini daha sonra ki tarihlerde de görmekteyiz. II. Murad, üç kız kardeşini, o esnada taht kavgaları yaşamakta olan Karamanoğlu Beyliği&#8217;nden üç beye verdi. İsa, İbrahim ve Ali Alaeddin Beyler ile akrabalık bağı kuruldu. İbrahim Bey&#8217;in Karaman hükümdarlığını tamamen eline almasından sonra bu izdivacından dünyaya gelen oğulları ile başka eşinden dünyaya gelen oğlu arasında çıkan taht kavgası sebebiyle Osmanlı Devleti, Karaman Beyliği&#8217;nin iç işlerine müdahale etme imkanı bulmuştur.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet&#8217;in oğlu II. Bayezid ile Karaman Beyi Nasruh Bey&#8217;in Hüsmüşah Hatun&#8217;un yaptığı evlilik ile Osmanlı Hanedanlığı&#8217;nın Karaman Beyliği ile yaptığı evliliklerin tamamlandığını görmekteyiz. Nasruh Bey&#8217;in Karaman tahtına çıkamamış olması da son evlilik üzerinde siyasi imtiyaz oluşmasına fırsat vermemiştir.</p>
<p>Osmanlıların evlilikler yoluyla üzerinde güç kurduğu bir diğer Anadolu Beyliği Germiyanoğulları&#8217;dır. Kütahya ve Denizli havzasına hükmeden Germiyanoğulları ile ilk akrabalık ilişkileri I. Murad&#8217;ın oğlu Yıldırım Bayezid ile Germiyanoğlu Süleyman Şah kızı Devlet Hatun arasındaki evlilikle başlamıştır. Bu evlilik neticesinde Devlet Hatun&#8217;nun çeyiz olarak getirdiği Tavşanlı, Simav, Emed ve Kütahya Osmanoğulları&#8217;nın topraklarına katılmıştır.[2] Kurulan akrabalık bağları arasında Osmanlı Devleti en çok Germiyanoğulları ile iyi ilişkilerini sürdürmüştür. Süleymanşah&#8217;tan sonra Germiyan tahtına geçen II. Yakup Bey, daima hem askeri hem de levazımat yönünden ihtiyaç halinde Osmanlı Devleti&#8217;ni desteklemiştir. Vefat etmesinden sonra da vasiyeti gereği beylik Osmanoğulları&#8217;na katılmıştır.</p>
<p>Orta Karadeniz bölgesinde hüküm süren Candaroğulları ile akrabalık ilişkilerinin de yine Karaman ve Germiyanoğulları Beylikleri&#8217;ndeki evliliklerde olduğu gibi I. Murad döneminde başlamıştır. I. Murad&#8217;ın kardeşi Süleyman Paşa&#8217;nın kızı ile Candaroğulları Beyi Kötürüm Bayezid arasında yapılan evlilikle ilk akrabalık bağı kurulmuştur. Beyliğin başına geçerek kendi adıyla anılmasını sağlayan İsfendiyar Bey zamanında da evlilikler görülmektedir. İsfendiyar Bey&#8217;in oğlu Kasım Bey, Osmanlı Devleti&#8217;nin 1416 Eflak seferine katılmıştı. Seferden sonraki süreçte de Osmanlıların takdirlerini toplayan Kasım Bey, II. Murad&#8217;ın kardeşi Sultan Hatun ile evlenerek Osmanlı Hanedanında damad olmuştur. Candaroğulları ile yapılan son siyasi evlilik II. Bayezid&#8217;in kızı ile Mirza Mehmet Paşa&#8217;nın evliliğidir. Mirza Mehmet Paşa, Yavuz döneminde yapılan seferlere katılmıştır. [3]
<p>I. Murad&#8217;ın kızı ile Saruhan Beyi Hızır&#8217;ın izdivacı ile de Osmanlı ile Saruhanoğulları arasında hanedanlar arası akrabalık başlamıştır. Ancak bu beylik ile akrabalık ilişkileri gelişmemiştir. I. Mehmed döneminde Osmanlı topraklarına katılmasıyla Saruhanoğulları Beyliği tarih sahnesinden çekilmiştir. Aydınoğulları ile de hanedan arası tek evliliğe rastlanılmıştır. Bu, I. Bayezid ile Aydınoğlu İsa Bey&#8217;in kızı Hafza Hatun&#8217;ın evliliğidir. Dulkadiroğulları&#8217;ndan Nasırüddin Bey&#8217;İn kızı ile Çelebi Mehmed&#8217;in gerçekleştirdiği evlilikte söz konusu olan beylik ile Osmanlı Devleti&#8217;nin gerçekleştirdiği tek izdivaçtır. [4]
<p>Osmanlı Devleti ile ilişkileri umumiyetle gergin olan, yer aldığı coğrafya da rakip güç oluşturan Memlük Devleti&#8217;nin de izdivaçlarda bulunduğunu görmekteyiz. Süleyman Çelebi&#8217;nin torunu olan Fatma Hundi Hatun ile Memlük Sultanı Barsbay&#8217;ın gerçekleştirdiği evlilik, ilk izdivaçtır. İki devlet arasında yapılan son evlilik ise Cem Sultan&#8217;ın kızı Gevher Melik Hatun ile Kayıtbay&#8217;ın oğlu Nasirüddin Muhammed arasındaki izdivaçtır. Bu evlilikler iki devlet arasındaki siyaset üzerinde tesirli olamamıştır. Osmanlı Devleti ayrıca Akkoyunlular ve Kırım Hanlığı ile de siyasi evlilikler gerçekleştirmiştir.  Uzun Hasan&#8217;ın oğlu Uğurlu Mehmed babasına karşı ayaklanıp yenildikten sonra Osmanlı Devleti&#8217;ne sığındığında Fatih Sultan Mehmet, ona yardım ederek kızıyla da evlendirmiştir.[5]
<p>Siyasi evlilikler bakımından müslüman olmayan devletlerle de akrabalık ilişkileri kurulmuştur. Sırp ve Bulgar Krallığı ile Bizans İmparatorluğu akrabalık kurulan Hristiyan devletlerdir.</p>
<p>Bizans ile akrabalık teşkil eden ilk evlilik Osman Gazi&#8217;nin hayatta iken oğlu şehzade Orhan Bey&#8217;i Yar Hisar Tekfuru&#8217;nun kızı Holofira ile evlendirmesidir. [6]Bu evlilikten dünyaya gelen I. Murad daha sonra padişah olmuştur. Orhan Bey tahta geçtikten sonra Bizans İmparatorlu II. Andronikos&#8217;un kızı Asporça ile evlenmiştir.[7] Bizans bu evlilik ile Sırp ve Bulgar krallığına karşı mücadelede Osmanlı Beyliği&#8217;ni safına çekmek istemiştir. Osmanlı Beyliği de genişleme sahası bulma maksadı güttüğünden izdivaç siyasi menfaatlere dayanan bir evliliktir. Bizans tahtında çıkan karışıklar sırasında Orhan Gazi&#8217;den yardım alan Kantakuzenos, tahta geçtikten sonra kızı Theodora ile evlendirmiştir. Bu evlilik ile de Osmanlılar Rumeli&#8217;ye geçme siyasetlerine ulaşmıştır. Bizans ile son akrabalık ise, bu imparatorluğa son veren Fatih Sultan Mehmet döneminde gerçekleşmiştir. Fatih hem Mora despotu Paleogalos&#8217;un kızı ile, hem de Trabzon Rum İmparatoru David Kommenos&#8217;un kızı Anna ile evlenmiştir. Son evlilikte 1463′te David Kommenos&#8217;un kardeşi ile evli iken ondan boşanan Alexias ile yaptığı evliliktir. Osmanlı Devleti Bizans İmaparatorluğu ile ayrı zamanlarda içerisinde bulunulan şartlara göre evlilikler ve akrabalıklar kurmuş, siyaset zemininde kalmıştır.</p>
<p>Siyasi evlilikler olarak sadece hanedanlar arası evlilikler ele alınırsa şüphesiz noksan bir bakış olur. Bundan ötürü, ulema ve devlet adamları ile de yapılan evlilikler bu başlık altında incelenmeye devam edilmektedir. Bu evliliklerde hanedanın kadınları üzerinden akrabalık kurulduğu görülmektedir. Çünkü Osmanlı Devleti, hanedana, bir kaç istisna haricinde ulemadan ve aristokrasiden kız almayı uygun bulmamıştır. Hanedanın erkeklerinin evlilikleri daha ziyade aile kökü koparılmış kadınlarla olmaktadır. Amaçlanılan, hanedana ortak bir aile soyunun oluşmamasıdır.</p>
<p>Öncelikle ulema ile yapılan evliliklere baktığımızda Osmanlı Devleti&#8217;nin temelindeki evlilik olan Şeyh Edebalı&#8217;nın kızı ile Osman Gazi &#8216;nin izdivacıdır. Osmanlı Devleti&#8217;nin beylikten çıkarak cihanşümul devlet halini almasına dair bu evlilik hadisesi üzerinde durulur. Beyliğin kurucusu olan Osman Gazi&#8217;nin, Kayı boyunun saygı duyduğu Ahi şeyhi Şeyh Edebalı&#8217;nın Kızı Malhun hatun ile evlenmesi sonucunda beyliğin ileride başına geçecek olan çocukların &#8216;soylu&#8217; oldukları vurgusunda bulunulmaktadır.[8] Dönemi ele alan kroniklerde Osman Bey&#8217;in gördüğü bir rüya anlatılmaktadır. Soy teorisi de kroniklerde yer alan bu rüyadan atıf alır. Aktarılanlara göre, Osman Bey, gece yatıya misafir kaldığı Edebalı&#8217;nın tekkesinde uykuya kucağında bir Kuran-ı Kerim ile dalar. Rüyasında Şeyh Edebalı&#8217;nın karnından çıkan bir ay ışığının, kendi göğsüne dolduğunu ve onun da göğsünden dallarının gökyüzünü saran bir çınar ağacı çıktığı yazmaktadır. Bu rüyayı, Edebalı&#8217;nın kızıyla evlenerek soyların birleşmesi olarak yorumlanmasına rağmen son araştırmalar ışığında Osman Gazi&#8217;den sonra yerine geçen oğlu Orhan&#8217;ın annesinin Malhun Hatun olmadığı anlaşılmaktadır. Aynı rüya hadisesi Babür Devleti hakkında yapılan araştırmalarda da rastlanılınca bunun bir mitoloji olabilme ihtimali belirmiştir.[9]
<p>Bundan sonraki bir diğer ulema evliliği Osmanlı Hanedanlığında kız verme şeklinde olmuştur. I. Bayezid&#8217;in kızı ile Şeyh Emir Buhari Niğbolu zaferinden sonra evlenmişlerdir. I. Bayezid başta bu evliliğe izin vermek istemediyse de razı gelmiştir. [10]
<p>Evlilik hususu tartışmalara konu olan bir diğer izdivaçta II. Osman&#8217;ın gerçekleştirdiği evliliktir. Anadolu Beyliklerinin ortadan kalkmasından sonra Padişahlar ve şehzadeler için evlilik, kurumsallaşması tamamlanan harem-i hümayundan oluyordu. Harem-i Hümayun dışından, hür, müslüman bir Türk kızı ile evlilik yapılmıyordu. Padişahların cariyeleri ile evlenme geleneğini yıkan evlilik II. Osman ile Şeyhülislam Esad Efendi&#8217;nin kızı arasındaki nikahtır. Akile Hatun ile yapılan bu evliliğe, babası Şeyhülislam Esad Efendi dahi karşı çıkmış ama engel olamamıştır.[11] I. Ahmed&#8217;in de hür Türk kızları ile gerçekleştirdiği nikah haricinde Abdülaziz&#8217;e kadar başka örnek bulunmamaktadır.</p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nde siyasi evliliklerde devlet görevlilerine damat payesi veren evliliklere çok fazla rastlanılmaktadır. Çandarlılar, Köprülüler gibi ailelerle kurulan akrabalık bağının haricinde devşirme paşalar ile de yapılan evlilikler mevcuttur. Kaptan-ı Deryalar, sadrazamlar, vezirler ile hanedanın kız üyeleri evliliklerde bulunmuştur. Mihrimah Sultan ile Rüstem Paşa, Fatma Sultan ile Siyavuş Paşa onlarca örneği olan bu akrabalık ilişkilerinden sadece bir kaçıdır. Sarayda paşalar arasında damatlık vasfı son derece önemli olabiliyordu. Osmanlı Devleti&#8217;nin son yüzyılında da önemini yitirmemiştir. Başkomutan Vekili Enver Paşa&#8217;nın Sabiha Sultanla olan evliliği siyasi evliliklerin İmparatorluğun her devrinde vuku geldiğini göstermektedir. Hanedan mensubu kızların evliliklerinde karar alan Valide Sultanlar olduğu için, bazı evrelerde damatları ile siyasi iş birliklerine de rastlanılmaktadır. Bu mevzu bahiste yazının aktarmayı gaye edindiği noktadan fazla uzaklaşmamak için sıra dışı bir örnek ile kapatmayı yeğliyoruz. Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın sağlığında iken taht mücadelesi için kavgaya tutuşan oğulları Şehzade Bayezid ve Şehzade Selim&#8217;e ihtar mahiyetinde bir ikazda bulunduğunu görüyoruz. Bu da kız kardeşi Hatice Sultan&#8217;ın oğlu, Mora Valisi Osman Bey&#8217;e tahtına varis göstermek yönündeki çıkışıdır[12]. Eğer şehzadeleri savaşı sonlandırmazlar ise her ikisini de tahtından uzaklaştırarak böyle bir yolu seçeceği ihtarında bulunmuştur. Bu daha öncesinde görülebilir bir şey değildi. Nitekim daha sonra da böyle bir husus vaka olmamıştır. Çünkü Osmanlı hanedanında kızların dünyaya getirdikleri erkek çocukları hanedan mensubu sayılmamakta idi.[13] Bununla beraber erkeklerin kız çocukları hanedan mensubu sayılmakta idi.</p>
<div>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p>DİPNOTLAR</p>
[1]Selim Parlaz, <strong>&#8216;Osmanlı Devleti&#8217;nde Siyasi Evlilikler</strong>, ( Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Denizli 2007,  27-28</p>
</div>
<div>
[2]İsmail Hakkı Uzunçarşılı, <strong>&#8216;Osmanlı Tarihi&#8217;</strong>, c.I, TTK Basımevi, Ankara 2011, s.62</p>
</div>
<div>
[3] Parlaz, <strong>a.g.e</strong>, s.56</p>
</div>
<div>
[4] a<strong>.g.e,</strong> s.78</p>
</div>
<div>
[5]Juliette Dumas, &#8216;Bir Prenses Bir Kul İle Evlenirse II&#8217;, <strong>Toplumsal Tarih</strong>, sayı 210, Haziran 2011, s. 38</p>
</div>
<div>
[6] Uzunçarşılı<strong>, a.g.e</strong>, 105-109</p>
</div>
<div>
[7] <strong>a.g.e</strong> 153</p>
</div>
<div>
[8] Metin And, <strong>&#8217;40 Gün 40 Gece Osmanlı Düğünleri, Şenlikleri ve Geçit Alayları&#8217;</strong>, Toprakbank, İstanbul, 2000, s:32-33</p>
</div>
<div>
[9]Cemal Şener, &#8216;<strong>Osmanlı&#8217;da Toplumsal Düzen&#8217;</strong>, Etik Yayınları, İstanbul, 2006 s.29</p>
</div>
<div>
[10]Parlaz<strong>, a.g.e</strong> s.92</p>
</div>
<div>
[11] <strong>a.g.e</strong>, s. 95</p>
</div>
<div>
[12] Şerafettin Turan, &#8216; <strong>Kanuni Dönemi Taht Kavgaları&#8217;</strong> Bilgi Yayınevi, İstanbul 1997, s. 57</p>
</div>
<div>
[13]Juliette Dumas Bir Prenses Kulla Evlenirse I, <strong>Toplumsal Tarih</strong>, say.209, Mayıs 2011, s86-87</p>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/osmanli-devletinde-hanedan-evlilikleri-uzerine-kisa-notlar/">Osmanlı Devleti&#8217;nde Hanedan Evlilikleri Üzerine Kısa Notlar</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkistan Mücadele Hareketlerinde Osmanlı Basınının Etkisi</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2020 07:04:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[matbaa]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat-i Müstakim]]></category>
		<category><![CDATA[Şura]]></category>
		<category><![CDATA[Tearüf-i Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[Tercüman]]></category>
		<category><![CDATA[türk yurdu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Vakit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=17179</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Şahruhbek OLIMOV [1] Özet Türkistan ceditçilik hareketi bölgedeki siyasi, sosyal ve ekonomik sorunların çoğaldığı, bölgeyi yönetenlerin duyarsızlığı sonucunda ortaya çıktı. Fakat yeni fikrin, reform mühitinin ortaya çıkışında iç nedenlerle beraber dış nedenler de çok önemliydi. Dış nedenlerin başında da İslam aleminde çıkarılmakta olan bir takım gazete ve mecelliler gelmektedir. Müslüman dünyasının en önde gelen [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/">Türkistan Mücadele Hareketlerinde Osmanlı Basınının Etkisi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<header class="entry-header clearfix">
<h1 class="entry-title"><em style="font-size: 12pt;"><strong>Yazar: Şahruhbek OLIMOV </strong></em><strong style="font-size: 12pt;"><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></strong></h1>
</header>
<div class="entry-content clearfix">
<p><strong>Özet</strong></p>
<p>Türkistan ceditçilik hareketi bölgedeki siyasi, sosyal ve ekonomik sorunların çoğaldığı, bölgeyi yönetenlerin duyarsızlığı sonucunda ortaya çıktı. Fakat yeni fikrin, reform mühitinin ortaya çıkışında iç nedenlerle beraber dış nedenler de çok önemliydi. Dış nedenlerin başında da İslam aleminde çıkarılmakta olan bir takım gazete ve mecelliler gelmektedir. Müslüman dünyasının en önde gelen devleti Osmanlı İmparatorluğu hilafet olduğu sürece ayrı bir ilgi ve değere sahipti. Ayrıca Avrupa’ya en yakın Şark toplumu olarak hemen hemen her konuda ileri gelen toplumlardandı. Basının ortaya çıkışı ve gelişiminde de Osmanlı devleti Müslüman aleminde birincilerdendi. Çalışmamızda Osmanlı basını ve Rusya sınırları içinde çıkan bazı basınların Türkistan’a etkisi üzerine fikir yürüteceğiz.</p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Dünya Türkleri arasında matbuatın ortaya çıkışı ilk önce Osmanlı’da gerçekleşmiştir. Aslında Osmanlı da bu konuda Batı’dan çok geç kalmıştır. Alman Johann Gutenberg tarafından 1436 yılında matbaa icat edilmişti ve 1440 yılında ilk kitap basılmıştı. Osmanlı İmparatorluğu o dönemde en parlak zamanlarını yaşadığı hâlde ilk Türk matbaası yaklaşık 300 yıllık gecikmeyle 1727 tarihinde kurulur. Bazı kaynaklarda Osmanlı’da matbaanın geç gelişmesine dönemin dini uleması tarafından gösterilen tutuculuk neden gösterilir. Nurettin Güz ve diğer bir çok bilim adamı bu varsayımlara karşı çıkmaktadır. “Matbaanın ülkeye geç girmesiyle ve gelişememesiyle dinin ve ulemanın bir ilgisi yoktur. Meslek loncalarının dışında matbaaya karşı çıkan olmadığı gibi kurulması da ulema tarafından desteklenmiştir. Matbaanın gelişmemesinin birinci sebebi olarak loncaları, ikinci sebep olarak teknik gelişmenin yetersizliğini (bunun bir sonucu olarak 1742’de kâğıt sıkıntısının baş göstermesini ve Polonya’dan iki ustanın kâğıt üretim atölyesi kurmak üzere ülkeye getirilmesi gösterilebilir), üçüncü sebep olarak da teknik eleman sıkıntısını göstermek daha doğru olacaktır. Bunlarla birlikte diğer alanlardaki gelişmelerin yavaş oluşunun da büyük etkisi vardır.”<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>İbrâhim Müteferrika tarafından 1727’de ilk Osmanlı resmî matbaasının kurulmasından yaklaşık bir asır sonra Mısır vâlisi Mehmet Ali Paşa tarafından Kâhire’de 1828 yılında Türkçe ve Arabça olarak <strong>Vakâyi-i Mısriyye</strong> adlı resmî vilâyet gazetesi çıkarılmıştır. Söz konusu gazete Osmanlı topraklarında çıkarılan ilk Türkçe gazete olarak tarihe yazılmıştır. Gazetede yer alan haberlerin yarısından fazlası Türkçe, geri kalanı da Arapça’dır. Gazete haftalık olarak yayımlanmıştır.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p><strong>Osmanlı’da İlk Basın</strong></p>
<p>Bugünkü Türkiye sınırları içinde çıkarılan ilk gazete ise II.Mahmûd Han tarafından 11 Kasım 1831 yılında İstanbul’da çıkarılan <strong>Takvîm-i Vekâyî</strong> adlı resmî gazetedir. Matbaa ve diğer birçok yenilikte olduğu gibi başkentte Türkçe ilk gazetenin kurulması da devlet eliyle yapılmıştır. Yenileşme hareketlerine büyük önem veren Sultan II.Mahmut’un emriyle çıkarılan gazete ile yönetim, devlet tarafından yapılanları ve yapılmak isteyenleri halka doğru olarak anlatacak, halkı bilgilendirecek ve haberler verecektir. Gazete uluslararası ilişkilerde de bir araç olacak, diğer devletlere Osmanlı Devletinin görüşlerini iletecektir. Haftalık olarak çıkarılan gazete devlet teşkilatına gönderildiği gibi isteyenler olduğu takdirde abone de olunabiliyor veya doğrudan gazete idarehanesine gelinmesi durumunda ücret karşılığı gazete alınabiliyordu.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Türkiye’de basın, diğer ülkelerde olduğu gibi siyasal, sosyal ve ekonomik olaylar karşısında halk kitlesini aydınlatmak, kamuoyunu etkilemek yolunda, toplumca duyulan isteklerden doğmaz. Hükümetin yaptığı işleri halka duyurmak amacıyla özel buyrukla ortaya çıkar; halkı aydınlatma, kamuoyunu etkileme niteliğini ise zamanla kazanır.</p>
<p>Takvim-i Vekayi’den 9 yıl sonra yarı özerk özelliğiyle yeni bir gazete, <strong>Ceride-i Havadis</strong> gazetesi yayın hayatına başlar. Gazete William Churchill adında bir İngiliz tarafından çıkarılır.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Gazete ekibi yerlilerden oluşmaktaydı. Devlete bağlı olduğundan bağımsız hareket etmesi, istediği konuda yazılar yazması imkansızdı. Fakat yurtdışında yaşanan durumu Türk okuyucularına aktarması, dünyadaki yeni icatlar, bulgulardan bahsetmesiyle ilgi yaratabilmiştir. 1854 yılında Kırım’da Churchill’ın kimi İngiliz gazetelerinin muhabiri olarak görev alması ile bölgeden havadisler aktarması, gazeteye canlılık getirmiştir. Osmanlı’da basın organlarının batılı anlamda işlev görmesi ve devletten bağımsız olarak ortaya çıkması ancak 1860’tan sonra olmuştur.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> 1860 sonrası devlet yardımı olmadan, kişisel çabalarla <strong>Tercüman-ı Ahval</strong> gibi gazeteler çıkarılmaya başlar.</p>
<p>Daha sonraki yıllarda basın farklı farklı dönemlere şahit oldu. Kimi zaman Osmanlı sultanları tarafından sansür uygulandı, kapatıldı; kimi zaman gelişme yolunu izledi. Osmanlı tarihinde II.Meşrutiyet (1908-1918) olarak anılan dönemde basın gerçek anlamda gelişti ve günümüz Türkiye’si gazetecilik geleneğinin temellerini atmış oldu.</p>
<ol>
<li>Meşrutiyet 23 Temmuz 1908’de (10 Temmuz 1324) ilan edildi. Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte basında sansür yasağı kalktı ve bir yayın patlaması yaşandı. Osmanlı Devleti’nde yaşayan farklı dilden ve dinden her ulus, kendi fikirlerini dile getirdiği gazeteler ve dergiler çıkardı. Basın, Meşrutiyet döneminde toplumun sesi haline geldi. Ayrıca, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ve padişahın Meşrutiyet konusunda benimsedikleri görüşleri ve yürüttükleri siyaseti kamuoyuna duyuran en önemli araç haline geldi. Halk, basın aracılığıyla Meşrutiyet yönetimini tanıdı. Basın, bu yüzden Meşrutiyet dönemini anlamak için başvurulacak en önemli kaynaklardan biri haline geldi.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></li>
<li>Meşrutiyet’in ilk üç senesinde 607 süreli yayın çıkarıldığı görülmektedir. Bu yayınların piyasadaki ömürleri ise değişiklik göstermiş, çok az bir kısmı uzun süreli olabilmiştir. Meşrutiyet Dönemini kapsayan 1908-1918 yılları arasında 918 süreli yayın çıkarılmıştır. Oral, 1908’den 1922’ye kadar Osmanlı devletinde 722 Türkçe, 49 Fransızca, 42 Fransızca-Türkçe, 11 İngilizce, 67 Ermenice, 5 Ermenice-Türkçe, 70 Rumca, 3 Almanca, 11 Arapça, 1 Arapça-Türkçe, 5 Farsça, 1 Farsça-Türkçe, 1 Arnavutça, 5 Türkçe-Kürtçe, 3 Türkçe-Çerkeşçe, 1 Orduca, 8 İbranice, 1 Sırpça-Türkçe, 1 Bulgarca, 1 Rusça ve daha 25 kadar yabancı dil ve Türkçe olmak üzere toplam 1038 gazete ve dergi yayınlandığını nakletmektedir.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> Çeşitli görüş ve davalarla ortaya çıkan basın türleri arasında İslamcı ve Türkçü (veya Turancı) dergi ve gazeteler ayrı yere sahiptir.</li>
</ol>
<p>Pek çok dergi ve gazetenin yayın hayatına girdiği II. Meşrutiyet döneminde neredeyse her yayın, Osmanlı ülkesi dışındaki Türk ve İslam dünyasında olup bitenlere yer ayırmıştır. Zaman zaman bölge ile ilgili haberler, zaman zaman da Türkçü-Turancı ve yenilikçi İslamcı yazarların, aydınların makaleleri görülmektedir. Bunda elbette Türkistan’da çok hareketli bir döneme girilmiş olmasının, Rusya’nıın değişen yönetiminin ve hiç değişmeyen ve hatta giderek ağırlaşan “Ruslaştırma” siyasetinin etkisi büyüktür. <a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></p>
<p><strong>Türkistan’da Yaygın Olan Osmanlı Yayınları</strong></p>
<p>Dönemin en önemli İslamcı yayını kuşkusuz Hürriyet ilanından hemen sonra 24 Ağustos 1908’de ilk sayısı çıkan <strong>Sırat-ı Müstakim</strong> dergisidir. Sırat-ı Müstakim’in yayını 1 Mart 1912 yılına kadar devam etmiş, bu tarihten sonra da Sebilürreşad ismiyle Eşref Edip Fergan ve Mehmet Akif Ersoy tarafından sürdürülmüştür. Sırat-ı Müstakim dönemin ilk yenilikçi-İslamcı (modernist İslam) yayın organı olmuştur. Belli başlı yazarlarının büyük çoğunluğu İttihad ve Terakki merkeziyle yakın ilişki halindedir.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> Sırat-ı Müstakim’in Müslüman toplumlarının birliği, ortaklığı ve İstanbul merkezli bir güce sahipliğini savunan yayındı, ki bu yönde fikri ve fiili değişimi de inkar etmiyordu. Derginin yazarları, Avrupa gibi gelişmiş topluma yetişmenin yolu eğitim, yenilik ve elbette İslam üzerine olduğu görüşündeydiler. Genel olarak, “Sırat-ı Müstakim” dergisi İslâmcılık (Pan-İslamizm) akımının yayın organı sayılmaktadır.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> 1925 yılında kapatılan dergi, 1948 yılından itibaren yine Eşref Edip Fergan tarafından çıkarılmaya başlandı ve 1966’ya kadar Sebilürreşad ismiyle yayında kaldı. Derginin Osmanlıca olarak 1925 yılına kadar yayınlanan 641 sayılık ilk dönemi İstanbul Bağcılar Belediyesi tarafından günümüz alfabesine aktarılarak okuyuculara sunuldu.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a></p>
<p>Sırat-ı Müstakim’in bir diğer önemli yanı Rusyalı Türklere sayfalarında geniş yer vermesi olmuştur.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a> Özellikle Türkistanlı aydınlar, örneğin Türkistan ceditçilerinin önderi Mahmud Hoca Behbudi gibi aydınların yazılarını görebiliyoruz.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> Buhara hakkındaki yazılara da sık sık rastlanmak mümkündür. Dahası Sırat-ı Müstakim’in özel Buhara muhabiri de vardı, Giyaseddin Hasani adında bir yazarın Buhara’yla ilgili bazısı imzalı bazısı imzasız bir çok yazısı mevcuttur. Hatta Buhara’da yaşanan tarihi olaylar, örneğin, Şubat 1910 yılında Sünni ve Şii arasında yaşanan çatışma da “Buhârâ Muhâbir-i Mahsûsumuzdan:” başlığıyla detaylı hikaye edilmiştir.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a></p>
<p>Sırat-ı Müstakim, ilgi alanını geniş tutarak büyük kitleye seslenme fırsatını buldu. Türkistan, Balkan, Kafkas gibi bölgelerde ilgi gördü ve kısa sürede tanıldı. Örneğin, Türkistan’da söz konusu yayın bir fikir kaynağı, yeni fikrin lokomotifi değerindeydi. Behbudi’nin söz konusu mektubundan anlaşılan Türkistan aydınları Sırat-ı Müstakim mecellesine bir kaç kitap ve hediyeler yollamış ve <em>Sırâtımüstakīm hey’et-i tahrîriyyesinin devâm-ı ömr ü âfiyeti ve sebât-ı mesleğini istid’â ve ellerini öpmeyi Cenâb-ı Bârî’den temennî etmekle hatm-i makāl eyle</em>mıştır<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a><em>. </em>Buhara ceditçileri için bunun gibi dergileri okumak her ne kadar tehlikeli olmasına rağmen çok büyük ilgiyle okuyorlardı. Emir hükümetinden gizlice bir yerlerde, örneğin birilerinin evinde, usul-i cedit okullarında ve ya çayhana (çay ocağı) gibi mekanlarda toplanır, sohbetler, söyleşiler düzenlerlerdi. Söz konusu sohbetlerin ana teması eğitimi geliştirmek ise de, siyasi konuların tartışılması kaçınılmazdı. Bazı toplantılarda ceditçi liderlerin teşvik konuşmaları ve en önemlisi <em>gazethanlık</em> diye adlandırdıkları gazete okuma geceleri yapılırdı. Toplantılarda çoğunlukla yurt dışından gelen gazeteler, örneğin, Türkiye’de çıkan Sırat-ı Müstakim, Hindistan’da çıkan “Hablü-l-metin” ve Afganistan’da çıkan “Siracü-l-Ahbar” gibiler okunur ve tartışılırdı.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a> Ceditçiler Sırat-ı Müstakim gazetesi sayesinde Türkiye ve tüm İslam dünyasındaki sosyal, siyasi durumu öğrenir, kendi faaliyetlerinde yararlı olabilicek yönleri uygularlardı. Bu konuda Sadrettin Ayni’nin hatıralarında bazı özetleyici cümleleri görebiliriz. <em>Türkiye’de inkilaptan sonra neşredilen “Sırat-ı Müstakim” mecellesini mütalaa etmeye muvaffak olduk. İşbu yayın dini, ilmi, ictimai, siyasi ve edebi bir yayın olup, merkez hilafetinin en büyük ve ulu kişilerinin iştirakıyla çıkardı. Bu yayında siyasi ve ictimai inkilaplar ayet ve hadislerle tetbik edilerek yazıldığından, bizim fikrimizde de esas değişimler yaşandı.</em><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a></p>
<p>İstanbul ve Rusya’ya bağlı Müslüman şehirlerden gelen gazetelerin etkisi ceditçi görüşlü gençlerde görülmeye başlayınca emir hükümeti Rusya yönetimiyle işbirliğinde gazetenin okunmaması yönünde önlemler almaya başlar. Sırat-ı Müstakim’in faal yazarlarından ve Asya’nın bir çok yerini bizzat gezip Alem-i İslam adında kitap yazan Abdürreşid İbrahim, Buhara medreselerinde gördüğü bir manzarayı şöyle anlatmıştı: <em>“Ben Buhara’dayken, Rusya’nın Kazandan gelen memürü Buhara medreselerini teftiş etmeye başladı. Bu günün talebeleri arasında “zararlı” yayınlar yayılmış ve bazı mecellelerde heyacanlandırıcı makaleler de yazılmıştır</em>”.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a></p>
<p>Görüldüğü üzere Sırat-ı Müstakim dergisi Türkistan’da yeni fikrin ortaya çıkışı ve yaygınlaşması, milli ve dini birlik düşüncesinin uyanması ve güçlenmesinde önemli rol oynamıştır. Ceditçiler için ayrı bir değere sahip olan dergi Osmanlının Meşrutiyet modelinin sindirilmesine vesile oldu.</p>
<p>Yukarıda söz ettiğimiz gibi II.Meşrutiyet döneminde bir çok basın farklı konular ve kitlelere yönelerek faaliyet yürütüyordu. İslamcı  ve Turancı görüşlü yayınlar arasında en yaygını Sırat-ı Müstakım ise, Ceride-i Suffiye, Mibban, Tasavvuf, Tearüf-i Müslimin, İslam Dünyası ve Hikmet gibi dergiler de aynı dönemin tasavvufi eğilimleri ağır basan yayınları olmuştur. Fakat Türkistan’da etki yaratan yayınları belirlemek hayli zordur, ki bu yönde dönemin Türkistanlı tarihçi, yazar ve aydınlarının yazılarından yola çıkarak bazı sonuçlara ulaşabiliriz. Öyle ki, Sırat-ı Müstakim’den sonra Türkistan’da ilgi gören bir diğer yayın <strong>Tearüf-i Müslimin</strong> dergisi olduğu varsayılabilir. Rusya Müslümanları ve çoğu Tatar menşeli İslamcı aydınlar tarafından çıkarılan dergi 16 Nisan 1910 tarihinde yayın hayatını başlamıştır.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a> Teârüf-i Müslimîn, Kazanlı, Sibiryalı ve Kırımlı Tatarların Rusya dışında çıkardıkları ilk dergidir.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a> 2 Şubat 1911 tarihine kadar 32 sayı çıkararak yaklaşık bir yıl faaliyet gösteren dergi İstanbul merkezli bir İslam birliğinin savunucusu pozisyonunda okuyucularına seslenmiştir.</p>
<p>Daha önceleri sorunlarını büyük ölçüde Sırat-ı Müstakim sayfalarında dile getiren Abdürreşid İbrahim, Osman Cudi, Yakup Kemal ve Terviskili Ahmet Taceddin gibi Rusyalı Müslümanlar Tearüf-i Müslimin adlı yeni bir dergi çıkarmaya karar verdiler. Bu derginin amacı İslam alemini birbirinden haberdar etmek ve daha da önemlisi Hilafet makamının bütün Müslümanlar tarafından saygıyla tanınmasını sağlayarak Osmanlı devleti çerçevesinde İslam kardeşliği ve birliğini geliştirmek (uhuvvet ve rabıta-i diniyyeyi takviye) olarak belirlenmişti.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a> Lakin yazar kadrosunun kökenleri ve o dönemde İstanbul-Kazan arasındaki yayın faaliyetlerinin yoğunluğu göz önüne alındığında Teârüf-i Müslimîn esas olarak Rusya Müslümanlarının kurtuluş mücadelesi ile alakadar olmuştur. Dolayısıyla dönemin diğer basınlarına nispeten daha az tanınır bir dergi olmuştur.</p>
<p>Teârüf-i Müslimîn’i çekip çeviren kişinin aslen Buhara kökenli bir ailede dünyaya gelen Sibiryalı Abdürreşid İbrahim olduğu anlaşılmaktadır. Hemen her sayıda yer alan başyazılar ona aittir. Derginin yazar kadrosunun önemli bir kısmı onun akraba, hemşehri ve tanıdıklarından oluşmaktadır.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a> Rusya’dan gelerek İstanbul’a yerleşen Rusya Müslümanlarının çoğu bu gazeteyi takip ettiklerini tahmin etmek zor değil. Türkistan’da Abdürreşid İbrahim seyahetleriyle ilgili yazdığı yazılarından dolayı çok meşhürdü. Yazarın Farsçaya çevirilen “Seyahetname-i İbrahimbek” adlı eseri Buhara’da yaygın olduğunu Sadrettin Ayni özellikle kaydetmektedir. İran’ın o dönemki durumunu ele alan kitapta yazar İran’ı bir çok açıdan eleştiriyordu ve tüm eleştirileri Buhara için de geçerliydi. Dolayısıyla kitap çok yaygın olmuş ve Buhara’da fikri değişime katkı sağlamıştır. <a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a></p>
<p>Yazarlarından dolayı gazetede Rusya’ya ait bölgelerle ilgili yazılar sık sık yer almıştır. Bazı bölgelerde derginin gönüllü muhabirleri de vardı. Örneğin, Buhara’dan yazanlar içinde sadece Abdurrauf Fıtrat kendi açık imzasıyla yazmıştır. Diğerleri ya mahlas kullanmış (mesela “Şerik”) ya da sadece “Buhara Muhabiri” adıyla yazmışlardır. Hive’den Şah Ahmed ve Molla Berdikul Kâri Muhammed, Yarkend’den Rahim Hoca Azimbayef ve tam olarak nereli olduklarını tespit edilemeyen Mustafa Yangaliçef, Arif Tevkilev, M. Kırımbayef “Bir Rusyalı” dergiye yazılar göndermişlerdir. Bunlardan başka Kazakistan, Kırım, Buhara, Hive, Kazan, Sibirya ve Çin Türkistan’ı gibi yerlerden gelen haberlere ve mektuplara da dergide yer verilmiştir.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a></p>
<p>Türkistan’ı konu alan yazılarda bölgenin Rusların elinde kaldığı ve eziyet gördüğü büyük kaygıyla dile getirilmiştir. Kimi yazarlar Buhara emiri ve diğer yetkilileri duyarsızlıkta suçlarken, kimi yazarlar yöneticilerin yaptığı hayır işlerden bahseder. Onun dışında,  Türkistan’dan Hicaz’a doğru yola çıkan kişilerin sorunları, özellikle Osmanlı devletinde karşılaştıkları problemleri, memurların davranışlarını okuyuculara anlatmaya yer verilmiştir. <a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn26" name="_ftnref26">[26]</a></p>
<p>Türkistan meselelerini sık sık gündeme getiren yayın tabi ki bölgede büyük ilgi görmüştür. Zira Buhara ceditçilerinin liderlerinden biri, Abdurrauf Fıtrat’ın Buhara Veziri Nasrullah bi-Pervaneci Efendi Hazretlerine Açık Mektup’u<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a> özellikle bu gazetede yayınlandığı tesadüf değildir. Nasrullah beyin sadrazm olarak tayın edilmesine münasebet olarak Farsça (Tacikçe) yazılan mektup Türkçeye çevirilmeden aslınca basılmıştır. Fıtrat burada yeni baş vezirden ıslahatlar yapmasını umar, önerir, talep eder. Dünyanın en mutsuz, yolsuz milleti olan Buharalıların bahtiyar olması için vezir ve emirin bir an önce hareket etmesi gerektiğini dile getirir. Etki alanı ve itibarı yüksek olduğundan ve daha da önemlisi Buhara’da takip edildiğinden Fıtrat mektubunu bu gazetede yayınlamaya karar vermiştir. Ayrıca Buhara memuriyeti gazeteyi okuyacağından emin olarak vezire söyleyeceklerini bu gazetede yayınlamış olabilir. Fıtrat Buhara’ya döndüğünde bir çok kişinin tanıdığı, takip ettiği ve ardından yürüdüğü şahsiyetti. Tabi ki tanınmasında İstanbul’da yazdığı eserleri  ve Tearüf-i Müslimin gibi gazetelerde yayınladığı yazıları vesile olmuştur.</p>
<p>Türkistan’da yenilikçi fikirlerin yaygınlaşmasına katkı sağlayan bir başka Osmanlı yayını İstanbul’da Filibeli Ahmet Hilmi tarafından çıkarılan <strong>Hikmet</strong> gazetesidir. Son dönem Osmanlı fikir adamlarından Şehbenderzade Ahmet Hilmi tarafından neşredilen Hikmet, körü körüne Batı hayranlığına düşmüş sözde aydınlara karşı mücadele eden İslamcılığın önemli yayın organlarındandır. “İttihad hayattır, tefrika memattır” sloganı ile yayımlanmıştır. Hikmet’in ilk sayısı 21 Nisan 1910 (8 Nisan 1326 rumi) tarihinde çıkmıştır. Bu tarihten, 21 Eylül 1911 (8 Eylül 1327) tarihine kadar haftalık olarak yayın hayatını sürdürmüştür. Gazete, 74.sayısındaki “Açık Arzuhal” başlıklı padişaha hitaben yazılan mektup nedeniyle 21 Eylül 1911 tarihinde kapanmıştır. Ahmed Hilmi önce Kastamonu’ya, ardından da Bursa’ya sürgüne gönderilir. Filibeli, afla İstanbul’a dönmüş ve 22 Eylül 1912 yılında “ Hikmet ” gazetesini tekrar yayınlamaya başlamışsa da uzun ömürlü olamayarak 77. sayıyla birlikte 28 Eylül 1911 yılında kapanmıştır<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn28" name="_ftnref28">[28]</a>.  Hikmet’te edebiyattan tarihe, felsefeden siyasete kadar birçok konu ele alınmıştır. Ayrıca İslâm dünyasında yaşanan olaylar ile Orta Asya, Afrika, Balkanlar ve diğer müslüman coğrafyasında yaşayan müslümanlar hakkında okuyuculara bilgi verilmiştir. Hikmet gazetesinde, Osmanlı ve İslâm coğrafyasında yaşanan olaylar karşısında uyarılar dikkat geçmektedir.</p>
<p>Hikmet’in yayımlanmasındaki amaç, başta Osmanlı devleti olmak üzere bütün İslam âleminin birliğini sağlayacak doğru yolu göstermektir. Bu doğrultuda vatan ve milletini seven, dinine bağlı herkes Hikmet’in hamisi olarak gösterilmektedir. Ahmet Hilmi, bu amacına ulaşmak için, Hikmet’i belli bölümlere ayırarak yurt içi ve yurt dışındaki olaylardan bahsetmiştir. Böylece okuyucuyu bilgilendirerek, memleketin gelişmesini ve İslam âleminin tevhidini sağlamak için olayların asıl sebeplerini okuyucuya vermeye çalışmıştır.</p>
<p>Ahmet Hilmi gazetede Türkistan’a ait meselelere de dikkat etmiştir. Abdurrauf Fıtrat’ın bir çok yazısına yer verdiği de Orta Asya’da okuyucu kitlesini arttırmak amacıyla yapılan hareketti. Burada da Farsça yazmasına rağmen Ahmet Hilmi Fıtrat’ın makalelerine her zaman yer vermiştir. Bir sene kadar faaliyetini sürdüren gazetede Fıtrat’ın toplam yedi yazısı basılmıştır. Ayrıca Fıtrat’ın 3 kitabı da gazete bünyesindeki Hikmet Matbaa-i İslamiyye’de neşredilmiştir.</p>
<p>Türkistan’a ilgi duyan ve sık sık konu eden bir diğer basın Türk Yurdu dergisidir. Yukarıda dile getirdiğimiz yayınlara benzer bir şekilde bu yayının da Türkistan’da nasıl  itibar kazandığını ispatlayıcı hiç bir malumatımız yoktur. Fakat Türk Yurdu’nun 12.sayısında verilen bir yazı bu konuda ipucu olabilir. 2 Mayıs 1912 tarihli 12. sayıda Buhara’da <em>Buhara-i Şerif</em> adlı bir gazetenin yayımlanmaya başladığı haber verilmiştir. Söz konusu haberde; “<em>Biz halkı hemen kâmilen Türk oğlu Türk olan Buhara-i Şerif’in ilk gazetesinin Türk dilinde olmasını bekler ve isterdik. Buhara-i Şerif ise Farsçadır. Öz dilimize itibarsızlık, Türk dünyasının her tarafına yayılmış bir noksan olduğu cihetle muharrir kardeşlerimizi tahtieye (hatalı görmeye) dilimiz varmıyor. Ancak Türkistanlı Türklerin, yakın zamanda, Buhara’da çıkan Türkçe bir gazeteleri olmasına dua ile iktifa ediyoruz”</em><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn29" name="_ftnref29"><em><strong>[29]</strong></em></a> denilmiştir.  Buradan Türk Yurdu ekibinin Buhara’daki güncel değişimlerden haberdar oldukları, sıkı iletişimde oldukları görülmektedir. Büyük ihtimalle bu derginin de gönüllü muhabirleri ve takipçileri vardı ki, söz konusu gazeteden haberdar etmişlerdir. Nadir Devlet, Türkiye’de Rusya’daki Türk soylarına karşı ciddi ilgi 1910’lu yıllarda Türk Yurdu’nun yayın hayatına başlamasıyla uyandığını kaydetmektedir.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn30" name="_ftnref30">[30]</a></p>
<p>Yukarıda adı geçen gazete ve dergilerin hepsi Hacı adayları, İstanbul’daki ceditçi öğrenciler, tüccarlar tarafından bölgeye götürülürdü. Buhara Emirliği’nde bu işin daha sistemli bir şekilde yapıldığını tahmin edebiliriz. Buhara’da ceditçiler şehir merkezinde kütüphane ve kitap dükkanları açarak yukarıda bahsi geçen yayınları okuyuculara temin etmekteydi. Terbiye-i Etfal cemiyeti tarafından İstanbul ve diğer yurtdışı şehirlerine tahsile gönderilen talebelerin görevlerinden biri de Cedit okulları ve Cedit kütüphaneleri için sürekli olarak kitap, derslik ve basın çeşitlerinden göndermekti. Bu konuda Ayni’nin hatıraları kanıtlayıcı özelliğe sahiptir. <em>Buhara ceditçileri yarım açık bir şekilde çalışan “Marifet” adlı şirket kurdular. Şirketin şehir pasajinde İbn-i Sina adlı kitap dükkanı ve kütüphanesi mevcuttu. Orada emirliğe ve siyasetine zıt olan kitaplar da gizlice satılır veya kütüphane içinde okumaya verilirdi. Kütüphanede İstanbul ve Rusya’da çıkmakta olan gazete ve dergiler dışında İstanbul, Bakü ve Rusya’da basılan ve devamlı olarak basılmakta olan eserler bulunurdu. İstanbul’daki Buhara talebeleri de eserleri seçerek geciktirmeden her türlü yollarla Buhara’ya gönderirlerdi.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn31" name="_ftnref31"><strong>[31]</strong></a> </em>Abdurrauf Fıtrat bir makalesinde söz konusu kütüphaneler hakkında bahsederken, kütüphanede gazete ve dergilerin yanı sıra Hadis, Tefsir ve medrese öğrencileri için ders kitapları da satılmakta olduğunu yazar.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn32" name="_ftnref32">[32]</a> Ayni ise bir başka eserinde de buraya eklenebilecek bilgileri yazmıştır. <em>Bu gazete ve dergiler Buhara’ya az gelse de, emirin orta çağ usulü ağır idaresi ve mutaasıp mollalar etkisi altında geride kalan Buhara toplumuna faydalı etki yaratmaya başlamıştı.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn33" name="_ftnref33"><strong>[33]</strong></a></em></p>
<p>Aydınlar ve gençler arasında yaşanan değişim toplumda kendini belli etmeye başladı. Yenilikçi görüşlü kişilerin çoğalması, özgürlük, ıslahat isteyen grupların artması ya da çoğu zaman yönetimin eleştirildiği gazethanlıkların artması Emir yönetimini de, Türkistan’daki Rus yönetimini de rahatsız ediyordu. Bu duruma seyirci kalamazlardı. Dolayısıyla, Türkiye’den gelen her türlü kitap, belge, yayını durdurmaya, engellemeye çalışırlardı. Baysun bunu şöyle nakletmektedir: <em>Ruslar; Türkiye’de çıkan herhangi bir gazete, mecmua, kitap ve hatta padışah ve Türk kumandan, şair ve edip resimlerinin Türkistan’a gelmesinden kuşkulanıyorlardı. Ufak bir şüphe ile baskınlar yaparak bu gibi resim ve yazılar buldukları takdirde sahiplerine ağır cezalar veriyorlardı. Bilhassa Harbi Umuminin devam ettiği senelerde bu tazyikin şiddeti çok artmıştı. Hatta Türkiyeli bir Türkün Türkistan topraklarına girmesinin kat’iyen istemezlerdi.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn34" name="_ftnref34"><strong>[34]</strong></a> </em>Böyle bir baskı altında bile Türkistan ceditçileri Türk basınını okumaya gayret etmişlerdir. Yayınlar toplumda İslam birliği, Türk birliği gibi hayalleri güçlendirmekteydi ki yukarıda saydığımız yayınların ana hedefi tüm dünya müslümanlarının hilafet – Osmanlı merkezli birliğe kavuşmasıydı. Onun haricinda Türk soyları birliği meselesi de sıkça gündeme getirilen konulardı. Türkistanlıların Türkiye’ye karşı merakı daha çok meşrutiyet süreçleri ve Anayasal yönetim tecrübesiydi. Kısa bir zaman sonra Türkistanlı ceditçiler Rusya’dan bağımsız ve ya hiç olmazsa Muhtar ama milli bir yönetime kavuşma hayaliyle uzlaşmaya başladılar. Milli Basının ortaya çıkışında da Osmanlı basının doğrudan etkisi olmuştur. Zira Çarlık Rusyası’nın Türk basınından kuşku duyduğu husus da buydu, yani Türkistan halkında bağımsızlık hayalinin uyanmasıydı.</p>
<p>Türkistan’da yenilikçi fikirlerin yayılmasına katkı sağlayan yayınlar sadece bunlarla sınırlı değildi. Yukarıda bilgi vermeye çalıştığımız yayınlar Türkistanlı ceditçilere fikri açıdan yol gösterici özelliğe sahipti. Ama Rusya Müslüman toplumları tarafından çıkarılan basınlar da vardı ki, Türkistan’ı doğrudan etkiledi. Ceditçiler söz konusu basınlar yardımıyla fikirlerini sistemli bir şekilde oluşturdular, gazetenin ve dergilerin toplum üzerindeki etkisini kendi gözleriyle görme imkanı buldular. Daha da önemlisi Çar yönetimi altında da bazı meseleleri gündeme getirme örneğini gördüler. Her şeyden önce 1883 yılından beri Kırım’da ceditçiliğin kurucusu Gaspıralı İsmail Bey tarafından çıkarılmakta olan Tercüman gazetesi yaygındı ve merakla okunurdu. Gaspıralı İsmail Bey 1893 yılında Türkistan’a geldiğinde ceditçilerle görüşmüş ve büyük ihtimal Tercüman’ın daha çok tanınması meselesini de gündeme getirmiştir. Ayni Buhara’ya yabancı basınların gelmesi konusunda söz ederken, Tercüman’dan özellikle bahsetmektedir: <em>Rus-Japon savaşı başladı. Savaş sebep ara sıra gelmekte olan “Tercüman” gazetesi Buhara’da daha çok yayılmaya başladı. Hindistan’dan “Hablalmatin”, Mısır’dan “Çehranema” ve “Perveriş” adında Farsça gazeteler gelip, savaş havadisleri için gazete okumak isteyenlere farklı fikirler de sundu. Rusya Müslümanları arasında mühtelif ismler ile Türk-Tatar gazeteleri çıkmaya başladı ve o gazeteler Buhara’ya da geldi</em>.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn35" name="_ftnref35">[35]</a> Fıtrat ve diğer ceditçiler işte bunun gibi gazetelerin etkisi altında Ceditçiliğe katılmış ve büyük ihtimalle gazetenin tesiriyle İstanbul’a gelmeyi tercih etmiştir.</p>
<p>Ceditçiliğin kurucusu Gaspıralı İsmail Bey Rus yönetimi altında milli görüşlere sadik kaldı, Türk boylarının birliği için sözlü mücadele sürdürdü. Çıkarttığı Tercüman gazetesi tüm Türkistan’a yayılarak yeni bir hareket başlatılmasına vesile oldu. Türkistanlılar Rus sansürü altında bile basın faaliyeti yürütülebileceğine kanaat getirdiler. Tercüman harıcında Orenburg’da Kazan Tatarları tarafından çıkarılan Vakit gazetesi de vardı ki, Türkistan’da gazetecilik tecrübesi ve geleneği bu iki basın sayesinde oluştu ve gelişti. Ziya Said’e göre ceditçiler bir çok konuda Tatarlardan örnek aldık almışlar; Gaspıralı İsmail Bey’in Tercüman’ından ilhamlanarak tüm Türk dillerini birleştirme çabasına girişmişlerdi.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn36" name="_ftnref36">[36]</a></p>
<p><strong>“Tercüman” </strong>gazetesi (Rusça adı Perevodçik) Kırım’ın Bahçesaray şehrinde 22 Nisan 1883 – 23 Şubat 1918 tarihleri arasında genellikle haftada bir gün dört sayfa halinde yayımlanmıştır. Türk dünyasında en çok okunan gazete olan “Tercüman” 1905 yılına kadar Rusya Türklerinin tek süreli gazetesi olmuş ve 23 Şubat 1918 tarihine kadar 35 yıl sürecinde yayınına devam etmiştir.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn37" name="_ftnref37">[37]</a> Gaspıralı gazeteyi çıkarmak için Petersburg’a gidip yetkililerle dört defa görüşmesinin ardından nihayet Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasının 100.yıl dönümü dolayısıyla 5 (17) Ağustos 1882’de izin alabilmiştir. Rus yetkilileri Türkçe ve Rusça sayfalarının birbirinin aynı olması ve sansürün onayı ile çıkarmak şartıyla izin vermiştir. Gazetenin Rusça ve Türkçe içeriği arasında fark olduğu ve Türkiye’ye gönderilen sayıları arasında da değişiklikler olduğu tespit edilmiştir.</p>
<p>İsmail Bey Petersburg’dan eski bir matbaa makinesi satın alarak hurufatı İstanbul’dan temin etmiş, oradan bir mürettip getirtmiştir. Gazete basılmadan önce Petersburg’e gönderilir ve sansürün onayı alınırdı, dolayısıyla çoğu zaman dört haftaya kadar onay beklenirdi. Gazetede açık bir anlatım ve kısa cümleler dikkati çeker. “Tercüman”ın dili çok sadeleştirilmiş Osmanlı lehçesinden ibaretti. “Tercüman’ın lisanı, Kazan’dan Kafkasya’ya, Kırım’dan Türkistan’a kadar anlaşılıyordu.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn38" name="_ftnref38">[38]</a> Gazetenin çıktığı otuz beş yıl boyunca dil konusunda bilinçli bir tavır sergileyen Gaspıralı, Türk dünyasında ortak bir edebî dil oluşturmaya gayret etmiş ve bunda da sanıldığından daha büyük bir başarı elde etmiştir. Gaspıralı İsmail Bey, “Türk Birliği” ülküsünü ortaya atan ve fiiliyata döken ilk Türk ideoloğudur. <a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn39" name="_ftnref39">[39]</a> İsmail Bey tıpkı Almanya’da yapıldığı gibi çeşitli Türk boylarının ortak edebi dil oluşturmalarını ister ve bu yönde çaba gösterirdi. Çabalarının neticesi olarak ilk Özbek matbuatının dili ve anlatım uslubünde Tercüman’ın etkisi açıkça görülmekteydi.</p>
<p>“Tercüman” ilk çıktığı zaman 320 alıcısı vardı. Fakat bu okuyucu nispeti Gaspıralı’nın fedakarane çalışması yüzünden öylesine arttı ki, bu sayı birkaç yıl içinde 6 bini bulmuştu. İlk yıllarda Tercüman’ın Türkistan’da ve Buhara’da 200’e yakın abonesi vardı. Buhara’dan yazılan yazılara göre Tercüman elden el dolaşarak okunurdu.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn40" name="_ftnref40">[40]</a> “Tercüman”ı Kırım’dan başlayarak Kafkasya, Kazan, Sibirya, Türkistan, Çin Türkistan’ı, İran, Mısır hatta Hindistan ve II.Abdülhamit’in izni ile Türkiye’de okunurdu. “Tercüman” Gaspıralı İsmail Bey’in olağanüstü zekası ve kabiliyeti sayesinde kısa zamanda bütün Türk dünyasına yayıldı ve sürümü 20 bine yükseldi. Türkçe konuşulan ve anlaşılan her yerde, Mısır’dan Hindistan’a kadar bu ceride tutundu. <a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn41" name="_ftnref41">[41]</a></p>
<p>Türkistanlılar için Gaspıralı Bey bir liderdi, Milli şuurun güçlü savunucusu, hayatı ve faaliyetiyle örnek olan bir şahıstı. Dolayısıyla İsmail Bey’in kendisi de, çıkarttığı Tercüman da büyük ilgiye sahipti. Özbek matbuatı tarihine ilişkin eser yazan ilk müelliflerden sayılan Ziya Said 1927 yılında yazılan bir eserinde Türkistan ceditçilerinin “Tercüman”ı çok sevip okuduklarını ve muharriri İsmail Bey’e sonsuz sevgi beslediklerini hatta kendisinin vefatında ceditçilerden birçoğunun 30 güne kadar göğüslerinde matem alameti taşıdıklarını kaydetmektedir.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn42" name="_ftnref42">[42]</a></p>
<p>“Tercüman” gazetesinin okuyucuları çoğalınca ceditlerde matbuata heves artar; yani ceditler “Tercüman”ı okumakla yetinmeyip, önlerindeki önemli görevleri yerine getirmek, çoğunluğun fikrini kendilerine çekmek yolunda uğraşmaya başladılar. 1905 yıl Ekim manifestosundan sonra bu hareket daha da güçlendi. <a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn43" name="_ftnref43">[43]</a> Gaspıralı her ne kadar Rus yönetimiyle yakın olmaya çalışmasın işin asıl gerçeği Ruslara malumdu ve imkan kadar toplumu bu tür gazetelerden uzak tutmaya çalışırlardı. Örneğin, Türkistan’da devlet tarafından çıkarılan Türkistan Vilayeti Gazetesi’nin editörü Nikolay Ostroumov faaliyeti boyunca Tercüman’a bir yaptırım düzenlemeye çalışırdı. Editörlüğünde çıkan gazetede “Tercüman’ı okumayınız, kafir olacaksınız”<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn44" name="_ftnref44">[44]</a> tarzındaki çağırımlarda bulunurdu. Ona rağmen gazeteye karşı ilgi hiç azalmadı, tam tersine milli basınlar ortaya çıktığında bir çok yazı Tercüman’dan alınarak yerel basınlarda basıldı.</p>
<p>Tercüman dışında yine Rusya Müslümanları tarafından daha doğrusu Kazan Tatarları tarafından çıkarılan bir takım basın çeşitleri mevcuttu ve onlar da büyük ilgiyle okunurdu. Örneğin Orenburg’da 1906-1918 yılları arasında çıkan Vakit gazetesi. Feyzullah Hocayev Tatar yayınlarında bahsederken Kırım’da çıkan Tercüman ve Orenburg’da çıkan Vakit gazetelerini özellikle dile getirmiştir. “Onların “Tercüman”, “Vakit” gazeteleri ve sonraki yıllarda mizah dergisi “Molla Nasrettin” Orta Asya halklarında terakki ve milli hürriyet mefkurelerinin güçlenmesinde büyük rol oynadılar”.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn45" name="_ftnref45">[45]</a></p>
<p>Vakit gazetesi milli görüşe sahip bir yayındı. İlk sayısı 21 Şubat 1906 yılında Tatar zenginlerinden olan Zakir Rameyev tarafından çıkarılmıştı. Siyaset ve tehlikeli konulara değinmeden milli görüşü savunmaya çalışan gazetenin muharriri Fatih Kerimi idi. Gazete Türkistan’da büyük ilgi görüyor ve yerel basınlar bu gazetenin tecrübesinden yararlanırdı. Gazete bünyasinde açılan yayınevi sayesinde bir çok ceditçilere ait olan bir çok derslik ve bedii eserler basılmıştır. 1918 yılında 2309.sayısından sonra kapatılmıştır.</p>
<p>Vakit’in ilavesi olarak çıkan bir diğer yayın da Şura dergisiydi. Dergi 10 Ocak 1908’den 31 Aralık 1917 tarihine kadar toplam 240 sayı çıktı. R.Fahrettinov muharrirliğinde çıkan dergide Fatih Kerimi, Yusuf Akçura gibi önemli yazarlar bulunuyordu. Siyasi ve dini konulara değinmeden Rusya Müslümanları, özellikle Tatarların modernleşmesi için yazılar verirdi. Daha çok Tatarların yaşamını ileri seviyeye götürmek, ilim, eğitim, kültürü geliştirmek, Müslümanların dostluğu, Türklerin kültürel anlamda beraber olması hedefiyle çalışırdı. Siyasi bir bölümü yoktu, Rus basınından gelen nadir baskılarla sınırlıydı. Müslüman topluluğunun modernize olması, İslam’ın ve ilerlemenin, bilim ve dinin uyumluluğunu savundu. Şura, Müslüman kültürünün geçmişi ve İslam’ın özünün yorumlanması üzerine tarihsel ve felsefi makaleler yayınladı. Pedagoji, okul hijyeni ve öğretim yöntemlerinin sorunlarına çok dikkat edildi. Eğitim materyallerinde, Avrupa ve her şeyden önce Rus kültürünün etkisi açıkça izlendi. “Ünlüler ve Öne Çıkan Etkinlikler” bölümünde, ünlü bilim adamlarının eserlerinin özellikleri ve tarihi eserlerin açıklamaları verilmiştir. Dergide Tatarların etnogenezi, Volga Bulgaristan, Altın Orda, Kazan Hanlığı’nın (Z. Validi, H. Atlasi, R. Fakhretdinov, vb.) tarihi hakkında da yazılar verilmişti. Yabancı yazarların Türkçe, Arapça, Farsça ve Avrupa dillerinden tercümelerinin yanı sıra yeni başlayan yazarların ve ünlü edebiyat bilginlerinin yazılarına daha yer veriyordu. Fıtrat’ın da makaleleri basılmıştı. Türkistan’da ortaya çıkan bir çok yayında olduğu gibi 1914 yılında yayın hayatına başlayan “Sedai Türkistan” gazetesine Tatarlardan Abdurrauf Muzaffarrov baş yazar olarak atanmıştır. “Vakit” gazetesi ve ilavesi “Şura” dergisini takip etmiş ve yolu üzerinden ilerlemiştir. Makale ve haberlerinden yararlanmış ve tekrardan basmıştır.<a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftn46" name="_ftnref46">[46]</a></p>
<p>Türkistan’da ceditçilik hareketinin gelişmesinde Kazan Tatarlarının önemli katkısı olmuştur. İlk usul-i cedit okullarında öğretmenlerin çoğunluğu Tatar menşeiliydi. Ceditçilikte Tatarlar Türkistan ceditçilerinden bir tik ilerideydi ki, Türkistanlılar yardım istemek zorunda kalmışlardı. Aynı şekilde ilk milli basınların faaliyete başlamasında Tatarların büyük katkısı olmuştur. Ziya Said’ın Özbek Basın Tarihi üzerine yazılan eserinde bu konuda bir çok bilgi verilmiştir. Tatarlar ilk Özbek basınlarının açılışında editörlük görevine üstlenmişler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonuç</p>
<p>Osmanlı devleti tarihinde II.Meşrutiyet (1908-1918) olarak anılan dönemde basın gerçek anlamda gelişti ve günümüz Türkiye’si gazetecilik geleneğinin temellerini atmış oldu. Osmanlı Devleti’nde yaşayan farklı dilden ve dinden her ulus, kendi fikirlerini dile getirdiği gazeteler ve dergiler çıkardı. Basın, Meşrutiyet döneminde toplumun sesi haline geldi. Bu dönemde İslamcı, Türkçü, Milliyetçi görüşlü bir çok yayın ortaya çıktı ve İslam aleminde özellikle Rusya’ya bağlı Türk-Müslüman toplumlarında büyük ilgi gördü.</p>
<p>Osmanlı yayınları Türkistan ceditçilerinin fikir edindiği, görüşlerini şekillendirdiği en birinci kaynaklardandı. Yayınlar Türkistan ahalisini dünya havadislerinden haberdar etmekle beraber, İslam dünyasında yaşayan dindaş, soydaş toplumların durumlarından örnekler vererrek  fikir oluşturmaya çalışırdı. Ayrıca Mahmudhoca Behbudi, Abdurrauf Fıtrat, Giyasiddin Hasani  gibi ceditçi aydınların yazılarını yayınlandığı adeta bir “minber”di. Türkistan’da çıkarılmakta olan bir çok yayın Osmanlı yayınlarının tecrübelerinden yararlanırdı, görüşlerini o yönde geliştirirdi. Ayrıca makalelerden alıntı yaparak ve ya tekrardan yayınlardı. Genel olarak, 20.yüzyılın başlarında Osmanlı yayınları Türkistan’da ilham kaynağı olarak hizmet etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça: mamer.biz </strong></p>
<p>Süreli Yayınlar:</p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">1.      Tearüf-i Müslimin, 2.cilt, 25.sayı, 8 Aralık 1910</span></h2>
<ol start="2">
<li>Sırat-ı Müstakim, Buhara Vak’a-i Elimesi, 76.sayı, 17 Şubat 1910</li>
<li>Sırat-ı Müstakim, Mekatib, 108.sayı, 29 Eylül 1910</li>
<li>Sırat-ı Müstakim, Mekatib, 108.sayı, 29 Eylül 1910</li>
<li>Türk Yurdu dergisi, 12.sayı, 2 Mayıs 1912</li>
<li>“Şura” dergisi, 15 Ocak 1917</li>
</ol>
<p>Basılı Kitaplar:</p>
<ol>
<li>Abdiraşidov Zeynabiddin, XX.yüzyıl Başlarında Türkistan: Sosyal, Siyasi ve Akli Süreçler, Sonçağ Akademi Yayınları, Ankara, 2019</li>
<li>Ayni Sadrettin, Buhara İnkilabı İçin Materyaller. Seçilmiş Eserler. 8 ciltlik, 1.cilt, Taşkent, 1963</li>
<li>Ayni Sadrettin, Kısaca Tercüme-i Halim, Seçilmiş Eserler. 8 ciltlik, 1.cilt, Taşkent, 1963</li>
<li>Baysun Abdullah Recep, Türkistan Milli Hareketleri, İstanbul, 1943</li>
<li>Devlet Nadir, Rusya Türklerinin Milli Mücadele Tarihi (1905-1917), Türk Tarih Kurumu Basımevi – Ankara 1999 (2.baskı), s.1</li>
<li>Hablemitoğlu Necip, Gaspıralı İsmail, Pozitif yayınları, 2.baskı, İstanbul, 2015, s.89</li>
<li>Hilmi Ahmet Filibeli, Hikmet Yazıları, Hazırlayan: Ahmet Koçak, İnsan Yayınları, İstanbul, 2005, s.63</li>
<li>Hocayev Fayzulla, Buhara İnkılabının Tarihine Materyaller, Taşkent, Fen yayınevi, 1997, s.63</li>
<li>Komatsu Hisao, 20.Yüzyıl Başlarında Orta Asya’da Türkçülük ve Devrim Hareketleri, Turhan Kitabevi Yayınları, Ankara, 1993, s.8</li>
<li>Oral Fuat Süreyya, Türk Basın Tarihi 1728-1922 1831-1922: Osmanlı İmparatorluğu Dönemi, Oral Yayınları, Ankara, 1970, s.215</li>
<li>Özkaya Sevda, Meşrutiyet Dönemi Basınından Örneklerle Türkistan, Kesit Yayınları, İstanbul, 2016, s.152</li>
<li>Said Ziya, Özbek Vakitli Matbuatı Tarihine Materyaller (1870-1927), Seçilmiş Eserler, Özbekistan Neşriyatı, Taşkent, 1974, s. 21</li>
<li>Topuz Hıfzı, 2. Mahmut’tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2014</li>
</ol>
<p>Bilimsel Makaleler:</p>
<ol>
<li>Dağlar Oya, Meşrutiyet’in İlanının İstanbul Basını’ndaki Yansımaları (1908), İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, No:38 (Mart 2008)</li>
<li>Güz Nurettin, “Türkiye’de Matbaanın Kurulması”, Gazi Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu Dergisi, 1986-1987/8-9, Ankara, 1989</li>
<li>Güz Nurettin, Osmanlı Basını, Selçuk İletişim Dergisi, cilt 1, Sayı 3, 2000</li>
<li><a href="https://fr.wikipedia.org/wiki/H%C3%A9l%C3%A8ne_Carr%C3%A8re_d%27Encausse">Hélène Carrère d’Encausse, Gizli Cemiyetler Dönemi(1910-1914), makale H.Boltaboyev’in Fıtrat ve Ceditçilik kitabına ek olarak verilmiştir, Özbekistan Milli Kütüphanesi Yayınevi, Taşkent, 2007</a></li>
<li>İbrahim Abdürreşid, Asrın Başlarında İslâm Dünyası, İstanbul 1987</li>
<li>Kanlıdere Ahmet, Hilafet Merkezinde Pan-İslamist Bir Tatar Dergisi <em>Teârüf-i Müslimîn </em>(1910-1911), “İslam’ı Uyandırmak” Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e İslamcı Düşünce ve Dergiler, 1.cilt, editör: Lütfi Sunar, 2018, pp.425-456</li>
<li>Özbek Nadir, Abdürreşid İbrahim’in İkinci Meşrutiyet Yılları: Tearüf-i Müslimin ve İslam Dünyası Dergileri, Toplumsal Tarih, v.4, n.20, August 1995, pp.18-23</li>
</ol>
<p><strong>Digital Kaynaklar:</strong></p>
<p><a href="http://katalog.idp.org.tr/dergiler/60/tearuf-i-muslimin">http://katalog.idp.org.tr/dergiler/60/tearuf-i-muslimin</a></p>
<p><a href="http://www.bagcilar.bel.tr/kategori/1137/6/siratimustakim.aspx">http://www.bagcilar.bel.tr/kategori/1137/6/siratimustakim.aspx</a></p>
<p><a href="https://dijitalmevkuteplatformu.org/bonn-universitesi-dijital-kutuphanesi-dergi-mirasimizi-tasiyor/">https://dijitalmevkuteplatformu.org/bonn-universitesi-dijital-kutuphanesi-dergi-mirasimizi-tasiyor/</a></p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Gazetecilik Bölümü doktora öğrencisi,  shohruxbekolim@gmail.com</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Güz Nurettin, “Türkiye’de Matbaanın Kurulması”, Gazi Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu Dergisi, 1986-1987/8-9, Ankara, 1989, s.166</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Ayrıntılı bilgi için bk. Topuz Hıfzı, 2. Mahmut’tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2014</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Topuz Hıfzı, 2. Mahmut’tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2014, s.44</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Topuz Hıfzı, a.g.e. , 2014, 17</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Güz Nurettin, Osmanlı Basını, Selçuk İletişim Dergisi, cilt 1, Sayı 3, 2000, s.45</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Dağlar Oya, II. Meşrutiyet’in İlanının İstanbul Basını’ndaki Yansımaları (1908), İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, No:38 (Mart 2008), s. 141</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Oral Fuat Süreyya, Türk Basın Tarihi 1728-1922 1831-1922: Osmanlı İmparatorluğu Dönemi, Oral Yayınları, Ankara, 1970, s.215</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Özkaya Sevda, Meşrutiyet Dönemi Basınından Örneklerle Türkistan, Kesit Yayınları, İstanbul, 2016, s.152</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Özbek Nadir, Abdürreşid İbrahim’in İkinci Meşrutiyet Yılları: Tearüf-i Müslimin ve İslam Dünyası Dergileri, <em>Toplumsal Tarih</em>, v.4, n.20, August 1995, pp.18-23, s.18</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Komatsu Hisao, 20.Yüzyıl Başlarında Orta Asya’da Türkçülük ve Devrim Hareketleri, Turhan Kitabevi Yayınları, Ankara, 1993, s.8</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> <a href="http://www.bagcilar.bel.tr/kategori/1137/6/siratimustakim.aspx">http://www.bagcilar.bel.tr/kategori/1137/6/siratimustakim.aspx</a></p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Özbek Nadir, Abdürreşid İbrahim’in İkinci Meşrutiyet Yılları: Tearüf-i Müslimin ve İslam Dünyası Dergileri, <em>Toplumsal Tarih</em>, v.4, n.20, August 1995, pp.18-23, s.18</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Sırat-ı Müstakim, Mekatib, 108.sayı, 29 Eylül 1910</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Sırat-ı Müstakim, Buhara Vak’a-i Elimesi, 76.sayı, 17 Şubat 1910</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Sırat-ı Müstakim, Mekatib, 108.sayı, 29 Eylül 1910</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a><a href="https://fr.wikipedia.org/wiki/H%C3%A9l%C3%A8ne_Carr%C3%A8re_d%27Encausse">Hélène Carrère d’Encausse, Gizli Cemiyetler Dönemi(1910-1914), makale H.Boltaboyev’in Fıtrat ve Ceditçilik kitabına ek olarak verilmiştir, Özbekistan Milli Kütüphanesi Yayınevi, Taşkent, 2007, s.268  </a></p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> Ayni Sadrettin, Eserler. 8 ciltlik, 1.cilt, Taşkent, 1963, s.184</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> İbrahim Abdürreşid, 20. Asrın Başlarında İslâm Dünyası, İstanbul 1987, s.50</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> <a href="http://katalog.idp.org.tr/dergiler/60/tearuf-i-muslimin">http://katalog.idp.org.tr/dergiler/60/tearuf-i-muslimin</a></p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> Kanlıdere Ahmet, Hilafet Merkezinde Pan-İslamist Bir Tatar Dergisi <em>Teârüf-i Müslimîn </em>(1910-1911), “İslam’ı Uyandırmak” Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e İslamcı Düşünce ve Dergiler, 1.cilt, editör: Lütfi Sunar, 2018, pp.425-456, s.426</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> Özbek Nadir, Abdürreşid İbrahim’in İkinci Meşrutiyet Yılları: Tearüf-i Müslimin ve İslam Dünyası Dergileri, Toplumsal Tarih, v.4, n.20, August 1995, pp.18-23, s.19</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> Kanlıdere Ahmet, Hilafet Merkezinde Pan-İslamist Bir Tatar Dergisi <em>Teârüf-i Müslimîn </em>(1910-1911), “İslam’ı Uyandırmak” Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e İslamcı Düşünce ve Dergiler, 1.cilt, editör: Lütfi Sunar, 2018, pp.425-456, s.427</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> Detaylı bilgi için bakınız: Ayni Sadrettin, Buhara İnkilabı İçin Materyaller. Seçilmiş Eserler. 8 ciltlik, 1.cilt, Taşkent, 1963, s.200</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> Kanlıdere Ahmet, Hilafet Merkezinde Pan-İslamist Bir Tatar Dergisi <em>Teârüf-i Müslimîn </em>(1910-1911), “İslam’ı Uyandırmak” Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e İslamcı Düşünce ve Dergiler, 1.cilt, editör: Lütfi Sunar, 2018, pp.425-456, s.428</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a> Kanlıdere Ahmet, Hilafet Merkezinde Pan-İslamist Bir Tatar Dergisi Teârüf-i Müslimîn (1910-1911), “İslam’ı Uyandırmak” Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e İslamcı Düşünce ve Dergiler, 1.cilt, editör: Lütfi Sunar, 2018, pp.425-456, s.433</p>
<h2><span style="font-size: 12pt;"><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a> Buharalı Abdurrauf, Buhara Veziri Nasrullah bi-Pervaneci Efendi Hazretlerine Açık Mektup, Tearüf-i Müslimin, 2.cilt, 25.sayı, 8 Aralık 1910</span></h2>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref28" name="_ftn28">[28]</a> Hilmi Ahmet Filibeli, Hikmet Yazıları, Hazırlayan: Ahmet Koçak, İnsan Yayınları, İstanbul, 2005, s.63</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a> Türk Yurdu dergisi, 12.sayı, 2 Mayıs 1912</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a> Devlet Nadir, Rusya Türklerinin Milli Mücadele Tarihi (1905-1917), Türk Tarih Kurumu Basımevi – Ankara 1999 (2.baskı), s.1</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref31" name="_ftn31">[31]</a> Ayni Sadrettin, Buhara İnkilabı İçin Materyaller. Seçilmiş Eserler. 8 ciltlik, 1.cilt, Taşkent, 1963, s.246</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a> Fıtrat Abdurrauf, Cahilane Taassubğa Misal, Orenburg’da çıkan “Şura” dergisi, 15 Ocak 1917</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref33" name="_ftn33">[33]</a> Ayni Sadrettin, Tercime-i Halim, Seçilmiş Eserler. 8 ciltlik, 1.cilt, Taşkent, 1963, s.65</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref34" name="_ftn34">[34]</a> Baysun Abdullah Recep, Türkistan Milli Hareketleri, İstanbul, 1943, s.17</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref35" name="_ftn35">[35]</a> Ayni Sadrettin, Eserler. 8 ciltlik, 1.cilt, Taşkent, 1963, s.200</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref36" name="_ftn36">[36]</a> Said Ziya, Özbek Vakitli Matbuatı Tarihine Materyaller (1870-1927), Seçilmiş Eserler, Özbekistan Neşriyatı, Taşkent, 1974, s.34</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref37" name="_ftn37">[37]</a> Hablemitoğlu Necip, Gaspıralı İsmail, Pozitif yayınları, 2.baskı, İstanbul, 2015, s.89</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref38" name="_ftn38">[38]</a> Hablemitoğlu Necip, Gaspıralı İsmail, Pozitif yayınları, 2.baskı, İstanbul, 2015, s.85</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref39" name="_ftn39">[39]</a> Hablemitoğlu Necip, Gaspıralı İsmail, Pozitif yayınları, 2.baskı, İstanbul, 2015, s.48</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref40" name="_ftn40">[40]</a> Abdiraşidov Zeynabiddin, XX.yüzyıl Başlarında Türkistan: Sosyal, Siyasi ve Akli Süreçler, Sonçağ Akademi Yayınları, Ankara, 2019,  s.407</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref41" name="_ftn41">[41]</a> Hablemitoğlu Necip, Gaspıralı İsmail, Pozitif yayınları, 2.baskı, İstanbul, 2015, s.84</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref42" name="_ftn42">[42]</a> Said Ziya, Özbek Vakitli Matbuatı Tarihine Materyaller (1870-1927), Seçilmiş Eserler, Özbekistan Neşriyatı, Taşkent, 1974, s.21</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref43" name="_ftn43">[43]</a> Said Ziya, Özbek Vakitli Matbuatı Tarihine Materyaller (1870-1927), Seçilmiş Eserler, Özbekistan Neşriyatı, Taşkent, 1974, s. 33</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref44" name="_ftn44">[44]</a> Said Ziya, Özbek Vakitli Matbuatı Tarihine Materyaller (1870-1927), Seçilmiş Eserler, Özbekistan Neşriyatı, Taşkent, 1974, s. 21</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref45" name="_ftn45">[45]</a> Hocayev Fayzulla, Buhara İnkılabının Tarihine Materyaller, Taşkent, Fen yayınevi, 1997, s.63</p>
<p><a href="https://mamer.biz/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/?fbclid=IwAR1CWMFTOsNF5KVTGSn_ihqLhdZG4HUil18Glym91EViYzbxtbpb1a8Upcs#_ftnref46" name="_ftn46">[46]</a> Said Ziya, Özbek Vakitli Matbuatı Tarihine Materyaller (1870-1927), Seçilmiş Eserler, Özbekistan Neşriyatı, Taşkent, 1974, s. 43</p>
</div>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/turkistan-mucadele-hareketlerinde-osmanli-basininin-etkisi/">Türkistan Mücadele Hareketlerinde Osmanlı Basınının Etkisi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanayi İnkılabında Osmanlı Devleti ve Şirket-i Hayriye Örneği</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/sanayi-inkilabinda-osmanli-devleti-ve-sirket-i-hayriye-ornegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağhan Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2020 22:31:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Çağhan Sarı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi inkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[şirketi hayriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=17187</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada bir tarih dilimine damgasını vuran Sanayi İnkılâbı şüphesiz Osmanlı Devleti&#8217;ni de etkilemiştir. Ekonomisi tarıma dayalı, geniş yüzölçümüne sahip olan Osmanlı Devleti, sanayileşme hareketine uyum sağlamak için mekanizmalarını harekete geçirmiştir. El tezgâhlarından büyük atölyelere, büyük atölyelerden de fabrikalara uzanan bir dizi aşama sonucunda Osmanlı Devleti sanayileşmeye başlamıştır. Kapitülasyonlar ve dış ticaretin uzantısı olan etkenler sanayileşme [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/sanayi-inkilabinda-osmanli-devleti-ve-sirket-i-hayriye-ornegi/">Sanayi İnkılabında Osmanlı Devleti ve Şirket-i Hayriye Örneği</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<header></header>
<div class="widget-content">
<p>Dünyada bir tarih dilimine damgasını vuran Sanayi İnkılâbı şüphesiz Osmanlı Devleti&#8217;ni de etkilemiştir. Ekonomisi tarıma dayalı, geniş yüzölçümüne sahip olan Osmanlı Devleti, sanayileşme hareketine uyum sağlamak için mekanizmalarını harekete geçirmiştir. El tezgâhlarından büyük atölyelere, büyük atölyelerden de fabrikalara uzanan bir dizi aşama sonucunda Osmanlı Devleti sanayileşmeye başlamıştır.</p>
<p>Kapitülasyonlar ve dış ticaretin uzantısı olan etkenler sanayileşme sürecinde Osmanlı Devleti&#8217;nin karşısına çıkan zorluklardır. Bununla birlikte, iktisadi hayatta, sermaye birikimine engel bir ticaret düzeni söz konusudur. Sermayenin tek bir elde toplanmasını engelleyen bu yapı sonucunda Osmanlı Devleti&#8217;nin sanayileşmesinin ilk dönemlerinde müteşebbislerden çok söz edemiyoruz. Yatırımların devlet eli ile gerçekleştirildiğini görmekteyiz.</p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nde sanayileşmeyi ele almayı gaye edinen bu yazı bir dizi sorulara yanıt arama metoduyla şekillenmiştir. Osmanlı Devleti, hangi alanda sanayileşti? Sanayileşmeye yönelme aşaması nasıl gerçekleşti? Sanayileşme adına ne gibi adımlar atıldı? Bu soruları örnek gösterebiliriz.</p>
<p>Bu yazının kapsamı 1850&#8217;li yıllar itibari ile tamamlanmaktadır. Bu sebeple manifaktürden fabrikalaşmaya dönen süreç, yazının kapsamı dışında kalıyor. Telif eserler bazındaki eserlerin çoğunun Tanzimat Fermanı sonrasını konu edinmeleri, istediğimiz derinliği sağlayamamış olabilir. Bununla birlikte, Yed-i Vahid uygulaması ve uygulamaya son verdiren Balta Limanı Antlaşması ile Osmanlı Devleti pazarını inceleme imkânına erişmeye çalıştık.</p>
<p>Sanayileşmeye örnek olarak ta Türk Denizcilik Tarihi ve Türk İktisat Tarihi için kıymetli bir örnek olan &#8216;Şirket-i Hayriye&#8217;yi aktaracağız. Şirket-i Hayriye&#8217;nin kuruluşundan sonraki dönemleri çalışma kapsamı dışında kaldığı için değinemeyeceğiz.</p>
<p><strong>SANAYİ İNKILÂBI</strong></p>
<p>Avrupa&#8217;da 18. ve 19. Yüzyıllara yeni buluşlar damgasını vurdu. Tıp, endüstri, denizcilik ve askeri alanda birçok teknolojik ilerleme kaydedildi. Bu ilerlemeler artık yeni bir dönemin başladığını ortaya koydu. Döneme milat olarak buharlı makinelerin icadı gösterildi. Bu yeni dönemin perde açılışına da Sanayi İnkılâbı denildi.[1]
<p>16. yüzyıldan itibaren Avrupa nüfusu hızlı olarak arttı. Tarım etkinlikleri bu nüfus hızını karşılayamayacak bir duruma düştü. Kentlere göç başladı. Göçle beraber bu sefer kentlerde çok fazla insan gücü oluştu. Şeker, kahve, çay gibi bir dönem Avrupa da lüks telakki edilen mallar doğal gereksinim halini aldı. İki asır boyunca Avrupa&#8217;ya gelen altın ve gümüş gibi madenler olağanüstü birikime ulaştı. Askeri ve ekonomik gereksinimlerden sonra sanayi inkılâbının doğuşunu alabileceğimiz olay, 1763&#8217;te James Watt tarafından, buharla çalışan makinenin icadıdır. 1807&#8217;de buhar makinesi Robert Fulton adlı bir Amerikalı tarafından gemilerde uygulanmaya başladı. 1840 itibari ile buharlı gemiler okyanus ötesi seferlere başladı.</p>
<p>Buhar makineleri 1825&#8217;te lokomotiflerde uygulanmaya başladı. 1844&#8217;de telgraf sistemi Amerika da başladı. Sanayi İnkılabı&#8217;nın öncü ülkesi İngiltere oldu. İngiltere&#8217;de parlamento iç piyasa da liberal politikalara geçmişti. Bütün engelleyici vergiler kaldırıldı. O tarihe kadar bankacılık ve borsa sektöründe de lider konumda olan İngiltere üretimde sanayileşme için başka avantajlara sahipti. Geniş sömürge toprakları sayesinde ham madde ve pazar sıkıntısı yoktu. Donanma ve deniz ticaret filosu ham madde ile işlenen maddelerin ulaşımında önemli bir kozdu. İngiltere dokumacılıkta o zamana kadar ki en ileri durumdaki ülke konumunda olduğundan sanayileşmeyi de ilk dokuma alanında başladı.</p>
<p>Fabrikalaşma için en önemli kaynaklar olan demir ve kömür, İngiliz sömürgelerinde bolca bulunmaktaydı. Ve üretim taleplerinin yükselmesi ile fabrikalaşma süreci başladı. Buharlı makine icadından sonra imal edilen büyük dokuma makineleri evlerde üretimi engelliyordu. Üretim için ayrıca binaların inşası ilk fabrikaları beraberinde getirdi.  Fabrikalaşma iktisadi alanla olumlu yenilikler getirmekle beraber sonuçları 21. Yüzyıla değin sürecek sosyo-ekonomik sorunları ve yeni bir sınıfı beraberinde getirdi.</p>
<p>1850&#8217;lere kadar sanayide öncü konumda olan İngiltere, o tarihten sonra bu konumunu ABD&#8217;ye kaptırdı. Demiryolu, köprü ve inşaatta Amerika öncülüğü ele aldı.[2]
<p><strong>OSMANLI DEVLETİ&#8217;NDE ÜRETİM</strong></p>
<p>19.yy da Osmanlı Devleti sanayileşme hareketine geçiş zorunlu görünüyordu. Ülke içerisindeki üretim dallarını tek tek inceleme altına alarak ve tablolarla Osmanlı Devleti&#8217;ndeki üretimi mercek altına alalım.</p>
<p>19.yy başlarında devlet bir önceki dönemlerdeki manifaktür düzeyindeki üretimi &#8216;Fabrika-i Hümayun&#8217; adı ile büyütmeye başladı.[3] Bunun en önemli amacı askeri ihtiyaçların yurt içi kaynaklarla karşılanması ve bu ihtiyaçların karşılanması aşamasında tasarruf sağlanma amacıydı. Paranın yurt dışına çıkışını önlemek, dış ticaret dengesini kurmak amaçlar arasındaydı.</p>
<p>İlk aşamada sınaî eğitime önem verildi. Usta yetiştirmek için yurt dışına öğrenci gönderildi.  Oluşturulan fabrikalar için devlet, miri mubayaa adı verilen ham madde alımları yaptı. Makineler getirildi. İşçiler vergi ve askerlikten muaf tutularak ödüllendirilmesi amaçlandı.</p>
<p>Osmanlı&#8217;da sanayileşmenin başını dericilik çeker. Bu sektördeki talepler sonucunda devlet tarafından işletmeler açıldı. İlk iplik ve dokuma fabrikaları Harbiye Nezareti yada Hazine-i Hassa idaresi altında kuruldu.</p>
<p>Osmanlı&#8217;da kurulan ilk fabrikalardan biri olma özelliği taşıyan Feshane Fabrikası&#8217;dır. Fabrikanın bir diğer adı defterdar fabrikasıdır. Yeni kurulan ordunun fes giymesi kararlaştırıldıktan sonra bu fabrikada fes üretimine başlandı. 1835&#8217;e kadar Tunus&#8217;tan karşılanan feslerin maliyetini düşürmek maksadı ile kurulduğunu belirtmeliyiz. Fabrikanın kurulduğu yer Kadırga&#8217;dadır.</p>
<p>Darüssınaa diye adlandırılan bir teknoloji ile üretim yapan Feshane, 1839&#8217;da Abdülmecid&#8217;in fermanı ile Haliç&#8217;te III. Selim&#8217;in kız kardeşi Hatice Sultan&#8217;ın ikamet ettiği sarayın feriyye kısmına taşındı.[4] Zamanla üretim fes dışına da yöneldi. Aba ve halı dokuma makineleri getirildi. Makinelerin çarklarını hayvanlar döndürüyordu. Bu sebeple kırk kadar katır besleniyordu.</p>
<p>Feshane 1843-1851 yılları arasında teknolojik seviyesini yükseltti. Buhar gücü ile çalışan makineler getirildi. Feshane bir dokuma imalathanesi halini aldı. Tanzimat sonrasında yine devlet eliyle İzmit Çuha, Hereke ve Bakırköy fabrikaları da faaliyete geçti.</p>
<p>1849&#8217;a kadar fabrika yönetimi Darphane-i Ameri tarafından yürütüldü. Devlet ihtiyaçları dışında üretilen mallar pazara da çıkarıldı. Bu tarihten sonra ise Hazine-i Hassa feshaneyi ve Bakırköy&#8217;de ki fabrikanın yönetimini doğrudan eline aldı.[5] 1866&#8217;da talihsiz bir kaza sonucu feshane yandı. 2 sene sonra ise yeniden faaliyete geçti.</p>
<p>1840lı yılların ikinci yarısında açılan bir diğer dokuma fabrikası ise ihale usulü yapıldı. Ohannes ve Bagos Dadyan biraderler tarafından işletilen İzmit Çuha fabrikası kısa bir sürede gelişti ve halı üretimine geçti. [6]
<p>Serasker Rıza Paşa&#8217;nın izni üzerine bu iki müteşebbis Hereke&#8217;deki fabrikayı da kurdular. 50 pamuklu ve 25 ipekli canfes tezgâhıyla açıldı. Ancak kısa bir süre sonra işletme saray tarafından kamulaştırıldı.</p>
<p>Debbağ üretimi de önceleri müteşebbis tarafından gerçekleştirilmiş ve devlet tarafından işletmesi alınmıştır. 1801&#8217;de Beykoz deresinde açılan debbağhane 1810&#8217;da devlete intikal etti. Debbağhane-i Amire kuruldu. İşletmeyi Harbiye Nezareti tarafından ele alındıktan sonra 1842&#8217;de makinelerle donatıldı. [7]
<p>Tekstilde ham pamuk imalatında Osmanlı Devleti&#8217;nde Selanik ve Adana yöresi çok önemlidir. 1830larda Selanik&#8217;te 15.000, Adana&#8217;da 30.000 balya olarak yapılan üretim 1850lerde 50.000&#8217;er balyaya ulaştı. Ancak üretim elle eğrilerek yapıldığından oldukça üretimi uzun ve zahmetlidir. Osmanlı Devleti ham pamuk ihracında ise rakamlara bakıldığında Makedonya&#8217;da 1879 senesinde üretilen 7.000 balyanın yarısından fazlasının yurtdışına ihraç edildiğini görüyoruz.[8] Ham maddelerin ihracına ilişkin bilgiler bu çalışmanın ilerideki kısımlarında ayrıca verilecektir. Elle iplik eğirme ile Manchester&#8217;daki üretimi geçerek bu alanda İngiliz firmalarına üstünlük sağlansa da makineli üretime 1880lerde geçilebilmesi üstünlüğü uzun süre elde tutulamamasına sebep oldu. Dokumacılıkta Anadolu içerisindeki en önemli merkez Tokat olarak sayılması gerekir.[9] Diyarbakır&#8217;da ev atölyeleri de küçük çaplı olarak üretime devam etti. Halep ham maddeyi işlemeden yurt içine ve yurt dışına satmakla yetindi.</p>
<p>Tekstilde Osmanlı&#8217;nın öncüsü olduğu hatta rakipsiz sayıldığı bir alan boyar maddeler ve boyacılıktır. Avrupa da Türk kırmızısı diye literatüre geçen parlak kızılboya kızılkök bitkisinden elde edilmekte idi[10]. Boyacılık için önemli olan bu ham madde toroslardan İzmir&#8217;e geliyordu. 1800 -1840 yılları arası İzmir boyahaneleri 8000 balya kökboyası sattı. Avrupa da bilhassa İngiltere ve Almanya&#8217;da elde edilen yapay ve sentetik boyaların geliştirilmesi Osmanlı boyacılığına darbe vurdu.[11]
<p>Fabrikalara geri dönecek olursak, 1805&#8217;te Beykoz Kâğıt ve Çuka Fabrikası, 1836&#8217;da İslimye&#8217;de bir çuka ve İzmir&#8217;de de bir kâğıt fabrikası kuruldu. 1848&#8217;te Veli Efendi Basma fabrikası açıldı. 1852&#8217;de Bursa İpek Fabrikası açıldı. Ancak bu fabrikalar diğer girişimler kadar başarılı olamadı. Yüksek teknolojinin kullanılamaması ve burjuva sınıfının gelişmemiş olması buna etkendir.  [12]
<p><strong>BALTA LİMANI ANTLAŞMASI VE YED-İ VAHİD</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti 1826&#8217;dan itibaren sanayileşmesi yönünde bir tekel sistemini uygulamaya koydu. Bilhassa İngiltere ile boyacılık ve cam sanayinde rakip hale gelen Osmanlı Devleti kendi çıkarları adına tekelciliği yönelmeyi uygun buldu. Bu tekelcilik, memleketteki ham maddelerin yabancı tüccarlara satılmasını yasaklıyordu. Bu tekel sisteminin adı Yed-i Vahid&#8217;tir. Yed-i Vahid&#8217;te belirtilen mallar yazılı izin olmadıkça başka vilayetlere dahi satılamazdı. Bu yazılı izne de <strong>tezkire</strong> denildi.[13] Tezkire de taşınacak malın türü, ağırlığı, değeri, taşınacağı vilayetin adı ve taşıyıcının adı ayrıca belirtilirdi.</p>
<p>Tezkire gereği taşınan mal, taşınılacak eyalete geldiği zaman tüccar yerli de olsa yabancı da olsa yüzde 12 oranında ve <strong>oktruva</strong> denen iç gümrük vergisine tabi tutuldu.[14] Tekel ve tezkire sanayi dallarının yurda yayılmasında çok etkili oldu</p>
<p>Yeni kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusuna kaynak bulmak maksadı da taşımakta olan Yed-i Vahid uygulamasına İngiltere büyük tepki gösterdi.[15] İngiliz Sefiri Ponsenby, bu uygulama ile Osmanlı sanayisinin geri kalacağını ileri sürdü. Tekel sistemi neticesinde Osmanlı Devleti&#8217;nden ham madde alamamanın rahatsızlığı sonra Hariciye Nazırlığı düzeyinde tartışıldı.</p>
<p>1833&#8217;te İngiliz Hariciye Bakanı Polmertson, uygulamanın kaldırılmasını resmen talep etti. Baskılarını yoğunlaştırmak için de İstanbul&#8217;daki gayr-i Müslim sermaye çevrelerinin desteklerini kazanmak yoluna gitti. 1836&#8217;ta uygulamayı ele almak için müzakerelere başlandı. Osmanlı Devleti&#8217;ni Gümrük Emini Tahir Bey temsil etti.[16] Tahir Bey görüşmeler neticesinde İngiliz isteklerini kabul etmeme direncini gösterdi. Görüşmeler tıkandı. İngiltere, istekleri için tekrar fırsat beklemeyi uygun gördü.</p>
<p>Beklenilen fırsat öyle çok uzakta değildi. Mısır&#8217;da başlayan Kavalalı Mehmet Ali Paşa sorunu esnasında Osmanlı Devleti dış yardım aramaya başladı. Hariciye Nazırı Mustafa Reşid Paşa, İngiltere&#8217;yi, Rusya&#8217;ya tercihen yakın buluyordu. İngiltere&#8217;den yardım talep etti. İngiltere bu yardım teklifi karşılığında isteklerini ikraz edebileceğini gördü.  Hariciye Nazırı Mustafa Reşid Paşa&#8217;nın yalısında  dört gün süren görüşmeler sonunda bir takım imtiyazlar dizisi olan Balta Limanı Ticaret Konvansiyonu ortaya çıktı.</p>
<p>16 Ağustos 1838&#8217;te anlaşma imza olundu. 8 Ekim 1838&#8217;de İngiltere, 8 Kasım 1838&#8217;de de Padişah II. Mahmud anlaşmayı onadı. [17]
<p>Balta Limanı Ticaret Anlaşması yahut Konvansiyonu olarak adlandırılan bu anlaşma esas ve zeyl olmak üzere iki kısımdan oluştu.  Esas kısmında iç ticaret maddeleri belirtildi. Zeyl kısmında İngiltere&#8217;den ithal edilecek malların ve transit eşyaların gümrüklendirme şekilleri yer aldı.</p>
<p>Zeyl kısmının ikinci maddesi, zirai mamullerle sair eşyalar üzerindeki Yed-i Vahid uygulamasını kaldırıyordu. İngiltere&#8217;nin ham maddeyi ithal etmesine resmen bir engel kalmadı. İç ticaret dengesini uzun vadede büyük sekteye uğratacaktı. Yine zeyl kısmının altıncı maddesine göre transit ticaret vergi resmi kaldırıldı. Yedinci maddeye göre bir İngiliz gemisi herhangi bir limanda vergi ödedikten sonra bir başka Osmanlı limanına giriş yaptığında daha vergi ödemeyecekti. Osmanlı eyaletleri arasındaki iç vergiden de İngiliz tüccarları korundu. Osmanlı tüccarı bir yerden başka bir yere malını götürdüğünde yüzde 12 vergiye tabi iken İngiliz tüccar yüzde 5&#8217;e tabi olacaktı. Transit vergisini kaldırmayla beraber ayrıca İthalat vergisi de yüzde 2&#8217;ye indirildi. [18]
<p>Kısacası Balta Limanı Ticaret Anlaşması, doğmakta olan Osmanlı sanayini beşikte öldürmeye varacak sonuçlar doğuruyordu.</p>
<p>Anlaşmaya diğer ülkelerden de tepkiler gelmekte gecikmedi. Menfaatlerinin tehlikede olduğunu gören Fransa, protesto etti. Hâlbuki Fransa 1673 Ticaret Anlaşması ve 1740 Ticaret Anlaşması ile bir takım ayrıcalıklara sahipti. Sonuç olarak anlaşma metinlerine istinaden 25 Kasım 1838&#8217;de Fransa&#8217;ya da bu haklar tanındı. 31 Ocak 1840&#8217;ta İsveç, 2 Mart 1840&#8217;da İspanya, 14 Mart 1840&#8217;da Hollanda, 30 Nisan 1840&#8217;da Belçika, 1 Mayıs 1841&#8217;de Danimarka ve 20 Mart 1843&#8217;te Portekiz&#8217;e bu hakları temin eden anlaşmalar imzalandı.[19]
<p>Çelik bıçak sanayisi, ipek dokuma sanayisi, iplik boyama sanayisi İngiltere ile rekabet edemez duruma gelmekle kalmadı. Diğer ülkelere karşı da üstünlüğünü yitirdi.</p>
<p><strong>ŞİRKET-İ HAYRİYE</strong></p>
<p><strong>  Kuruluşu</strong></p>
<p><strong> </strong>Boğaziçi&#8217;nde ilk buharlı gemi 20 Mayıs 1828 günü gelmiştir. İngiltere bandıralı bu buharlı geminin adı Swift&#8217;tir. İstanbul halkı ilk defa bir buharlı gemi gördüklerinden olsa gerek gemiye &#8216;Buğu Gemisi&#8217; ismini vermişlerdir.[20]
<p>Swift&#8217;i inceleyen II. Mahmud, bu geminin haricinde daha çok geminin İstanbul&#8217;a gelmesini hatta Osmanlı için üretilmesini istemiştir. Sonradan İstanbul&#8217;daki tersanelerde irili ufaklı küçük gemiler yaptırıldı. Boğaz taşımacılığının kayıkçılıkla sağlandığı bir devir kapanmış oldu. Sanayi Devrimi&#8217;ne adını veren buharlı makine devrimi, böylece boğaza da yansıdı. [21]
<p>1837&#8217;de, boğazın da gelişimini fırsata dönüştürmek isteyen ve kapitülasyonların sağladığı haklardan istifade eden biri İngiliz, biri de Rus olan iki şirket, boğazda birer vapur çalıştırmaya başladı. Henüz Türk bandıralı gemilerin olmayışı da bu iki şirkete önemli avantaj sağladı. Nice sonra Tersane-i Âmire&#8217;nin bünyesinde yer alan Hazine-i Hassa Vapurları İdaresi, &#8216;Hümapervaz&#8217; isimli vapurla boğazda taşımacılığa girişti.[22] Bu vapur 1843 senesinde Mısır Valisi tarafından Abdülmecid&#8217;e hediye edildi. Bu vapurun boğazda taşımacılığa başlaması Takvim-i Vekâyi gazetesinde haber olarak duyuruldu. Tersane-i Âmire&#8217;nin vapur sayısını arttırması ile taşımacılık hızla gelişme göstermeye başladı.</p>
<p>Seferlerin düzene konması ve taşımacılığın kurumsallaşması için bir takım düzenlemeler düşünüldü. Bu hususta Reşid Paşa ve Keçecizade Fuat Paşa, hazırlıklara giriştiler. Yapılan hazırlıklar Padişah Abdülmecid&#8217;e sunuldu. Padişah yapılan hazırlıkları Padişah Abdülmecid&#8217;in irade-i senniyesiyle Şirket-i Hayriye ( Hayırlı Şirket) kuruldu. Resmi gazete olan Takvim-i Vekâyi&#8217;den halka duyuruldu. Osmanlı Devleti&#8217;ndeki ilk anonim şirket olma özelliğine sahip oldu.  [23]
<p>Boğazda, Üsküdar-Eminönü, Eminönü &#8211; Beykoz istikametinde çalışmak üzere ikişer adet, boğazın Rumeli yönünde de muhtelif yerlere uğrayacak şekilde seyir etmesi için bir adet, gemilerin çekilmesi için de iki adet gemi ısmarlandı.  Gemilerin fiziki özellikleri, günümüzdeki gemilere oranla elbette farklıydı. Güverte ve kaptan mahâli kapalı değildi. Bozuk havalarda zor şartlar altında gerçekleştiriliyordu. Bununla beraber Anadolu ve Rumeli yakasında denizcilik tabiri ile gemilerin karından karına yanaşabilmesi için iskeleler yapılması gerekiyordu. İskeleler mevcut olmadığı için, yolcular yan yana dizilmiş kayıklardan atlayarak gemiye binebiliyordu.  Sipariş edilen gemiler için gerekli kaynağın yaratılmasına sıra geldiğinde, Şirket-i Hayriye, ilk anonim şirket olma özelliğiyle hareket etti. Gemilerin sermayesi için 1500 adet hisse senedi çıkarıldı. Hisse senetleri satışı üzerinden sağlanacak gelir ile gemilerin yapılmasına karar verildi.</p>
<p>Çıkarılan 1500 hisse senedinden 100 adedini Sultan Abdülmecid, 50 adedini de Valide Sultan aldı. Ardından 20&#8217;şer adet hisseyi Reşid Paşa, Damat Mehmed Ali Paşa, Tophane Müşiri Fethi Paşa, Girit Valisi Mustafa Paşa, sarraf, Mıdırgıç, sarraf İshak, sarraf Mısırlı Kevork İbrahim, sarraf Miseyani, banker Abraham aldı.[24]
<p>Hasanpaşazade Ali Şevket Bey ile Banker Kamanto 15&#8217;er hisse aldılar. Toplam 60.000 kuruş elde edildi.</p>
<p><strong>Gelişimi</strong></p>
<p>Elde edilen sermayenin ardından siparişi Galata Bankerlerinden Manolaki Baltacıoğlu aracılığıyla Maudslay Fabrikasına verildi. Dönemin modern teknolojisi ile inşa olan gemiler 5-6 mil sürat yapabiliyordu. Güvertesinde önde ve arkada iki kapalı alan, kadınlar için yan yana özel kamaralar, ikişer tuvalet bulunmaktaydı.</p>
<p>İlk olarak dört gemi teslim edildi. 1854&#8217;de Üsküdar&#8217;a ilk sefer düzenlendi. İlk seferin ardından yıllık 10.500 Osmanlı altın lirası bedelle Andon Kalcıyan ve Agop Bilezikçiyan adlı müteşebbislere altı yıllığına ihale edildi. [25]
<p>İhale şartlarına göre, belirlenen limanlar dışında faaliyet gösterilemiyordu. İskeleler Şirket-i Hayriye tarafından yaptırılacak, bakım ve onarım işletmecilere ait olacaktı. Kaptan ve mürettebat özel olarak dikilecek resmi kıyafetler giyecekti. Bunların masrafları ve personel maaşları yine işletmeciler tarafından karşılanacaktı. Taşıma kuralların tatbiki ve sorumluluğu işletmecilere aitti. Taşımacılık ve denizcilik üzerine ciddi tecrübeleri bulunmayan bu iki girişimci ihalenin şartlarını yerine getirememeye başladılar.</p>
<p>İhale anlaşması 1855 senesinde feshedildi. Ticaret Nezareti&#8217;nde toplanan hissedarlar, Şirket-i Hayriye&#8217;nin yeniden düzenlenmesini görüştüler ve bir nizamname hazırladılar. Şirket-i Hayriye&#8217;nin asıl kuruluşu olarak bu gelişme belirtilebilir.</p>
<p><strong> SONUÇ YERİNE</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nde sanayileşme, diğer politikalar neticesinde istenilen neticelere varamamıştır. Rakam olarak bir örnek vermek gerekirse Balta Limanı Ticaret Antlaşması&#8217;ndan sonra 1827de 535.452 sterlin olan İngiliz ithalatı, 1850&#8217;de 4.511.438 sterlin olmuştur.[26]
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin yıkılmasına giden süreçte esas etkenlerin teknolojik hıza ayak uyduramaması ve sanayi devrimini yakalayamaması olduğunu görmezden gelemeyiz. İdare içerisindeki hataların, sanayileşmeyi kökten etkilediği görülüyor. Ayrıca çağdaşı olan devletlerin demir-çelik sanayi, gemi sanayi, telgraf ve telefon, inşaat alanlarındaki ilerlemelerine karşın Osmanlı Devleti yıllarca uygulamakta olduğu fiskalizm&#8217;inde[27] etkisiyle olsa gerek yeterli sermaye sahibi bulunmaması sebebiyle sanayileşmesini bizzat ele almak zorunda kaldı ve sadece ham maddelerine kendi topraklarında ulaşabildiği dallarla yetindi. Maden teknolojisinin yetersizliği karşısında Osmanlı&#8217;daki ilk madencilik oluşumları Alman ve Fransız firmalar tarafından gerçekleştirildi. İnceleme ödevinin kapsamı haricine çok kısa değinirsek 1861&#8217;de sanayi ıslahı komisyonu kuruldu ve sanayi teşviki arttırıldı[28]. Kurulan Osmanlı Bankası, Duyun-i Umumiye idaresine kadar para basma ve faizleri yönlendirme yetkisine sahip olduğu için sanayileşme alanında girişimde bulunan müteşebbislere krediler sağladı. Ancak yine de 1914&#8217;e gelindiğinde bütün çabalara rağmen Avrupa ülkeleri ile aradaki fark kapatılamadı. Bunda da en büyük etken Kapitülasyonlar ve imtiyaz anlaşmalarıdır.</p>
<p>Milli sanayileşmeye verilebilecek güzel örnek olan Şirket-i Hayriye&#8217;de 96 yıllık hizmeti sonrası 1940larda kamulaştırıldı.</p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;ndeki yenilik hareketlerinin ilk önce orduda görülmesi örneği sanayileşmede de görülmektedir. Bunun da sebebi olarak güçlü ordu güçlü devlet mantığıdır. Devletin kuruluşundaki gaza anlayışı ve fetih hareketlerinin bir uzantısı olduğunu da hatırlatmakta fayda var.</p>
<p>Yerli üretimi sadece tezgâhlarda bırakan, el sanatları ve Osmanlı&#8217;daki iç pazarı tamamen bitiren uygulamanın, tekeli kaldıran uygulama olduğunu bir kez daha hatırlatırım.</p>
<p><strong>           KAYNAKÇA</strong></p>
<p>KARAL, Enver Ziya<strong>, Osmanlı Tarihi, </strong>c.VII, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1999.</p>
<p>JORGA, Niculae, <strong>Osmanlı Devleti Tarihi</strong>, c.V, Çev: Nilüfer Epçeli, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2009.</p>
<p>HAMMER, Joseph, <strong>Büyük Osmanlı Tarihi</strong>, c.10, Milliyet Yayınları, İstanbul 2009.</p>
<p>AKŞİN, Sina, <strong>Türkiye Tarihi</strong> c.3 Cem Yayınevi İstanbul, 2002.</p>
<p>GENÇ, Mehmet, <strong>Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda Devlet ve Ekonomi</strong>, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2002.</p>
<p>PAMUK, Şevket, <strong>Osmanlı &#8211; Türkiye İktisadi Tarihi 1500 -1914</strong>, İletişim Yayınları, İstanbul 2009.</p>
<p>QUATAERT, Donald, Sanayi <strong>Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü</strong>, İletişim Yayınları, İstanbul 1999.</p>
<p>CEVDET, Ahmet Paşa, <strong>Osmanlı İmparatorluğu Tarihi</strong> c.2, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2008.</p>
<p>TABAKOĞLU, Ahmet, <strong>Türkiye İktisat Tarihi</strong>, Dergâh Yayınevi, İstanbul 2009.</p>
<p>TUTEL, Eser, <strong>Şirket-i Hayriye</strong>, İletişim Yayınları, İstanbul 1994.</p>
<p>SEVİMAY, Hayri, <strong>Cumhuriyet&#8217;e Girerken Ekonomi</strong>, Kazan Kitap Tic. İstanbul 1985.</p>
<p>BERKES, Niyazi, <strong>100 Soruda İktisat Tarihi</strong>, Gerçek Yayıncılık, İstanbul 1985.</p>
<p>BELİN, M, <strong>Osmanlı İmparatorluğu İktisat Tarihi</strong>, Çev: Oğuz Ceylan, Gündoğdu Basımevi, İstanbul 1988.</p>
<p>İNALCIK, Halil &amp; QUARAERT, <strong>Donald, Osmanlı İmparatorluğu Ekonomik ve Sosyal Tarihi</strong> c.2, Eren Yayınevi, İstanbul 2004.</p>
<p>PAMUK, Şevket, 100 <strong>Soruda Osmanlı &#8211; Türkiye İktisadi Tarihi</strong>, Gerçek Yayıncılık, İstanbul 1991.</p>
<p>ÖNSOY, Rıfat, <strong>Tanzimat Dönemi Osmanlı Sanayileşme Politikaları</strong>, İşbankası Yayınları, Ankara 1988.</p>
<p>KINAY, Emine, <strong>Osmanlı&#8217;da Ekonomik Yapı ve Dış Borçlar</strong>, İletişim Yayınları, Ankara 1993.</p>
<p>ELDEM, Vedat, <strong>Osmanlı</strong> <strong>İmparatorluğu İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik</strong>, İşbankası Yayınları, İstanbul 1970.</p>
<p>KIZILDEMİR, Orhan, <strong>İlk Buharlı Geminin Türkiye&#8217;ye Gelişi</strong>, Türkiye denizcilik Sendikası Yayınları, 1992.</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p>Dipnotlar</p>
[1] Armaoğlu, Fahir, <strong>19.Yüzyıl Siyasi Tarihi</strong><em><strong>,</strong> </em> Alkım 1989, s.154</p>
</div>
[2] Armaoğlu,<strong> a.g.e</strong>. s. 167</p>
[3] Akşin, Sina, <strong>Türkiye Tarihi</strong><em> c.3</em>, s.237</p>
[4]Akşin, a.g.e. <strong>s. 239</strong>[5] Akşin, <strong>a.g.e</strong>. s. 240</p>
[6] İnalcık, Halil<em>, </em><strong>Osm. İmp. Eko. Sos. Tarihi, </strong>c.2,s. 1007</p>
[7] İnalcık, <strong>a.g.e</strong>. s. 1011</p>
[8] Quataert, Donald, <strong>Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü</strong>, s. 47</p>
[9] Genç, Mehmet<em>, </em><strong>Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda Devlet ve Ekonomi</strong><em>, </em>s. 236</p>
[10] Quataert, <strong>a.g.e</strong> s. 74</p>
[11] Quataerr, <strong>a.g.e</strong> s. 75</p>
[12] Tabakoğlu, Ahmet, <strong>Türkiye İktisat Tarihi</strong><em><strong>,</strong> </em>s. 227</p>
[13] Önsoy, Rıfat, <strong>Tanzimat Dönemi Osmanlı Sanayileşme Politikalar</strong><strong>ı</strong>, s.21</p>
[14] Önsoy, <strong>a.g.e.</strong> s. 23</p>
[15] Önsoy <strong>a.g.e</strong>. s. 24</p>
[16] Eldem , Vedat, <strong>Osmanlı İmparatorluğu İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik,</strong> s. 78</p>
[17] Akşin, <strong>a.g.e, </strong>s. 242</p>
[18]  Önsoy,<strong> a.g.e</strong> s. 34</p>
[19]  Pamuk, Şevket, <strong>Osmanlı &#8211; Türkiye İktisat Tarihi  1500- 1914,</strong> s. 138</p>
[20]  Kızıldemir, Orhan<em>, </em><strong>İlk Buharlı Geminin Türkiye&#8217;ye Gelişi, </strong>s. 11</p>
[21] Kızıldemir, <strong>a.g.e</strong>, s.14</p>
[22] Tutel, Eser, <strong>Şirket-i Hayriye, s. 16</strong></p>
[23] Tutel, <strong>a.g.e</strong>, s.18</p>
[24] Tutel, <strong>a.g.e</strong> s.21</p>
[25] Tutel, <strong>a.g.e</strong>  s. 41</p>
[26] Önsoy, <strong>a.g.e</strong> s. 52</p>
[27] Genç, <strong>a.g.e</strong> s. 55</p>
<div>[28] Tabakoğlu <strong>a.g.e</strong>. s. 248</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/sanayi-inkilabinda-osmanli-devleti-ve-sirket-i-hayriye-ornegi/">Sanayi İnkılabında Osmanlı Devleti ve Şirket-i Hayriye Örneği</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı uç beyinin türbesinden Şaman motifleri çıktı</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/osmanli-uc-beyinin-turbesinden-saman-motifleri-cikti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Sep 2019 17:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ARKEOLOJİ & TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Şaman motifleri]]></category>
		<category><![CDATA[uç beyinin türbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=15655</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlı uç beyinin türbesinden şaman motifleri çıktı. Bilecik&#8217;in Söğüt ilçesinde, Osmanlı Devleti&#8217;nin kurucusu Osman Gazi&#8217;nin babası Ertuğrul Gazi&#8217;nin yakın arkadaşlarından İsa Sofi&#8217;ye ait türbede tadilat sırasında bulunan motiflerin, eski Orta Asya Türk inancına ait olduğu belirlendi. Ertuğrul Gazi&#8217;nin uç beyi olarak görevlendirdiği İsa Sofi&#8217;nin türbesi, Söğüt ilçesi Borcak köyünde bulunuyor. Türbenin çevresi ve dış cephesinde, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/osmanli-uc-beyinin-turbesinden-saman-motifleri-cikti/">Osmanlı uç beyinin türbesinden Şaman motifleri çıktı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h6></h6>
<div>
<p>Osmanlı uç beyinin türbesinden şaman motifleri çıktı. Bilecik&#8217;in Söğüt ilçesinde, Osmanlı Devleti&#8217;nin kurucusu Osman Gazi&#8217;nin babası Ertuğrul Gazi&#8217;nin yakın arkadaşlarından İsa Sofi&#8217;ye ait türbede tadilat sırasında bulunan motiflerin, eski Orta Asya Türk inancına ait olduğu belirlendi.</p>
<p>Ertuğrul Gazi&#8217;nin uç beyi olarak görevlendirdiği İsa Sofi&#8217;nin türbesi, Söğüt ilçesi Borcak köyünde bulunuyor.</p>
<p>Türbenin çevresi ve dış cephesinde, önceki yıllarda İl Özel İdaresi ekiplerince yapılan tadilatta, içindeki sıvı boyaların akması sonrasında gün yüzüne çıkan motifleri inceleyen uzmanlar, bunların Orta Asya Türk inancına ait olduğunu tespit etti. Tarihçiler bu türbeyi, orijinalliğiyle ayakta kalabilen ender yapılar arasında gösteriyor.</p>
<p>Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi (BŞEÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurfeddin Kahraman, AA muhabirine, türbenin yapılış tarihinin, Osmanlı&#8217;nın kuruluş yıllarına dayandığını söyledi.</p>
<p>İsa Sofi&#8217;nin, Ertuğrul Gazi&#8217;nin yakın arkadaşlarından olduğunu aktaran Kahraman, &#8220;Bizi en çok ilgilendiren konulardan biri, türbede eski Orta Asya inancına ait motiflerin bütün duvarlara işlenmiş olmasıdır. Orta Asya&#8217;daki bazı toplumların inancına göre oluşan üç katlı evrendeki motifler var. Bunlar kök boya kullanılarak yapılmış. Işık alemi, gökyüzü katları, gökyüzünün en yüksek kesim noktası, onun altında 17 kat olarak tasavvur ediliyor. Güneş motifleri, bütün katlara ulaşan hayat ağacı ve yer altındaki yaşam ile ilgili çizimler var.&#8221; dedi.</p>
<p>Kahraman, böylesine tarihi bir öneme sahip türbenin pek bilinmediğini anlattı.</p>
<p>Söz konusu figürlerin restorasyon sırasında bulunduğunu aktaran Kahraman, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Sıvası, keçi tiftiği ile daha çok kireçten oluşan harçla yapılmış. Bu sıvanın üzerine de motifler çizilmiş. Anadolu&#8217;nun Türkler tarafından ana yurt haline dönüştürülmesi safhasından bu özellikleriyle ayakta kalan tek örnek gibi görünüyor. Osmanlı&#8217;nın kuruluş yıllarından bu zamana kadar bozulmadan gelmesi bizim için Bilecik ve Söğüt için büyük bir şanstır. Türbenin, Söğüt ile entegre edilerek turizm açısından değerlendirilmesi büyük önem arz etmektedir.&#8221;</p>
<h3>&#8220;Türbede mezarın yönünden başka İslami öge yok&#8221;</h3>
<p>Aynı fakültenin Tarih Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Refik Arıkan da türbenin iç tezyinatının, Gök Tanrı inancına dair motifler içermesi bakımından önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>Türbe tezyinatında uygulanan üslubun, dönemin inanç sistemi ve İsa Sofi&#8217;nin kimliğiyle ilgili önemli ipuçları verdiğine değinen Arıkan, &#8220;Asıl ilginç ve dikkat çekici olan ise İslami bir kimlik taşıyan ve bu konuda topluma liderlik ettiğini düşündüğümüz kişinin türbesinde, mezarın yönünden başka İslami öge bulunmamasıdır. Kompozisyonda yer alan Türklerin evren tasavvuru, hayat ağacı ve şamanın göğe yükselmesi gibi figürler, toplumun bu dönemdeki inanç sistemini göstermesi bakımından önemi haizdir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Arıkan, mimari özellikleriyle Bursa&#8217;daki Gülruh Sultan ve Gülşah Hatun türbeleri ile benzerlik gösteren türbede kitabe bulunmadığı ancak vakıf kayıtları ve yöre halkının anlatımlarına göre bu yapının 14&#8217;üncü yüzyılın ilk yarısında inşa edildiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Borcak Köyü Muhtarı Osman Çırakoğlu ise Söğüt&#8217;e düzenlenen kültür turlarına bu türbenin de dahil edilebilmesini talep etti.</p>
<p>Kaynak: AA</p>
</div>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/osmanli-uc-beyinin-turbesinden-saman-motifleri-cikti/">Osmanlı uç beyinin türbesinden Şaman motifleri çıktı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına Girişi – 3</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/osmanli-devletinin-i-dunya-savasina-girisi-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yıldırım Boyacı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Nov 2016 18:19:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[1. dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[1. dünya savaşının bilinmeyenleri]]></category>
		<category><![CDATA[belgelerle 1. dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz olayı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[World War I]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=4410</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karadeniz Olayı ve Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/osmanli-devletinin-i-dunya-savasina-girisi-3/">Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına Girişi – 3</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Osmanlı Devleti ile Almanya arasında yapılmış olan ittifak anlaşmasına göre Osmanlı Devleti’nin savaşa Almanya ile birlikte girmesi gerekiyordu. Ancak Almanya ve Osmanlı yöneticileri, savaşa girmek için ilan edilen seferberliğin tamamlanmasını beklemeyi kararlaştırmışla<wbr />rdır. Bununla birlikte savaşın gidişatı bu düşüncenin uygulanmasına fırsat vermemiştir. Almanların Marn yenilgisi ve Avusturya’nın Rusya karşısında uğradığı zorluklar, ittifak grubunda Osmanlı Devleti’nin bir an önce savaşa girmesi gerektiğine yönelik bir acelecilik yaratmıştır. Önceki kısımlarda bahsettiğimiz gibi Almanya, Osmanlı Devleti’ni savaşa sokmak için planını yapmış ve Goeben ile Breslau adlı gemilerinin İstanbul’a yollamıştır. Bu gemilerin Osmanlı idaresine girmesi ve gemilerin komutanı olan Alman Amiral Souchon’un Osmanlı Donanmasını başına getirilmesi ise Almanya’nın istediği zaman Osmanlı Donanmasını kullanarak Karadeniz’de Ruslara bir saldırı düzenlemesinin yolunu açmıştır ki bu hareket Osmanlı Devleti’ni savaşa sokmak demektir. O sıralarda Osmanlı Genelkurmay Başkan Vekili olan Bronzart, barış zamanında hazırladığı harekat planında Türk ordusunun iki sene harbe girmemesini tavsiye etmişti. Avrupa’da Harp başladıktan sonra ise aynı zat, hazırladığı sefer planında donanma ile Rus Donanmasına baskın yapmak suretiyle savaşa başlanmasını önemle göz önünde tutmuştu! Bu plan Alman ve Türk Başkomutanlıklar<wbr />ınca kabul edilmesine rağmen Osmanlı Hükümetinin plandan haberi yoktu. (Belen, 1964: 72)</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Savaşa katılma konusunda Eylül 1914’den beri süren Almanya’nın ısrarları karşısında mali zorluklar öne sürülmüştür. Aynı zamanda bu zorluğu gidermek için 27 Eylül 1914’te bir kısım hükümet erkanı, Almanya’dan para bulmak imkanı üzerinde durmuşlardır. Sonuç olarak Alman elçi Vangenheim’a başvurmaya ve Berlin Elçisine yazmaya karar verildi. (Bayur, 1953: 191) Bu girişimler sonucunda Alman elçisi, savaş ilan edildiği takdirde 2 milyar altın kuruş yardım yapılacağını bildirmiş ve bu yardım da İstanbul’a ulaşmıştır.</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Seferber olan ordunun mali zorluklar yüzünden terhisini sağlamak, dolayısıyla savaşa katılmak ihtimalini ortadan kaldırmak amacıyla Maliye Nazırı Cavit Bey ve onunla düşünce birliği içinde olanlar İngiltere ve Fransa’nın İstanbul’daki delegeleri, bütçede 14 milyon lira olarak hesaplanan Duyun-u Umumiye gelirleri ve parası içinde Osmanlı hazineleri lehinde kolaylık gösterilmesini önlemişlerdir. Ancak Cavit Bey’in girişimleri, Almanya’dan gelen yardım sebebiyle sonuçsuz kalmıştır.</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Bu sırada Amiral Souchon, eğitim için Karadeniz’e çıkmakta ısrara devam etmiştir. Nitekim 12 Ekim 1914’de müsaade almadan filo halinde Karadeniz’e çıkmıştır. 18 Ekim’de tekrar çıkmış, geri dön emri verilmiştir. (ATESE, 1/1,D13, G2, Ds648)</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Son olarak Amiral Souchon 27 Ekim 1914’te atış eğitimi için Karadeniz’e çıkacağını bildirmiştir. İsteğine “Talim için Karadeniz’e çıkabilirsiniz” karşılığı verilmiştir. Filo 26 Ekim akşamı Marmara’da atış talimi yaptıktan sonra 27 Ekim Salı sabahı Yavuz (Goeben), Midilli (Breslau), Hamidiye, Berk, Samsun, Peyk, Gayret, Muavenet, Taşoz, Samsun mayın gemisi ve Nilüfer mayın gemileri olmak üzere 11 parça ile Karadeniz’e çıkmıştır. (ATESE, 1/1, D13, G2, Ds648, 17No’lu harp ceridesi)</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">29 Ekim 1914 Saat:17:00 de donanma komutanlığından alınan telgrafta; “Prut Rus harp gemisi ile son sistem üç muhrip ve bir kömür gemisi düşmanca bir zihniyetle Boğaz önünde dolaşıyorlardı. Yavuz, mayın gemisini batırdı, kömür gemisini zapt etti ve bir muhribi ağır surette hasara uğrattı. 3 subay ve 72 er esir edildi. Yavuz, başarı ile Sivastopol’u bombardıman etti. Osmanlı torpidoları Kubaneç torpido çekerini (gambotunu) batırdı. Bilgi: Prut, 5000 ton büyüklüğünde 1000 den fazla mayın taşıyabilen bir mayın gemisidir. Bespekovani, 25 mil süratinde 5 torpil (tüp) kovanı ile 105.mm.lik 4 çabuk ateşli topa malik 1100 ton büyüklüğünde yeni sistem bir muhriptir” (ATESE, 1/1, D9, G3, Ds29)</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Yine aynı gün saat 22:30’da donanma komutanlığından bir telgraf daha alındı: “Tahrip edilen Prut torpil gemisi 250 mürettebat ile 700 torpil taşımakta idi. 30 Ekim 1914 öğleden sonra İstanbul’a gelecek olan 3 subay ve 72 er, bir torpido vasıtasıyla kurtarıldı. Esirlerin söylediklerine göre Rus komutanı boğazdan çıkacak Osmanlı filosunu tahrip etmek maksadıyla geceleyin boğazın ağzı önünde torpil dökmek maksadında imiş. Midilli, evvelce bilgi verdikten sonra Novorosiski limanında 50 petrol sarnıcını, 14 nakliye gemisi ve birçok hububat deposunu yakmıştır. Berkisatvet, Novorosiski’nin telsiz-telgraf istasyonu tahrip etmiştir. Donanma K.”(ATESE, 1/1, D9,G3, Ds29)</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Karadeniz olayı hakkında Amiral Souchon da ayrıntılı bir bilgi yollamıştır: “Rus filosu Osmanlı filosunun 27-28 Ekim günlerindeki tekmil harekatını takip ve muntazaman bütün eğitimlerini bozdu. Rus filosu bugün (28 Ekim) düşmanlığa başladı. Rus mayın gemisi Prut ve son sistem 3 muhrip ile bir kömür gemisi düşmanca fikirle Karadeniz boğazına doğru hareket ediyorlardı. Yavuz, mayın gemisini batırdı. Kömür gemisini ele geçirdi. Muhriplerden bir tanesini önemli bir surette hasara uğrattı. 72 er ile 3 subayı esir ve Sivastopol’u başarı ile bombardımana uğrattı. Batırılan mayın gemisinde 700 mayın ile 250 er vardı. Torpidolarımızla 72 er ve 3 subay kurtarıldı. Bu erler Ekim’in 30’unda İstanbul’da bulunacaklar. Esirlerin sorgularında, Rusların maksadının boğaza mayın dökerek donanmayı mahvetmek olduğu anlaşıldı. Midilli, Novorosiski’de 50 petrol deposu ile çeşitli buğday depolarını tahrip ve ulaştırmaya ayrılmış 14 taşıyıcı aracı batırmıştır. Berk, Novorosiski telsiz ve telgraf istasyonunu tahrip etmiş ve Gayret de bir Rus gambotunu torpilleyerek batırmıştır. Muavenet de bir torpido ile keza diğer bir Rus gambotunu önemli surette hasara uğratmıştır. Hasara uğrayan gambotun da batmış olduğu kuvvetle muhtemeldir. Gönüllü filosuna mensup bir Rus gemisi karaya oturdu. Odesa’da 5 petrol sarnıcı havaya uçurulduğu gibi 5 gemi de önemli surette hasara uğratıldı. Donanma K.” (ATESE, 1/1, D9, G3, Ds29)</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Karadeniz’de gerçekleşen bu olay üzerine Enver Paşa tüm sahil komutanlıklarını denizden gelebilecek İtilaf devletleri saldırılarına karşı tedbirli olmaları konusunda uyarmış ve Ruslarla çarpışılması muhtemel doğu bölgesinde bulunan 3. Ordu komutanlığından bölgelerindeki yolların bir an evvel onarılmasını istemiştir.</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">30 Ekim saat 07:00 de Yavuz’dan: “Şimdiye kadar arz olunanlardan maada Nilüfer, Grandük Aleksandr ismindeki bir Rus gemisini batırdı. Filo gemileri düşman ile temas sağlamak üzere Karadeniz’e dağılmıştır. Gemilerden hiçbir hasar yoktur, düşman aramak üzere yakın yerlere dağılmıştır.” Şeklinde bir telgraf alınmıştır. (ATESE, 1/1, D13, G4, 10 numaralı harp ceridesi, Vesika no:12525)</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">31 Ekim 1914’te Osmanlı Devleti bir nota hazırlayarak Petersburg, Londra, Paris ve Roma büyükelçilikleri<wbr />ne bildirmiştir. Notanın özeti şu şekildedir:</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“29 Ekim 1914’te Rus ve Osmanlı filoları arasında teessüfe şayan bir olay olmuş, Osmanlı filosu birinci komutanlığından Başkomutanlık Vekaletine gelen telgrafa göre, 27 ve 28 Ekim 1914 günleri Rus filosu, eğitim için Karadeniz’e çıkan Osmanlı Donanmasının harekatını takip ve talimlerini ihlal edecek gösterilerde bulunmuştur.</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">28 Ekim 1914 sabahı Barbaros ve Turgut, birkaç torpido ve muhriple birlikte İstanbul’a geri dönmüş, Yavuz ve Midilli ve bazı ufak gemiler Karadeniz’de eğitime devam etmişlerdir. 29 Ekim 1914 sabahı saat 07:40’ta sabit mayın taşıyan bir gemi ile bir kömür gemisi ve son sistem 3 muhrip boğaza doğru hızla giderken görülmüş, mayın dökmek istenildiğinden şüphe kalmamış, Osmanlı Donanması onlara karşı gitmiş, Ruslar Osmanlı gemilerinin en önde bulunanlarına ateş açmışlar ve müsademe başlamıştır. Mayın gemisi batmış, bir Rus muhribi harap olmuş ve kömür gemisi zaptedilmiştir. Batan gemiden 3 subay ve 72 er esir alınmıştır. Öbür Rus muhriplerinin Rus limanlarına doğru çekilmeleri üzerine takip edilmişlerdir. Rusların gafletle donanmamıza tecavüzü Rusya’nın düşmanlığına verilmiş, Sivastopol, Novorosiski, Odesa limanlarına kadar ilerlenilmiş, 1 incisi topa tutulmuş, 2 ncisinde 50 petrol deposu yakılmış, Odesa’da bir Rus kruvazörü batırılmış ve diğeri tahrip edilmiş ve bundan başka 5 gemi ile Rus gönüllü donanmasından bir kruvazör, 5 petrol deposu tahrip edilmiştir.</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Olay esef vericidir. Fakat Ruslar sorumludur. Bir kısım donanmamızın geri döndüğü görülünce Ruslar, Karadeniz’de kalan kısmının yolunu tıkayıp onu ezmek istemişlerdir. Esirlerin itirafları da bunu gösteriyor. Bunda muvaffak olunsaydı İngilizlerin sakat iddiası veçhile içinde pek az eski mürettebatı bulunan Yavuz ve Midilli kruvazörlerimizi<wbr />n Alman gemileri sayılıp imhasında hak iddia edilebilecek ve onlar imha edilince biz de hakkımızı savunamayacak hale gelecektik.</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Osmanlı hükümeti yine tarafsız kalmak ister. Muhasamatı izinsiz Rus kıyılarına kadar uzatmış olan donanmaya hemen Osmanlı sularına geri dönmesi lüzumu emredilmiştir.</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Rus Hükümeti de Osmanlı Hükümetiyle dostluk ilişkilerini devam ettirmek istediğini mükerreren beyan etmiş olduğundan, mayın dökmek teşebbüsü, Karadeniz Rus donanması komutanının kişisel kusuru yüzünden doğmuş olacağından, iki komşu devlet arasında lüzumsuz muhasamat çıkarabilecek olan bu hareket dolayısıyla Rus Donanma Komutanı hakkında Rus Hükümetinin ceza işlemini çabuk yerine getireceğini Osmanlı Hükümeti ümit eder.</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Durum aydınlanınca esirleri geri göndereceğiz.</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Dışişleri Bakanına buna göre beyanatta bulunun.” (ATESE, 1/1, D9, G7, Ds58)</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Karadeniz’deki çatışmadan sonraki ilk iki günde itilaf devletleri, Almanların ülkelerine dönmelerini istemişlerdi. 1 Kasım’da Rusya yine bunu istemekle beraber, bu yoldaki görüşmelerin başlamış olan savaşı durduramayacağın<wbr />ı ileri sürmüştür. Rus Dışişleri Bakanı Sazanov, Osmanlı notasını aldıktan sonra Londra ve Bordo büyükelçilikleri<wbr />ne çektiği telgrafta, “Harp açma sorumluluğunun Rus Donamasına ait olduğunu kesin olarak inkar ederim. Artık görüşmeler zamanının geçmiş olmasından korkuyorum. Eğer Türkiye, Kara ve Deniz Kuvvetlerine mensup bütün Almanları geri göndereceğini bildirirse, kıyılarımıza yapılan alçakça saldırı dolayısıyla özür dilemek ve ödeme istemek imkanı ortaya çıkar.” demiştir. (Bayur, 1953: 257)</span></p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Osmanlı Hükümeti çarpışmalar devam ederken Almanları geri göndermeyi reddetmiş ve savaş başlamıştır. 1 Kasım 1914 itibarıyla İngiliz ve Fransız büyükelçileri de İstanbul’dan ayrılmışlar ve akabinde Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmişlerdir.</span></p>
<figure id="attachment_4415" aria-describedby="caption-attachment-4415" style="width: 1094px" class="wp-caption alignnone"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Kaiser_und_Sultan_-_postcard.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-4415" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Kaiser_und_Sultan_-_postcard.jpg" alt="Sultan Reşat ve Kaiser II. Wilhelm" width="1094" height="666" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Kaiser_und_Sultan_-_postcard.jpg 1094w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Kaiser_und_Sultan_-_postcard-300x183.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Kaiser_und_Sultan_-_postcard-768x468.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Kaiser_und_Sultan_-_postcard-1024x623.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Kaiser_und_Sultan_-_postcard-600x365.jpg 600w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Kaiser_und_Sultan_-_postcard-990x603.jpg 990w" sizes="(max-width: 1094px) 100vw, 1094px" /></a><figcaption id="caption-attachment-4415" class="wp-caption-text">Sultan Reşat ve Kaiser II. Wilhelm</figcaption></figure>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">Kaynakça<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content"></span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><b>A- Arşiv Belgeleri</b></span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Harp Tarihi Dairesi, Başkomutanlık Arşiv Belgeleri</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Harp Tarihi Dairesi, Başkomutanlık Karargahı Harp Cerideleri</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><b>B- Yayınlanmış Belgeler</b></span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">İnan, Arı “Enver Paşa’nın Özel Mektupları” İmge yayınevi, Ankara, 1997</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><b>Genelkurmay:</b></span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Akbay, Cemal “1. Dünya Harbinde Türk Harbi Cilt 1: Osmanlı İmparatorluğu’nu<wbr />n Siyasi Ve Askeri Hazırlıkları Ve Harbe Girişi” Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1970</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Belen, Fahri “Birinci Cihan Harbinde Türk Harbi” Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1964</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Genelkurmay, “Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi: Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekatı” Cilt 1-2, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1993</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><b>C- Makaleler ve kitaplar</b></span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Aydemir, Şevket Süreyya “Enver Paşa” Cilt 3, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1978</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Bayur, Yusuf Hikmet “Türk İnkılap Tarihi” Cilt:2-3, Ankara, 1952-1953-1954</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Bodger, Alan “Rusya Ve Osmanlı İmparatorluğu’nu<wbr />n Sonu” Osmanlı İmparatorluğu’nu<wbr />n Sonu Ve Büyük Güçler, İstanbul, 1999</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Erarslan, Cezmi, “I. Dünya Savaşı ve Türkiye” Türkler, Cilt:13, Yeni Türkiye Yayınları, İstanbul, 1999</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Ilgar, İhsan “Ali İhsan Sabis’in Bir Raporu Ve Bir Mektubu” Hayat Tarih Mecmuası, Sayı:5, Haziran 1969</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Karal, Enver Ziya, &#8220;Büyük Osmanlı Tarihi&#8221;, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1983</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Ortaylı, İlber, “Osmanlı İmparatorluğu’nd<wbr />a Alman Nüfuzu” Timaş Yayınları, 2014</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Öke, Mim Kemal- Mütercimler, Erol “Sultan Osman” İstanbul, 1991</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Sabis, Ali İhsan “Harp Hatıralarım- Birinci Dünya Harbi” Cilt:1, İstanbul, 1991</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Tepekaya, Muzaffer, “Osmanlı-Alman İlişkileri (1870-1914)” Türkler, Cilt:13, Yeni Türkiye Yayınları, İstanbul, 1999</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Th Kraus- Döntz Karl, “Şanlı Yavuz Ve Midilli” Çev.Mehmet Çağrı,Güray Yalvaç, Demir Yayınları, İstanbul, 1974</span></p>
<p class="western"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Trumpener, Ulrich “Germany And The Ottoman Empire: 1914-1918” Princeton, N.J. 1968</span></p>
<p class="western"><b>D- Görseller</b></p>
<p>https://www.wikipedia.org/</p>
<p class="western" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"></div>
            </div></span></p>
<blockquote data-secret="DNTJKN1J1F" class="wp-embedded-content"><p><a href="http://bilimdili.com/dusunce/osmanli-devletinin-1-dunya-savasina-girisi-1/">Osmanlı Devleti&#8217;nin I. Dünya Savaşına Girişi &#8211; 1</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="http://bilimdili.com/dusunce/osmanli-devletinin-1-dunya-savasina-girisi-1/embed/#?secret=DNTJKN1J1F" data-secret="DNTJKN1J1F" width="600" height="338" title="&#8220;Osmanlı Devleti&#8217;nin I. Dünya Savaşına Girişi &#8211; 1&#8221; &#8212; Bilimdili.com" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote data-secret="WVrk6yXcqL" class="wp-embedded-content"><p><a href="http://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/osmanli-devletinin-i-dunya-savasina-girisi-2/">Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına Girişi – 2</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="http://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/osmanli-devletinin-i-dunya-savasina-girisi-2/embed/#?secret=WVrk6yXcqL" data-secret="WVrk6yXcqL" width="600" height="338" title="&#8220;Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına Girişi – 2&#8221; &#8212; Bilimdili.com" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p class="western">
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/osmanli-devletinin-i-dunya-savasina-girisi-3/">Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına Girişi – 3</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına Girişi – 2</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/osmanli-devletinin-i-dunya-savasina-girisi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yıldırım Boyacı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Nov 2016 15:29:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[1. dünya savaşına giriş]]></category>
		<category><![CDATA[amiral souchon]]></category>
		<category><![CDATA[enver paşa]]></category>
		<category><![CDATA[goeben breslau]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[realpolitik]]></category>
		<category><![CDATA[weltpolitik]]></category>
		<category><![CDATA[yavuz midilli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=4260</guid>

					<description><![CDATA[<p>1. Dünya Savaşı'nın Başlangıcından Osmanlı Devleti'nin Savaşa Girişine Kadar Geçen Süreçte Yaşananlar:</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/osmanli-devletinin-i-dunya-savasina-girisi-2/">Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına Girişi – 2</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">2 Ağustos 1914’de Osmanlı Devleti ile Almanya arasında ittifak imzalandıktan ve seferberlik ilan edildikten sonra, 5 Ağustos’ta İstanbul’da bulunan Rus elçisi de Giers, Enver Paşa ve diğer hükümet ileri gelenleriyle yapılan temaslara ait dikkate değer bilgileri kapsayan üç yazıyı hükümetine göndermiştir. ( Bayur, 1952: 133-134)</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Bu yazılarda Rus Büyükelçi, Enver Paşa ile Rus askeri ataşesi General Leontief’in yaptığı görüşmeden bahsetmiş ve bu görüşmede Enver Paşa, Rusya yanında savaşa dahil olunması durumunda Kafkasya sınırında bulunan 9 ve 11. Kolorduların Rusya hizmetine verilebileceği üzerinde durmuştur. Bununla beraber Türk ordusunun Balkanlarda Avusturya kuvvetlerine karşı da kullanılabileceğ<wbr />inin altını çizmiştir. Buna karşılık Rusya’dan Balkan devletlerini ikna ederek Ege adaları ve Batı Trakya’nın Türkiye’ye bırakılmasını sağlaması istenmiştir. ( Bayur, 1952: 133-134)</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Yine bu yazılarda Rus Büyükelçisi, Osmanlı ordusundaki Alman subaylardan duyduğu rahatsızlığı Enver Paşa’ya ilettiğinden ve Bulgaristan elçisi Toşef ile yaptığı görüşmeden de Bulgarların Türkler gibi düşündüklerini ve aralarında işbirliği olabileceği sonucunu çıkardığını bildirmiştir. Bu sebepler ile Rusya’nın Türk ittifak teklifini reddetmemesi gerektiğinin altını çizmiştir. Ancak Rus Dışişleri Bakanı Sazanov, “Rusya için bir taahhüt teşkil etmemek şartıyla Enver ile görüşmelere hiç olmazsa vakit kazanmak için devam ediniz.” karşılığını vermiştir. ( Bayur, 1952: 133-134)</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Buradan anlaşıldığı kadarı ile Enver Paşa Ruslar ile bir ittifak yapmak arzusunu, Almanya ile gizli ittifak yapıldıktan sonra da sürdürmüş, Ege Adaları ve Batı Trakya karşılığında doğu sınırında bulunan 9. ve 11. kolorduları batıya kaydırma sözü vermiş ve gerektiğinde bu kolorduları Rusya’yı korumak için Avusturya üzerine ya da Rusya’ya savaş ilan eden herhangi bir Balkan devleti üzerine sevk etme sözü vermiştir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Rus Büyükelçisi, Dışişleri Bakanlığına ivedilikle Türklerin tekliflerinin kabul edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Ancak Rus Dışişleri Bakanı Sazanov, Bulgarlardan bir karşılık alınamadığını belirterek Enver ile yapılan görüşmelerde zaman kazanılmasını istemiş, bununla birlikte Türklerin Almanya ile birlik olmaları durumunda büyük bir hata yapacaklarının altını çizerek Osmanlı Devleti’nin geleceğinin Rusya, İngiltere ve Fransa’nın elinde olduğunu ve Türklerden çekinilmemesi gerektiğini belirtmiştir. (Akbay, 1970: 56)</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Tüm bu bilgiler ortaya 3 önemli sonuç çıkarmaktadır;</span></p>
<ol>
<li>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Almanya ile yapılan ittifak anlaşmasının gizliliği korunabilmiştir.</span></p>
</li>
<li>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Almanya ile yapılan ittifak anlaşmasının Enver Paşa nezdindeki bağlayıcılığı tartışmalıdır. Rusya ile ittifak gerçekleşse Almanlar ile yapılan anlaşma yırtılacak mıydı? Bunu bilemeyiz. Ancak Enver Paşa, “weltpolitik” profilinden ziyade “realpolitik” bir bakış açısına da sahip olabilir. Bununla beraber bu hareket, Almanya ile birlikte savaşa girmeden Rusya’yı hazırlıksız yakalamak için yapılmış bir manevra da olabilir.</span></p>
</li>
<li>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Rusya’nın İstanbul Büyükelçisi, Osmanlı Devleti’nin Almanya yanında savaşa girdiğinde yaşanabilecekler<wbr />i öngörmüş ancak Rus Dışişleri Bakanı Sazanov bu öngörüye sahip olamamıştır. Büyükelçinin uyarılarını dikkate almamış, Osmanlı gücünü hafife alması ve müttefikleri olan İngiltere ve Fransa’ya fazla güven duyması bu uyarıları kulak arkası etmesine sebep olmuştur. Bu tavır, Rus Dışişleri Bakanının ileri görüşten uzak olduğunu ortaya koymaktadır. Savaşta Türkiye’nin Rusya’ya karşı oynayacağı büyük rolü görmemekle birlikte boğazların Türkler tarafından kapatılmasının yaratacağı sonuçları da hesaplayamamıştı<wbr />r. Osmanlı Devleti ile yapılabilecek bir anlaşmayı Bulgaristan’ın belirsiz durumunun aydınlanmasına bırakmıştır.</span></p>
</li>
</ol>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><b>Goeben ve Breslav’ın Osmanlı Devleti’ne sığınması:</b></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Osmanlı Devleti’nin en önemli çekincelerinden biri, savaş halinde Rusya’nın boğaza bir çıkarma yaparak Osmanlı Devleti’ni zor durumda bırakabilecek olmasıydı. Bundan başka bu durum ve Karadeniz üzerinde Rusya’nın donanma olarak en etkin güç olması, Balkan devletlerin üzerinde de etkili olabilirdi. Rus Karadeniz egemenliğinin herhangi bir savaşta doğuracağı yukarıda belirtilen tehlikeleri göz önünde tutan Osmanlı başkomutanlığı, Avusturya donanmasından bir kısmının Türkiye’ye gelmesini temenni etmişti. Kendi kıyılarını korumak isteyen Avusturya, bu teklifi olumlu karşılamamıştır. (Belen, 1964: 67) Halbuki bu durumun farkında olan Alman genelkurmayı, 2 Ağustos’ta, daha Osmanlı-Alman ittifakı imzalanmadan ve daha bu imza Berlin’de öğrenilmeden önce konuyu düşünmüştü. İttifak imzalandıktan sonra Goeben ve Breslau kruvazörleri Alman Bahriye Nazırı Amiral Tirpiç’in emriyle İstanbul’a gitme emrini aldılar. (Akbay, 1970: 62)</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">3 Ağustos’ta Afrika’daki Fransız üslerini bombardıman eden iki gemi, arkalarına İngiliz filosunu takarak Doğu Akdeniz’e doğru ilerlediler ve Enver Paşa’nın izni ile Osmanlı sularına girdiler. (Shaw, 1983: 374) Boğaz Komutanlığı, 10 Ağustos 1914 saat 06.50’de Alman savaş gemilerinin boğazdan içeri girdiklerini bildirmiştir. (ATESE, 1/1, D3, G2 Ds:648)</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Gemiler boğaza sığınmadan önce Boğaz Komutanlığı’na gemilerin geleceği haber verilmiş ve birtakım tedbirlerin alınması istenmiştir. 8-9 Ağustos 1914 gecesi Alman askeri heyeti, Enver Paşa’nın müsaadesi olduğunu bildirerek Çanakkale Müstahkem Mevkiiler Komutanı Weber Paşa’ya şifreyle bildirilmek üzere gönderdiği yazıda “Goeben ve Breslau ihtimal bugün dahil olurlar. Bütün kuvvet ve vasıtalarınızla boğazdan girmelerine yardım ediniz” denilmekteydi. (ATESE, 1/1, D13, G2, Ds:48)</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Nitekim 4 saatlik bir farkla İngiliz savaş gemileri boğaz ağzına gelmişlerdir. 12 Ağustos’ta İngiliz filosu komutanının, bir Alman savaş gemisinin geçip geçmediğine dair sorusuna, “geçti” cevabı verilmiş, gemilerin isimlerinin değiştirilerek satın alındığı, ayrıca bu gemilerin personelinin peyderpey Osmanlı personeli ile değiştirileceği ve Sultan Osman muharebe gemisinin[<sup>1</sup>] İngiltere’den gelmekte olan personelinin beklendiği, geldiklerinde Alman personeli ile değiştirileceği bildirilmiş ve bundan böyle bu husustaki konuşmaların elçilik aracılığı ile yapılmasının gerektiği karşılık olarak açıklanmıştır. (ATESE, 1/1, D13, G3, Harp ceridesi vesika no:2510)</span></p>
<figure id="attachment_4265" aria-describedby="caption-attachment-4265" style="width: 534px" class="wp-caption alignleft"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Bundesarchiv_DVM_10_Bild-23-61-15_Panzerkreuzer_-SMS_Goeben-.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-4265" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Bundesarchiv_DVM_10_Bild-23-61-15_Panzerkreuzer_-SMS_Goeben-.jpg" alt="Goeben - Yavuz" width="534" height="320" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Bundesarchiv_DVM_10_Bild-23-61-15_Panzerkreuzer_-SMS_Goeben-.jpg 800w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Bundesarchiv_DVM_10_Bild-23-61-15_Panzerkreuzer_-SMS_Goeben--300x180.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Bundesarchiv_DVM_10_Bild-23-61-15_Panzerkreuzer_-SMS_Goeben--768x461.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/Bundesarchiv_DVM_10_Bild-23-61-15_Panzerkreuzer_-SMS_Goeben--600x360.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 534px) 100vw, 534px" /></a><figcaption id="caption-attachment-4265" class="wp-caption-text">Goeben &#8211; Yavuz</figcaption></figure>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Alman savaş gemilerinin gelmesi, itilaf devletleri üzerinde birtakım tepkiler yaratmıştır. Bundan en çok kuşkulanan, hatta ürken ülke ise Rusya olmuştur. Rusların en büyük çekincesi Osmanlı Devleti’nin Karadeniz’de kendisinden daha güçlü bir hale gelmesi ve muhtemel bir boğaz saldırısının imkansız hale gelmesiydi. İngilizler de duruma sert tepkiler göstermişlerdir. Gemilerin gelmesi İngilizlerin de kuşku ve rahatsızlıkların<wbr />ı arttırmıştır. (Akbay, 1970: 66) ancak burada şunu da açıklamak yerinde olacaktır ki İngiliz filosu, en az Goeben ve Breslau kadar hızlı filosu ile gemileri takip etmiş ancak yakalayamamıştır ya da yakalamak istememiştir. İngiltere gemilerin Osmanlı karasularına girmesine ve Osmanlıların gemilere sahip olmasına, ileride savaştan galip çıkılması durumunda boğazlara inmesi muhtemel Rusya’ya karşı Osmanlı deniz gücünün bir miktar güçlü olmasını istemiş olabilir. Belki de İngiltere, bu iki güçlü geminin Osmanlı Devleti’ne geçmesine İngiliz Donanması karşısındaki Alman Donanmasının zayıflamasını istediği için izin verdiği de düşünülebilir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">İtilaf devletleri taraf<wbr />sızlık anlaşmalarına göre bu gemilerin 24 saat zarfında Türk karasularından çıkarılmasını, ya da hemen silahlarından arındırılması gerektiğini bildirerek Osmanlı hükümetini protesto etmişlerdir. Hükümet, Halil (Menteşe) Beyin teklifi üzerine gemileri satın alma yoluna gitmiştir. (Erarslan, Türkler C.13, S.341)</span></p>
<figure id="attachment_4264" aria-describedby="caption-attachment-4264" style="width: 569px" class="wp-caption alignright"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/midilli.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-4264" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/midilli.jpg" alt="Kleiner Kreuzer Breslau - Midilli " width="569" height="390" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/midilli.jpg 800w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/midilli-300x206.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/midilli-768x526.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/midilli-600x411.jpg 600w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/midilli-379x259.jpg 379w" sizes="auto, (max-width: 569px) 100vw, 569px" /></a><figcaption id="caption-attachment-4264" class="wp-caption-text">Kleiner Kreuzer Breslau &#8211; Midilli</figcaption></figure>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">12 Ağustos’ta Rus sefiri bakanlığına şunu bildirdi: “Goeben ve Breslau’ın satın alınması burada durumu aleyhimize değiştirdi. Bana öyle geliyor ki askerlik bakımından bu alışveriş her halde Türkiye’nin gücünü arttırdı. Siyasal yöne gelince şüphesiz ki onun sonuçları son derece ciddi olacaktır. Çünkü bu, Türkleri yüreklendirdi. Ve onları kesin kararlara sevkedebilir. Sizin işaretlerinize uyarak zaman kazanmaya çalışacağım. Ancak benim düşüncem şudur ki, Türkiye ile ittifak yapma imkanını kabul ediyorsak derhal bir karar vermek zaruridir. Çünkü yarın belki çok geç olur. Şuna inancım var ki Türkiye ile ittifak Bulgaristan ile anlaşmayı ancak kolaylaştırır. Halbuki samimiliklerinde<wbr />n şüphe etmemize imkan olmayan Bulgaristan’ın hala karşılığını beklemek hem Türkiye, hem de Bulgaristan’ı kaybetmek ve kendimize düşman kılmak tehlikeleri doğurur.” ( Bayur, 1952: 139) Rus elçi de Giers’in Türkiye’nin Boğazlar ile elde ettiği stratejik önemi Sazanov’dan çok daha iyi kavradığı açıktır.</span></p>
<figure id="attachment_4263" aria-describedby="caption-attachment-4263" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/200px-Souchon_1917.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-4263" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/200px-Souchon_1917.jpg" alt="Amiral Souchon" width="200" height="302" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/200px-Souchon_1917.jpg 200w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/11/200px-Souchon_1917-199x300.jpg 199w" sizes="auto, (max-width: 200px) 100vw, 200px" /></a><figcaption id="caption-attachment-4263" class="wp-caption-text">Amiral Souchon</figcaption></figure>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Alman gemilerinin Osmanlı donanmasına katılmaları birtakım sorunlara da sebep olmuştur. Donanmayı ıslah etmekle görevli olan İngiliz Amirali Limpus ile İngiliz subayları, İngiliz amiralin isteği ile Osmanlı Donanmasından ayrıldılar ve Alman Akdeniz Filosu Komutanı olan Amiral Souchon, Osmanlı Donanmasının 1. Komutanlığına atandı. Bu durum büyük bir sorunu su yüzüne çıkardı. Bu amiral, öncelikle Akdeniz’deki Alman deniz kuvvetlerinin komutanı idi ve bu sıfatla Osmanlı Devleti’nin satın aldığı iki kruvazörün de komutanı idi ve yalnızca Alman askeri makamlarından emir alabileceğini iddia ediyordu. İkincisi, aynı zamanda Osmanlı Donanmasının 1. Komutanı olmuştu ve bu sıfat ile Osmanlı askeri makamlarından emir alması gerekiyordu. Osmanlı bayrağı taşıyan bu gemilerle Berlin’den aldığı emirlerle istediği gibi boğazlardan çıkabileceğini, dilediği donanmaya saldırabileceğin<wbr />i ileri sürmekteydi. Almanya büyükelçisi Vangenheim, Sadrazam Sait Halim Paşa’ya yazdığı mektupta bu konuya açıklık getirmeye çalışmış, “…şu kesin teminatı verebilirim ki Amiral Souchon benim rızam olmadan, Osmanlı Hükümetinin siyasi sorumluluğunu gerektirecek hiçbir harekette bulunmayacaktır. Ben dahi hükümetlerimizi bağlayan anlaşmaların ruh ve amacına uygun olarak böyle bir konu karşısında sizlere danışmaktan geri kalmayacağım” demiştir. (Bayur, 1953: 88)</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Alman savaş gemileri her ne surette olursa olsun Osmanlı Devleti’nin vakitsiz savaşa girmesine sebep olmalarından dolayı zararlı oldular denilebilir ancak gemilerin gelmesi ile belki de Rusların boğaza tasarladıkları çıkarma önlenmiş ve Balkanlı devletlerin Osmanlı aleyhine girişebilecekler<wbr />i faaliyetlerin ihtimalleri de azalmıştır. Bununla birlikte iki geminin Osmanlı’ya gelişleri Rusların Karadeniz üstünlüğüne karşı alınmış bir tedbirdir. Ayrıca daha savaş çıkmadan önce İstanbul’da bulunan Rus büyükelçisinin, Osmanlı Devleti’nin İngiltere’den sipariş ettiği ve teslimi yaklaşan iki geminin Türk donanmasına katılması hususundaki çekincelerini beyan etmesindeki sebebin, Karadeniz’deki Rus üstünlüğünü korumak olduğu açıktır. Rus büyükelçisinin bu isteğine uygun olarak 3 Ağustos 1914’te gemilerin devir teslimi beklenirken İngilizler gemilere el koymuşlardır.[<sup>2</sup>] Goeben ve Breslau’ın satın alınması bu bakımdan belki de İngilizlere karşı yapılmış bir misilleme hareketidir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><b>Üçlü İtilaf Devletlerinin kendi aralarında yaptıkları görüşmeler</b></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">İtilaf Devletlerinin büyükelçileri, Goeben ve Breslau gemilerinin boğazlardan geçmesi üzerine görüşmeleri yoğunlaştırmışla<wbr />rdır. Bununla birlikte Enver Paşa’nın Rus Ataşesine yaptığı ittifak teklifi de görüşmelerin yapılmasında etkilidir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçtiğini öğrenen Rus Dışişleri Bakanı Sazanov, Fransız büyükelçisine, “Almanlar bu iki gemiyi Marmara’ya sokmakla nüfuzlarını arttırıyorlar, buna karşı konulmazsa Türkiye’nin kaybedileceğini ve hatta aleyhe dönebileceğini, bu durum karşısında Rusya’nın kuvvetlerini Karadeniz kıyılarına, Doğu Anadolu ve İran sınırına dağıtmak zorunda kalacağını” söyledi. Elçinin, “Ne yapmalıyız?” sorusuna karşılık, “…ilk bakışta bana öyle geliyor ki Türkiye’ye tarafsızlığın mükafatı olarak bütünlüğü hakkında resmi ve kesin bir teminat vermeyi teklif etmeliyiz. Buna Almanya aleyhinde mali faydalar eklemeliyiz” demiştir. (Bayur, 1953: 144) Sazanov, boğazların Rusya aleyhine kapanmasının Rusya’ya getirebileceği tehlikeleri henüz görememiştir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Sazanof, Fransız büyükelçisiyle yaptığı görüşmeden sonra 15 Ağustos’ta Londra ve Paris’teki büyükelçilerine şunları bildirmiştir:</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">“Alman gemilerinin satın alınması üzerine Osmanlı İmparatorluğu’na yapılmasını lüzumlu gördüğüm teklifler:</span></p>
<ol>
<li>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Türkiye, tarafsızlık vaadinin samimiliğini göstermek için ordularını terhis eder,</span></p>
</li>
<li>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Buna karşılık üç devlet onun topraklarının dokunulmazlığını taahhüt ederler ve bunun nasıl yapılacağını incelemeye hazır olduklarını bildirirler,</span></p>
</li>
<li>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Türkiye, Almanya’nın Küçük Asya’da sahip olduğu demiryolu vesaire gibi ekonomik bütün imtiyaz ve teşebbüslere sahip olur. Bu sahip oluş, barış anlaşması ile kendisine temin edilecektir. Sonra Rus Dışişleri, durum gerektirirse kuvvete dayanan teklifler dahil bundan başka herhangi bir tedbiri de incelemeye hazır olduklarını bildirir.” (Akbay, 1970: 60)</span></p>
</li>
</ol>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Bu tedbirler 17 Ağustos’ta Fransız ve İngiliz hükümetlerine bildirilmiştir. 16 Ağustos’ta Sazanov, aynı zamanda İstanbul büyükelçisine yazdığı yazıda yukarıdaki üç şartın Türklerce yeterli görülmesine karşı Limni adasının kendilerine verilmesini, yerine Yunanistan’ın Epir’i alabileceğini bildirmiştir. Aynı tarihte Sazanof, Enver Paşa’nın anlaşma tekliflerini de Londra ve Paris büyükelçilerine bildirmiştir. (Bayur, 1953: 145-147)</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Tüm bu görüşmeler ve teklifler bize göstermektedir ki Osmanlı Devleti ile Almanya arasında yapılan ittifakın gizliliği korunabilmiştir. Osmanlı Devleti seferberliği tarafsızlığını koruyabilmek için ilan ettiğini ileri sürmüştür. Durumu bilmeyen ve Rusya’nın teşebbüsleri ile harekete geçen İtilaf devletleri Osmanlı Devleti’nin tarafsız kalmasını sağlamak amacıyla görüşmelerde bulunmuşlardır. Görüşmeler devam ederken 1 Ekim’de yürürlüğe girmek üzere Osmanlı Devleti, tek taraflı olarak kapitülasyonları kaldırdığını 9 Eylül’de elçiliklere bildirerek açıklamıştır. Önce buna Osmanlı Devleti’nin müttefiki Almanya ve Avusturya karşı çıkmış ise de sonradan bu haklarından vazgeçmişlerdir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Seferberlik ve yığınağın bitirilmesine kadar zaman kazanmak isteyen Türk devlet adamları, Almanların Marn yenilgisinden sonra kararsızlığa düşmüşlerdir. Başkomutanlık karargahının ileri gelen Türk kurmayları da, ordunun bir yıl daha hazırlığa muhtaç olduğunu ileri sürmüşlerdir. (Çakmak, 1936: 4) Enver ve Talat Paşa, savaşın Almanlar tarafından kısa bir sürede bitirileceğini düşünmekteydiler<wbr />. Ancak Türk kurmayları bu kanaatte değillerdi. Daha önceleri süratle savaşa katılıp Kafkasya, Mısır ve İran istikametlerine taarruzu hedef tutan planı hazırlayan Genelkurmay 2. Başkanı Hafız Hakkı Paşa, Bulgaristan’a yaptığı geziden sonra verdiği raporda Bulgarların savaşa girmeye niyetli olmadıklarını belirtmiş, ilkbahara kadar savaşa girilmemesini öğütlemiştir. (Akbay, 1970: 61)</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">Dipçe<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content"></span></p>
<div>
<p class="sdfootnote"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">[<a id="sdfootnote1sym" class="sdfootnotesym" href="https://docviewer.yandex.com.tr/?uid=1130000021946532&amp;url=ya-mail%3A%2F%2F160440736725073970%2F1.2&amp;name=Dergi%202.%20yaz%C4%B1%20(Part%202).docx&amp;c=58272c2f8920#sdfootnote1anc" name="sdfootnote1sym">1</a>] Sultan Osman muharebe gemisi, savaştan önce İngiltere’ye sipariş edilen iki gemiden biridir. Parası ödenmesine rağmen İngiltere, teslim alma töreninde gemiyi savaşın çıkması sebebiyle iade etmekten vazgeçmiştir. Bu durum Osmanlı kamuoyunda İngiltere’ye karşı büyük bir öfkeye sebep olmuştur.</span></p>
</div>
<div>
<p>&nbsp;</p>
<p class="sdfootnote"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">[<a id="sdfootnote2sym" class="sdfootnotesym" href="https://docviewer.yandex.com.tr/?uid=1130000021946532&amp;url=ya-mail%3A%2F%2F160440736725073970%2F1.2&amp;name=Dergi%202.%20yaz%C4%B1%20(Part%202).docx&amp;c=58272c2f8920#sdfootnote2anc" name="sdfootnote2sym">2</a>] Konu il ilgili olarak bakınız: Mim Kemal Öke-Erol Mütercimler, <b>“Sultan Osman”</b> İstanbul, 1991</span></p>
</div>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"></div>
            </div></span></p>
<p align="justify"><div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">Osmanlı Devleti&#039;nin 1. Dünya Savaşı&#039;na Girişi - 3<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content">
<p align="justify"><a href="http://bilimdili.com/dusunce/osmanli-devletinin-i-dunya-savasina-girisi-3/">http://bilimdili.com/dusunce/osmanli-devletinin-i-dunya-savasina-girisi-3/</a></p>
<p align="justify"></div>
            </div>
<div></div>
<div></div>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/osmanli-devletinin-i-dunya-savasina-girisi-2/">Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına Girişi – 2</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
