Sosyoloji

Sosyoloji İlahiyat İlişkisi

Doç. Dr. A. Yılmaz Soyyer

Dini, teolojik yani bir inanç manzumesi olarak ele alacağınız gibi sosyolojik olarak da alabilirsiniz. Tabii ki bunlar çok ama çok farklı hususlardır. İlahiyat fakülteleri bugün bu iki bakış açısını bünyesinde toplamış ama -bence- başarısız olmuşlardır. Felsefe ve Din Bilimleri başlığıyla kurulan bir bölümde yer alan din felsefesi, felsefe tarihi, din sosyolojisi gibi bilim alanları genelde din, özelde ise İslam dini sahasında araştırmalar yapmakta, dersler vermektedirler. Biz ilahiyat fakültesi mezunları lisans sürecinde bu dersleri okumakla birlikte asıl eğitimimizi akademik hayata girince yapmış bulunmaktayız. Öğrencilere kısmen yansısa da akademisyenleri bir zihniyet inkılabıyla birlikte bünyesine dahil eden din sosyolojisi hem kendi yaklaşım tarzı hem de kendisini temsil eden bilimcilerin bakış açısı farklılıklarıyla ilahiyat fakültesinde apayrı bir mantalite iklimi oluşturmaktadır. Bu durum fazla su yüzüne çıkmamış olsa da genel teolojik yani kelamî anlayışla çoğu kez çelişmektedir.

Dini bir bilim olarak inceleyen din sosyolojisi bence ilahiyat fakültelerinden çıkarılarak mutlak surette sosyoloji bölümlerinde yer bulmalıdır. Bunu, din bu yapılanmadan fayda ya da zarar görür önermesinden bağımsız olarak belirtiyorum. Çünkü dinin, zararın ve dinin zarar görüp görmemesinin farklı zaman, zemin ve topluluklarda apayrı anlamlar yüklendiği muhakkaktır. Mesela kendisini dindar saymakla beraber İzmir, Aydın, Antalya gibi değişmeye açık bölge insanları sosyoloji eğitimiyle din adamlarının, dolayısıyla dinin müsbet yönde evrileceğni düşünebilecekken, Orta ve Doğu Anadolu bölgelerindeki dindarlar pekâlâ bu eğitimden din adamı ve dinin zarar göreceğini ifade edebilir. Şurası benim tecrübem ki ilahiyat fakültesi içerisindeki bir din sosyolojisi yapılanması hem mahza kutsal kaynakları teolojik bakımdan öğrenmek isteyen öğrenciyi, hem çocuklarını hafız olsunlar, güzel mevlit ve Kur’an okusunlar diye gönderen ebeveynleri hem de din sosyoloğu akademisyenleri rahatsız etmektedir. Eğer din öğreticisi yani ilahiyatçı olacaklar gerekli görüyorlarsa Sosyoloji bölümlerinden bu dersi alarak tahsil etmelidirler. Diyanet de elemanlarının sosyoloji okuması kararındaysa onlardan -iş vermek için- sosyoloji bölümlerinden bu dersi alma şartını istemelidir. Aynı husus din dersi öğretmeni istihdam eden meb için de geçerlidir.

Din eğitiminde “ihtiyaç faziletin anasıdır” düsturunca hareket etmekte fayda vardır. Hiç kimseye sen dinini şu çerçevede öğrenmek zorundasın şeklinde bir dayatmada bulunulmamalıdır. İlahiyat fakülteleri Orta Anadolu, İç Ege ve Doğu yörelerindeki mütedeyyin-muhafazakar ailelerin çocuklarına din eğitimi vermektedir; zira onlar bu kurumlara tahsil için gelmektedir. Sahil yörelerimizdeki dinli ya da dindar insanlar ise çocuklarının kitaplara dayalı seçmeci bir din bilgisi edinmesini istemektedirler. Konuştuğum bazı âileler çocuklarını felsefe, sosyoloji, tarih gibi bölümlere yollamak ama ilahiyat fakültelerinden de kelam ve mezhepler tarihi dersleri okumasını temin etmek düşüncesindedir. Bir yöre ilahiyata demir atıp seçmeci biçimde müspet bilimlere yönelirken, diğer yöre müspet bilimlere yönelerek teolojik bakımdan seçmeci davranabilmektedir. Toplum bir bütün halinde çok dindar ya da dinsiz olmaz. Onlara seçme imkanı tanınmalıdır. Bilhassa özel okullar bu meselenin çözümlenmesinde katkı sunabilir. Elbette devlet özel okullarda eğitim görecek öğrencilere karşılıksız burslar temin etmek zorundadır. Bu ona devlet okulu açmaktan daha ucuza mâl olabilir. Sonuç olarak hem genç parasız eğitime hem de edineceği bilgileri seçme imkânına kavuşabilir.