Sosyoloji Tarih

Yozgat Sürmelilerinde Tarihi, Dini ve Kültürel İmgeler

Ali İNCE*

Özet

Türkü; bir milletin tarihi, hayat tarzı, kültürü hakkında önemli bilgiler verir. Türküler; özlem, gurbet, sevinç, aşk ve tarih kokar adeta. Türkülerde gizli bir tılsım vardır. Bir kelime ile anlatır bütün tarihi ve yaşamı, yaşanmışlıkları. Bu yüzden türkülerinde dili vardır. Ancak bu dilden anlayanlar konuşur türkülerle, bu dilden anlayanlar söyler türküyü. Bu türküler sözlü kültürümüzün mihenk taşıdır. Türküler; bazen sevgiliye içilen aşk şarabı olur âşıkların dilinde, bazen de yurda, vatana duyulan özlem ya da sonsuz kudreti olan Tanrıya, Allah’a olan minnet, yakarış, çare arama aracı olmuştur. Türkü, Türklerin her döneminde önemli bir yeri kaplamıştır. İslamiyetten önce Türkü özelliğini de taşıyan savlar, sagular, ağıtlar, destanlar, mitler, mitolojiler Türkler için önemli bir yer tutmaktaydı. Türkler, İslamiyeti kabul ettikten sonrada türküler aynı özelliğini devam ettirmiştir. Çünkü; tarih aralıksız bir bütündür. Farklı diller ya da lehçelerle söylense de türkülerin ortak bir amacı vardır. İşte Yozgat sürmelilerinin de farklı bir dili, üslubu vardır. Bizi bizden alan, adeta kendine çeken, içimizi titreten türkülerdir sürmeliler. İşte burada bizi Bozok Yaylasının âşıkları aydınlatır ve geçmişe doğru yolculuğa çıkarır.

 

Anahtar Kelimeler: Yozgat, Sürmeli, Türkü, Tarih, Âşık, Kültür.

Abstract

Folk song; It gives important information about the history, life style, culture of a nation. Songs; longing, celebration, joy, love and history smells almost. There is a hidden talisman in the folk songs. With a word it tells the whole history and life, experiences.That’s why he has a language in his songs. However, those who understand this language speaks folk songs, those who understand this language says folk.These folk songs are the cornerstone of our oral culture.Songs; Sometimes love is a love wine drinking love lovers, sometimes the homeland, the longing or eternal power of God, God’s gratitude, gratitude, remedy, search tool has been. Folk songs have covered an important place in every period of Turks. Before Islam, there were arguments, sagas, myths, epics, myths and mythologies which had the characteristics of Turks. After the Turks accepted Islam, folk songs continued to be the same. Because; The history is a whole. Although singing in different languages ​​or dialects, folk songs have a common purpose. There is a different language and style of Yozgat. They take us from us, almost attracted to us, the folk who shake ours should drive. This is where the Bozok Plateau illuminates the lovers and takes us on a journey to the past.

 

Keywords: Yozgat, Sürmeli, Folk Song, History, Poet, Culture.

  

Giriş

            Yozgat iç Anadolu bölgesinde ve çevresinde Kayseri, Kırşehir, Çorum, Tokat, Amasya, Nevşehir, Sivas ile çevrili bir konumda yer almaktadır. Yozgat birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve zengin kültür birikimine sahip bir ilimizdir. Bu bölgeye Türklerin yerleşmesinden sonra Türk-İslam birleşimiyle birlikte zengin olan Türk kültürü, daha da zenginleşerek önemli eserler ortaya konulmuştur. Yozgat ili çevresindeki iller ile de etkileşim içinde olduğundan birbirlerinin türkü söyleme tarzları çok benzemektedir.

Yozgat’ta oldukça köklü bir halk şiiri geleneği bulunmaktadır. Halk ozanlarının köy köy dolaşıp birbirleri ile atışmalar düzenledikleri bilinmektedir. Yöre, Erzurumlu Emrah, Tokatlı Nuri, Pesendi, Ceyhuni gibi ünlü halk ozanlarının uğrak yeri olmuştur. Aşık Necip, Yozgatlı Himmeti, Yozgatlı Karacaoğlan, Aşık Kerem, Aşık Nazi, Aşık Zemini, Yozgatlı Seyri, Aşık Gülşani, Aşık Gamlı, Hüzni, Zari, Sorgunlu Aşık Demli, Aşık Niyazi hakkında bilgi bulunan Yozgatlı halk ozanları arasındadır. Türk Halk Müziğinin duayeni olan Nida Tüfekçi, Yozgat tavrını TRT’ye taşımıştır.“Sürmeli” denilen yöre tavrını oluşturan bu türküler, insanını yüreğini sızlatır. Bu tavır duygulu, bir o kadarda icrası zor bir tavırdır. Nida Tüfekçi’nin ilk defa radyoda çalıp okuduğunda radyoda ki sanatçıların; “Yozgat’ta böyle bir tavır yok, bu olsa olsa Nida tavrıdır” demelerine, Nida Hoca karşı çıkarak; “Ben bu tavrı babam Hamdi Tüfekçi’den öğrendim ve geliştirdim. Eğer babama yetişemeseydim, bu tavır bugün yok olacaktı.” diyerek cevap vermiştir.[1]

Yozgat sürmelilerinin ortaya çıkışı 19 yy. sonlarından İkinci Cihan Savaşı’nın sona erdiği dönemdir. Hepsi 96 beyittir. Sürmeli, güzel gözlü sevgiliye bir hitaptır. Eskiden genç kızlar dışarı çıkarken gözlerine sürme çekerlerdi ve gözleri daha alımlı olurdu. Bol feracelerinin içinde sadece gözleri görünürdü kızların. Yozgat Sürmelileri yaşanmış bir öykünün getirdiği bir sevda, hatta bir kara sevda türküsüdür. Zira o yıllarda Yozgat kapalı bir toplum yapısına sahipti. Kadınlar erkeklere görünmez sıkı örtünürler veya aile büyüklerinden seslerini sakınırlardı. Böyle bir ortamda genç erkekler ve kızların birbirlerini görmeleri çok zordu. Düğünde, bayramda, Hıdrellez de belki. Bu bir anlık sürmeli gözlere bakış, yüreklerde büyük aşklara, kara sevdalara başlangıç olur, kor düşen yürekler sessiz sessiz yanar, ateşini genişletir ve bir gün bir alev gibi o delikanlının ağzından Sürmelinin sözleri olarak dökülür. Dökülen sözlerde acı vardır, hasret vardır, gurbet vardır. Sürmelileri dinlerken bu kadar duygulanmamızın sebebi, bu sürmeli öykülerinde yakaladığımız duyguların kendimizde de bir yeri, bir acısının olmasındandır. Kısaca kendi aşklarımızı, hasretimizi, sevdamızı buluruz Yozgat Sürmelilerinde.[2]

Yozgat denilince akla ilk gelen türkü sürmelidir. Yozgat’ta sürmeliyi bilmeyen âşık sayılmazdı. Yalnız sürmeli adı altında toplanmış birçok türkü vardır. Söylenme tarzı ve saz ritmlerine sürmeli tavrı denilmiştir. En çok bilinen sürmeli türküsüdür. Sürmeli Türküsünün ortaya çıkış hikâyesi ise kısaca şöyledir:

“Sürmeli kız babası at yetiştiricisi ve iyi nam salmış birisi olan İshak Efendinin üç kızının en küçüğüdür. Ailesi onu erkek gibi yetiştirmiş, çiftlik işleriyle uğraşmış, iyi at binen ve hayvanların dilinden anlayan birisi olmuştur. İshak Efendinin Çiftliğine yakın bir köyde Durak Ağa adında bir köylü yaşar. Beş oğlu vardır. En küçüğü Yiğit’tir. Sürmeli kız büyümüş evlenme çağına gelmiştir. Ancak onun gözü kimseye görmez. İshak Efendinin kâhyası onunla evlenmek ister. İshak Efendi razıdır ancak kızının da razı olmasını şart koşmuştur. Sürmeli Yiğit’te kimseye bakmaz. Zaman Sürmeli Kız ve Sürmeli Yiğit’i İshak Efendinin Boz Aygırı kaçınca karşılaştırır. Boz Aygırı kimse yakalayamamış dilinden anlayan Sürmeli Kız bu işe talip olmuştur. Sürmeli Yiğit Sürmeli Kız’ı beceriksizlikle suçlar ve Can Ali’nin kısrak atını kullanarak Boz Aygırı yakalar. Ertesi gün Hıdırellez’dir. Sürmeli Yiğit’in annesi de Çamlık’a çıkmıştır. İshak Efendi de Çamlık’a çıkmıştır.  Sürmeli Yiğit ve Sürmeli Kız’ın çadırları yan yanadır.  Kalplerine ilk aşk bu görüşmelerinde düşmüştür. Bir ara Sürmeli Kız salıncakta sallanırken eli yaralanmış, Sürmeli Yiğit onu kanayan elini mendiliyle sarmıştır. Sürmeli Kız’ın kardeşleri o anda onların bakışmalarından birbirine vurulduklarını anlarlar. Akşam olup ayrılık vakti gelince buna en çok iki âşık üzülür. Sürmeli Yiğit onu takip ettirir ve evini öğrenir. Sürekli görüşürler. Kâhya Sürmeli Kızdaki değişikliği görür ve onu takip eder.[3]

Sürmeli Yiğit ile görüştüğünü öğrenir ve babası İshak Efendiye söyler. Babası Sürmeli Kız’ı eve hapseder.Durak Ağa ile Zöhre kadın oğullarının bu haline çok üzülür. Kız’ı istemeye giderler ancak babasını vermez. Birkaç defa daha istemeye giderler yine vermezler. Bu durumdan sıkılan İshak Efendi en sonunda onları çiftliğinden kovar. Artık onların sevdaları dillere düşmüştür. Herkes İshak Efendiye lanet okur. Sürmeli kız ise sevdasının ateşiyle şunları söyler…

“Yozgat seni delil delik ederim,

Kalbur alır toprağını elerim,

Eğer anam beni sana vermezse,

Koyun olur ardın sıra melerim…”

Diye türküsünü bitirmeden sesi bahçede duyan ve düğünlerde çalıp söyleyen tefçi kadın içeri girer; Unutmadan bir daha söyle der ve düğünlerde söylenir. Bunu duyan Sürmeli Yiğit Çamlık’a gider ve tabakasından bir sigara çıkarır ve yakmadan…

“Çamlığın yolları bükülür gider,

Siyah saç ardına dökülür gider,

Bir yiğit de sevdiğini almazsa,

Mahşere dek beli bükülür gider…”

Diyerek aşkının büyüklüğünü haykırır. Sürmeli Yiğit Bafra’ya çalışmaya gider.

Sürmeli Kız’ın babası ise işini gücünü kaybeder. Çok geçmeden bir atın çiftesiyle İsgak Efendi ölür. Sürmeli Kızda hastalanır. En son arzusu Sürmeli Yiğit’i görmektir. Sürmeli Yiğit’e mektup gönderir. Bunu duyan Yiğit hemen yola çıkar. Ancak Yiğit’te hastadır.  Sürmeli Yiğit Muslubelen Yokuşuna gelince ruhunu teslim eder. Sürmeli Kız bunu öğrenince kendisi de ölünce Yiğit’in yanına gömülmesini vasiyet eder. Yozgatlılar kısa bir zaman sonra olan Sürmeli Kız’ı, Sürmeli Yiğit’in mezarının yanına defnederler”[4]

Sürmelinin yanında bu tarzda söylenen pek çok türkü bilinmektedir.  Uzun kış gecelerinde, düğünlerde, şölenlerde söylenen bu türkülerin tarihimizde derin izleri vardır.Söz uçar yazı kalır tabiri bu türküler için geçerli değildir. Bu türküler kalbin derinliklerinden gelen dertleri, çileleri, özlemi, aşkı öyle bir işlemiştir ki unutmak mümkün değildir. Tarihi anlamak için ilk müracaat edilecek kaynaklardan biri türkülerdir. Bazen bu türküler yazılı kaynaklarda bulunmayan bilgileri içermektedir ya da yazılı kaynaklarla birlikte aydınlatıcı veriler vermektedir.

Türk tarihi çok uzun bir zamanı kapsayan nadir milletlerden biridir. Bu yüzden kültürü çok gelişmiştir. Türkülerde bu kültürün içinde önemli bir yer tutmaktadır. Ölümde, düğünde ya da şölende söylenen bu şaheserlerin içinde önemli tarihi bilgiler bulunmaktadır. Türküden, yöre halkının yaşam tarzını, ekonomik durumunu, hayata bakış açısını, vakit kavramını, iklim özelliklerini, inanç sistemini, kültür özelliklerini, en eski Türk tarihinden itibaren süren gelenekleri öğrenebiliriz. İşte bu çalışmamızda bu özellikleri ortaya koymaya çalıştık.

 Sürmeli Tavrı İle Söylenen Türkülerde Tarihi İmgeler

Mihrican mı Değdi Gülün mü Soldu[5]

“Mihrican mı değdi gülün mü soldu,

Gel ağlama garip bülbül ağlama,

Felek baştan başa kime yâr oldu,

Gel ağlama garip bülbül ağlama,

 

Şakı benim şeyda bülbülüm şakı,

Bu dünya kimseye kalmadı bâki,

Sana da mı değdi feleğin oku,

Gel ağlama garip bülbül ağlama

 

Seher vakti bülbül düşer figana,

Vefasız gelmiyor ahd ü peymâna,

Elbet kavuşursun bırak zamana,

Gel ağlama garip bülbül ağlama,

 

Gonca gül açılır bülbül şâd olur,

Dost dostundan ayrılırsa yâd olur,

Ağlar isen güle feryad olur,

Gel ağlama garip bülbül ağlama,

 

Gonca gül açılır hâr ile geçer,

Pervane serinden nâr ile geçer,

Turabinin[6] ömrü zâr ile geçer,

Gel ağlama garip bülbül ağlama”

 

İlk mısrada geçen “Mihrican mı değdi gülün mü soldu”cümlesinde mihrican; sonbaharda gece ve gündüz eşitliği zamanı[7] ya da sonbaharı[8] simgelemektedir. Bülbül; baharda güzel ve yanık ötüşüyle tanınan, kül rengi, serçegillerden bir kuş türüdür.[9]Felek ise gök, sema, yörünge, dairevi hareketle dönen küre, âlem, dünya, dokuz gök tabakası ya da talih, baht, kader anlamlarına gelmektedir.[10]Burada kullanılan felek dünya, âlem veya talih, baht, kader anlamındadır.“Şakı benim şeyda bülbülüm şakı”Cümlesinde şakımak; güzel sesler çıkarmak, ötmek[11] anlamındadır. Şeyda ise aşk çılgını, deli, divane demektir.[12]“Bu dünya kimseye kalmadı bâki” cümlesinde bâki; Kalıcı, devamlı[13] veya sürekli[14] anlamındadır.“Sana da mı değdi feleğin oku” burada suç feleğe yüklenmiştir. “Seher vakti bülbül düşer figana” cümlesinde seher; şafakla güneşin doğuşu arasındaki vakit, sabahın erken vakti,[15] figan ise acılı ses, inleme, çığlık, feryat anlamına gelmektedir. “Vefasız gelmiyor ahd ü peymâna” burada ahd ü peymân; yemin, kesin sözleşme anlamındadır.“Gonca gül açılır bülbül şâd olur” burada gonca; henüz açılmamış gül, tomurcuk, sevgilinin ağzı, genç sevgili[16] demektir. Şâd ise sevinmek, neşelenmek[17] anlamındadır.“Gonca gül açılır hâr ile geçer”hâr; diken[18] anlamındadır. “Pervane serinden nâr ile geçer” pervane; ışık etrafında dönen gece kelebeği, haberci, kılavuz[19] demektir. Nâr ise ateş, od, cehennem[20] anlamındadır. “Turabinin ömrü zâr ile geçer”zâr kelimesi sesli olarak ağlayan, inleyen, zayıf, güçsüz, dermansız[21] demektir.

Felek kelimesi Türk tarihinde önemli bir yeri kaplamaktadır. Türklerde felek ‘Gök Çıkrığı’ ya da ‘Çarkı Felek’ diye geçmektedir. İslamiyete geçtikten sonra da bu kelime aynı manada bu türküde kullanılmıştır. Kaşgarlı Mahmut ‘Falak’, ‘Felek’, Yusuf Has Hacip ‘Tezginç’, Reşit Rahmeti Tezginç’e ‘Hayat’ demiştir. Felek eski Türklerde durmadan üzerimizde dönen gök kubbesi idi. Eski Türklere göre bu feleği ejder çevirmektedir. Anadolu’da yılana ‘evren, eviren, çeviren’[22] denilmektedir.

Bu türküde tasavvufi ve dini motiflerin yanında vakit bilgisi, iklim bilgisi gibi önemli motifler de yer almaktadır. Tasavvufta, aşkta samimiyet esastır. Ayrıca vakit bilinci de esastır. Sufinin seher vaktini uyanık geçirmesi esastır.[23] Gül motifi Türk-İslam kültüründe Hz. Muhammed’e atfedilmiş bir çiçek türüdür. Hz. Muhammed miraca çıktığında Tanrının huzurunda, Cebrail ve Burak’la terler döktüğü, Burak’ın terinden sarı gül, Cebrail’in terinden beyaz gül ve Hz. Muhammed’in terinden de kırmızı gülün meydana geldiği rivayet edilir. İranlı mutasavvıf RuzbihanBâkliAhbâre’l-Aşıkin adlı eserinde Tanrı’nın ilahi bir varlık olan kırmızı gül gibi tecelli ettiğini bu yüzden ruh bülbülünün sonsuza kadar bu güle âşık olduğunu yazar. Bülbülün güle olan aşkı, ona canını ve kanını verişi, dünyanın her yerinde ortak bir motiftir. Bu ortak motif farklı şekillerde anlatılmaktadır.[24] İran ve Türk edebi metinlerinde bülbül aşığın, gül ise sevgilinin sembolüdür. Ancak burada önemli bir nokta vardır. O da bülbüllerin güle yaklaşmasının nedeni, onun yapraklarını yeme arzusudur. Yaprakların dokusunda bulunan yağ ve keskin kokusu ile iştah çeken gül, bülbül için sadece beslenme amaçlı değil, gülde bulunan aromatik maddelerin etkisi ile kendinden geçirici bir etki de uyandırmaktadır.[25]

 

Bir Çift Durna Gördüm[26]

“Bir çift durna gördüm durur dallarda,

Seversen Mevlayı kalma yollarda,

Sizi bekleyen var bizim ellerde,

Bizim ele doğru gidin durnalar,

 

Durnam dertli öttün derdimi deştin,

El vurdun yaremin başını açtın,

Eşinden mi ayrıldın yolun mu şaşdın,

Bizim ele doğru gidin durnalar,

 

Fazla gitmen Deremum[27]’a varınca,

Selam söylen eşe dosta sorunca,

Sağ selamet menziline varınca,

Benden yâre selam edin durnalar”

 

Turna; bataklık kuşları takımından mavi tüylü, uzun boyunlu, katar halinde dolaşan göçebe kuş türüdür.[28]“Seversen Mevlayı kalma yollarda” burada geçen Mevla kelimesi efendi, sahip, yardımcı, koruyucu, Allah[29] anlamındadır.“Sizi bekleyen var bizim ellerde” burada geçen el kelimesi ülke, yurt, il, halk, oba[30] anlamındadır. Eski Türklerde de devlete, ülkeye el-il denilmekteydi.Turna Türk kültüründe kutsal sayılan kuşlardan biridir. Eski Türkler Tanrının gökte olduğuna inanıyordu. Kuşalar da göğe yakın olduğu için kutsal sayılmışlardır. Turna kuşu haberci kuşlardan biridir. Bu türküde de haber yollamasından bahsedilmiştir. Anadolu halk şiirlerinde de turnalar önemlidir. Orta Asya’da (Türkistan) Turnalar baharda gelip kışın göç eden kuşlardır. Bazen de tanrının elçisi gibi görünüyorlardı. Müslüman veya İslamiyet öncesi Türklerin masallarında kuş donuna girip uçma sık olarak görülmektedir.[31]

 

Bu türkünün tasavvufi, dini bir yönü de vardır. Alevi-Bektaşi geleneğinde turnanın önemli bir yeri vardır. Turna’yı H.Z. Ali ile özdeşleştirmişlerdir. Turna kuşunun sesini de H.Z. Ali’den aldığını düşünmektedirler. Ahmet Yesevininde Turna donuna girdiği rivayet edilmektedir. Alevi-Bektaşi geleneğinde Turnanın H.Z. Ali’den haber vermesi beklenmektedir. Cem ayinlerinde Turna semahı’nın önemli bir yeri vardır.[32]

Turna Anadolu’da avlandığı takdirde avcısına felaketler getiren bir kuş olarakta bilinmektedir.[33]

 

Çamlığın Başında Tüter Bir Tütün[34]

“Çamlığın başında tüter bir tütün,

Acı çekmeyenin yüreği bütün,

Ziyamın atını pazara tutun,

Gelen geçen ziyam ölmüş desinler,

 

At üstünde koçlar gibi dönen yar,

Kendi gidip ahbapları kalan yar,

 

Benim yârim yaylarda oturur,

Ak elini soğuk suya batırır,

Demedim mi nazlı yârim ben sana,

Çok muhabbet tez ayrılık getirir,

 

At üstünde koçlar gibi dönen yar,

Kendi gidip ahbapları kalan yar,

 

Ham meyvayı kopardılar dalından,

Ayırdılar beni nazlı yârimden,

Eğer yârim tutmaz ise salımdan,

Onun için açık gider gözlerim”

 

Yozgat türkülerinin meskeni Çamlık[35] olmuştur. Soğluk Dağında bulunan Çamlık Yüksek bir yerdir. Yüksek dağlar ve mekânlarda Türklerde her zaman kutsal sayılırdı. “Çamlığın başında tüter bir tütün”cümlesinden hem yer, mekânı öğreniyoruz hem de tüter bir tütün deyişinden istiklal marşımızdaki gibi tüten ocak değil, yanan bir yer, yangın yeri olduğunu öğreniyoruz. Bu türküye ve hikâyesine baktığımızda “At üstünde koçlar gibi dönen yar” sözünden Ziyanın iyi at bindiği, at terbiyecisi olduğu ve aynı zamanda iyi bir cirit oyuncusu olduğunu öğreniyoruz. Ziya Bey bir gün iki köy arasında oynanan ciritte attan düşerek can verir.[36] At Türk kültürü ve tarihinde her zaman önemli bir yeri kaplamış binek hayvanıdır. At yalnızca binek hayvanı değil aynı zamanda yoldaş, dost olmuştur.“Ak elini soğuk suya batırır” sözünde geçen ak; beyaz, temiz, pak[37] anlamında kullanılmıştır. Ak kelimesi Türk tarihi ve kültürünün en eski dönemlerinden beri kullanılan bir kelimedir.“Ham meyvayı kopardılar dalından” cümlesinde geçen ham; olgunlaşmamış, olmamış[38] anlamındadır. Ağıt ve yas tutma geleneklerini Türklerin en eski devirlerinden beri görmekteyiz. Buna örnek olarak Orhun Abidelerinde Kültigin Yazıtının Şimal 10. beyitinde Bilge Kağan’ın ağıtını ya da yas tutmasını verebiliriz. Bilge Kağan kardeşi Kültigin öldüğünde şunları şöylemiştir: “Küçük kardeşim vefat etti, ben yaslandım. Görür gözüm görmez gibi, bilir bilgim bilmez gibi oldu. Ben yaslandım. Zamanı tanrı takdir eder, kişioğlu hep ölmek için türemiş. Gözden yaş gelerek, etten gönülden feryat gelerek yanıp yıkıldım”[39]

Sonuç

Sonuç olarak, Türküler bir milletin kalbi ve gözüdür. Bu kalp ne çileler çekmiş, ne aşklar yaşamıştır. Gözler ise yaşlarla dolmuş, inançla bakmış geleceğe ve ebediyete. Türküler bize bırakılmış en güzel miraslardan biridir. Bu miras geçmişimize ışık tutan önemli kültürel ögelerden biridir.Samimi ve içten gelen duygularla yazılmış bu şaheserlere her zaman sahip çıkmalı ve korumalıyız. Değişen, modernleşen ve gelişen dünyamızda türkülerimizin yeri her zaman var olmalıdır.Yozgat sürmelilerinde geçen tasavvufi, dini kültürel ve tarihi imgelerin, nerede? ne zaman? nasıl? kullanıldığının köklerine baktığımızda tarihin en eski devirlerinden beri hem İslamiyet öncesinde hem de İslamiyet sonrasında kullanıldığı ve devam ettiğini görmekteyiz. Türkülerimizin içinde geçen tarihi, dini ve kültürel imgelerin bilinmesi o türkünün anlaşılması ve faydalı bilgiler vermesi açısından çok mühimdir. Türkü; Türk’ün öz sesidir.

Her yörenin kendine has türküleri ve söylenme tarzları vardır. Bu türkülerin içinde tarihi ve kültürel bakımdan önemli imgeler bulunmaktadır. Türküleri incelerken hem edebi hem de tarihi ve kültürel yönden incelenmek daha faydalı olmaktadır. Türkülerimizin içinde geçen tarihi imgeleri bilmezsek o türküler sadece eğlence amaçlı söylenen eserlerden ibaret kalır. Böyle türkülerimizin örnekleri de mevcuttur. Türküler atalarımızdan bize bırakılan öz mirastır. Bu mirasa her zaman sahip çıkmamız dileğiyle.


Kaynakça

CEYLAN, Ömür, “Klasik Türk Şiirinde Turnaya Dair”,Gazi Üniversitesi Hacı Bektaşi Veli AraştırmaDergisi, Ankara 2013.

ÇOSKUNSOY Habib, E. Ilkaz, S. Akbıyık, Yozgat Türküleri-I,Ankara 2012.

DOĞAN, D. Mehmet, Doğan Büyük Türkçe Sözlük, Ankara 2011.

İVGİN Hayrettin, S. Turhan, Ö. Ünal, Yozgat Türküleri ve Oyun Havaları, Ankara 2009.

NUR DOĞAN, Muhammet,  “Bülbülün Gıdası Yaprak Kebabıdır”, Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, İstanbul 2018.

ORKUN, Hüseyin Namık, Eski Türk Yazıtları-I, İstanbul 1936.

ÖGEL, Bahaeddin, Türk Mitolojisi-II, Ankara 1995.

ÖZKÖSE, Kadir, “Yozgat Yöresi Türkülerinde İrfani Derinlik”, I. Uluslararası Bozok Sempozyumu 05-07 Mayıs 2016 Bildiri Kitabı.

TANÇ, Nilüfer, “Rifai’den Oscar Wılde’a Gül ve Bülbül”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Erzurum 2009.

TEMİZKAN, Mehmet, “Türk Kültüründe ve Alevi Bektaşi İnancında Turna”, Milli Folklor, Ankara 2014.

http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&arama=kelime&guid=TDK.GTS.5ca2275469be36.04138575, 19.03.19, 19:25.

http://www.turkuler.com/ozan/turabi.asp, 19.03.19, 19:21.

http://www.yozgatkulturturizm.gov.tr/TR-91981/surmeli-turkulerinin-tavirlari.html  25.03.2019, 10:21.


Dipnotlar

* Ardahan Üniversitesi İBEF Tarih Bölümü Lisans Öğrencisi, 0507 027 60 28, ali_ince66@hotmail.com.

[1]Habib Çoskunsoy, Ilkaz E, Akbıyık S, Yozgat Türküleri-1, Ankara 2012, s. 5

[2]http://www.yozgatkulturturizm.gov.tr/TR-91981/surmeli-turkulerinin-tavirlari.html, 25.03.2019.

[3] Hayrettin İvgin, Turhan S, Ünal Ö, Yozgat Türküleri ve Oyun Havaları, Ankara 2009, s. 223.

[4]Hayrettin İvgin, Turhan S, Ünal Ö, a.ge. , Ankara 2009, s. 223.

[5]Hayrettin İvgin, Turhan S, Ünal Ö,a.ge. , Ankara 2009, s. 140.

[6] Yaşantısı hakkında yeterli bilgi yoksa da; 1849’da Hacı Bektaşi Tekkesi postunda oturduğunu ve 1868 yılında öldüğünü gösteren belgeler vardır. Bkz. www.turkuler.com/ozan/turabi.asp, 19.03.19, 19:21.

[7] D. Mehmet Doğan, Doğan Büyük Türkçe Sözlük, Ankara 2011, s. 1204.

[8]http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&arama=kelime&guid=TDK.GTS.5c90ff734b2387.84341203, 19.03.19, 19:23.

[9] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 237.

[10] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 526.

[11] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 1580.

[12] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 1597.

[13] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 143.

[14]http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&arama=kelime&guid=TDK.GTS.5c90ff7b6dd1a1.14206034, 19.03.19, 19:25.

[15] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 1492.

[16] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 612.

[17] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 1576.

[18] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 693.

[19] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 1393.

[20] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 1292.

[21] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 1875.

[22] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi-II, Ankara 1995, s. 155, Bkz.

[23] Kadir Özköse, Yozgat Yöresi Türkülerinde İrfani Derinlik, I. Uluslararası Bozok Sempozyumu 05-07Mayıs 2016 Bildiri Kitabı, C. 3, s. 247-257.

[24] Nilüfer Tanç, Rifai’den Oscar Wılde’a Gül ve Bülbül, A.Ü.Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Erzurum 2009, S. 39 s. 967-987.

[25] Muhammet Nur Doğan, Bülbülün Gıdası Yaprak Kebabıdır, Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, İstanbul 2018, C. 1, S. 1, s. 391-408.

[26] Hayrettin İvgin, Turhan S, Ünal Ö, a.ge. , Ankara 2009, s. 57.

[27]Deremum; Yozgat ilinin merkez ilçesine bağlı bir köydür.

[28] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 1732.

[29] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 1195.

[30]http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&arama=kelime&guid=TDK.GTS.5c912840b19ab6.14133421, 19.03.19, 19:27.

[31]Bahaedddin Ögel, Türk Mitolojisi-II, Ankara 1995, s. 553.

[32] Mehmet Temizkan, “Türk Kültüründe ve Alevi Bektaşi İnancında Turna”, Milli Folklor, Ankara 2014, Yıl 26, S. 101 s. 162-170.

[33] Ömür Ceylan, “Klasik Türk Şiirinde Turnaya Dair”,Gazi Üniversitesi Hacı Bektaşi Veli AraştırmaDergisi, Ankara 2013, s. 28.

[34] Habib. Çoskunsoy, Ilkaz E, Akbıyık S, a.g.e. ,Ankara 2012, s. 207.

[35] Türkiye’nin Yozgat ilinde bulunan ilk milli parkıdır.

[36] Hayrettin İvgin, Turhan S, Ünal Ö, a.ge. , Ankara 2009, s. 225.

[37] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 34.

[38] D. Mehmet Doğan, a.g.e, s. 683.

[39] Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları-I, İstanbul 1936, s. 52.

Ali İnce

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...