Sosyoloji

Çocuğa Uygulanan Şiddet: Türkiye Özelinde Sosyolojik Bir Yaklaşım

Giriş

Şiddet sebebi ne olursa olsun kabul edilemez bir davranıştır, insanlık dışıdır. Şiddetin doğal karşılandığı bir toplum henüz uygarlaşamamıştır. Şiddetin gelişmişlik seviyesi ile de ilgisi yoktur. Şiddet gelişmemiş, gelişmekte olan ve gelişmiş toplumların hepsinde görülür ve de genellikle bu şiddetten kadın ve çocuklar olumsuz etkilenir.

Şiddet Türkiye’de de yaşamın her noktasında görülür. Bu sorun bireysel değil, toplumsal olarak ele alınmalıdır. Tüm dünyada barış söylemleri, insan hakları vurgusu koro halinde dillendirilmesine rağmen şiddetin arttığı, silahlanmanın hız kazandığı bir dünyada yaşıyoruz. Yani dünya genelindeki söylemler ile fiiliyat birbiriyle örtüşmüyor.

Türkiye’de yaşanan şiddet olaylarının çoğu aile içinde yaşanmaktadır ve bu şiddet genellikle kadın ve çocuğa yönelmiştir. Bu şiddet “terbiye” maksadıyla yapıldığı için toplum içinde meşruiyet kazanmıştır. Şiddetin meşruiyet kazanması ise aile içi şiddetin gizli bir şekilde devam etmesine sebep olmuştur.

Çocuk Kimdir?

Çocuk “ihtiyaçlarını karşılamak için ana-babaya ya da bir veliye ihtiyaç duyan, kendi kendine yetemeyen, toplumun omuzlarına yük ve maliyet getiren bir konumdadır”.

Çocuklar yaşları küçük olduğu için çoğu zaman görmezden gelinir, söz hakkı tanınmaz, onun da bir birey olduğu unutulur. Yetişkinlerin zaman zaman çocuklara bir hiçmişler gibi davranmakta, çocuklara kendilerini kötü hissettirmektedir. Bazen de çocuklar çok ağır yükler sırtlayarak çocukluklarını bile yaşayamıyorlar.

Aile ve Çocuk

Aile çocuğun toplumsallaştığı yerdir. Ergenlik dönemine kadar çocuk toplumsallaşmayı ailesinin de etkisiyle öğrenir. Fakat ailede sorun varsa veya aile bütünlüğü bozulduysa çocuk eksik ya da hatalı toplumsallaşabilir. Çocuk büyürken anne- babasını rol model olarak alır, bazı davranışlarını taklit eder. Aile içinde şiddet nasıl karşılanıyorsa çocuk da şiddeti anne-babası gibi karşılamaya başlar.

Geleneksel Türk ailesinde baba otorite ve korkuyu temsil eder. Anne çocuğun yaptığı yaramazlıkları baba işe döndüğü zaman bir bir sıralar ve çocuğu babanın cezalandırması beklenir. Bu yüzden zaten çocukla az vakit geçiren babanın, çocuğu ile geçirdiği vakit de sevgisiz ve korku dolu hale gelir.

Ülkemizde çocukların eğitim ve bakımından genellikle anne sorumludur. Baba ise ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamakla mükelleftir. Babalar işe gidip gelince üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğine inanır. Anne ve çocuk tamamen babanın otoritesine teslim olmuştur. Baba işten gelince odasına çekilir ve istirahat eder, çocuklarına pek vakit ayırmaz. Bu da çocuğun rol model olarak eksiklik yaşamasına sebep olur.

Anne babanın boşanması ya da ebeveynden birinin vefat etmesi de çocuğu olumsuz etkiler. Ayrıca anne- babaların ikinci bir evlilik yapması çocukları ruhsal bozukluklara itebilir. Bu süreçte çocuk anne-baba arasındaki sürtüşme ve şiddet ortamına maruz kalabilir. Bunlar hep çocukların toplumsallaşmasını ve ruhsal sağlığını olumsuz etkileyen etmenlerdir. Parçalanmış ailelerde yetişen çocuklara baktığımızda pek çok sorunla karşılaşıldığı gözlenmektedir.

Aslında çocukların ailelerinden beklentisi çok düşüktür. Her çocuk sağlıklı beslenmeyi ve huzurlu bir aile ortamını ister. Fakat anne babaların çoğu çocuğa ayrılan vakti kayıp, istediklerini mali külfet olarak addeder. Halbuki çocuğun sağlıklı gelişimi için çocuğa yatırım yapılması gerekmektedir. Böylece çocuk sağlıklı bir birey olur, yeteneklerini keşfeder, meslek edinmesi için fikir sahibi olur, topluma yararlı bir fert haline gelir.

Fakat ne yazık ki bazı çocuklar yiyecek bulsa, sevgi bulamayabiliyor. Bazı çocuklar çok ağır şartlarda kırsal kesimde çalışmak zorunda kalıyor. Bir kısım çocuk da büyükşehirlerde şehrin vicdanına terk edilip, savruluyorlar.

Fiziksel Şiddet: Çocuğa uygulanan bir takım fiziksel müdahalelerle, kaza dışı ortaya çıkan yaralanmalar olarak özetlenebilir. Anne ve babalar genellikle çocuklarını terbiye etmek için şiddete başvurur. Hatta bu sebeplerle travmaya bağlı çocuk ölümleri bile yaşanabilir. Bazı ebeveynler daha da ileri giderek çocuklarının üzerinde sigara söndürebilir, ütü basabilir. Çocuğa uygulanan şiddet şimdiye kadar neredeyse tüm toplumlarda terbiye maksatlı kullanıldıysa da artık çocuğa karşı uygulanan şiddet tüm toplumlar tarafından onur kırıcı ve küçültücü olarak nitelendirilmiştir. Çocuğa uygulanan şiddet çocukta ruhsal sıkıntılara, problem çözerken şiddete başvurmaya, anne babasına karşı öfke duymasına sebep olur.

Duygusal Şiddet: “Çocuk konuşurken ebeveynin başka bir yere bakıp çocukla ilgilenmemesi, anne babanın çocuğunu sık sık eleştirmesi, tehdit etmesi, başkalarıyla karşılaştırması, yapabileceğinden fazla bir şey beklediğini ifade etmesi, aşırı baskı kurması, başkalarının yanında aşağılaması ve küçük düşürmesi duygusal şiddet kapsamına girmektedir. Bu davranışlara maruz kalan çocuk; iş yapmaktan keyif almayan, kendini önemsiz hisseden, saldırgan, ürkek, kendine güveni olmayan, sık sık yanlış yaptığını düşünen biri olarak yetişecek ve en önemlisi kendisine öz güveni gelişemeyecektir. “ Ailelerin çocuklarına uyguladığı duygusal şiddeti ve çocuk üzerinde oluşturduğu olumsuz etkiyi bu şekilde açıklayabiliriz.

Cinsel Şiddet: Cinsel olarak saldırıya uğrayan çocukların durumu giderek daha da kötüleşmeye meyillidir. Cinsel saldırıya uğrayan çocuk bir daha kimseye güvenemez, herkesten şüphelenmeye başlar, ruh sağlığı giderek bozulur.

Ekonomik Şiddet: Ekonomik şiddet genellikle maddi durumu olmayan aileler tarafından çocuğa istemsizce uygulanabilir. Fakat ekonomik şiddetin başka boyutları da vardır. Bazı aileler çocuklarının çok para harcamaması ve tutumlu olması için de çocuğuna az para verir ya da hiç para vermez. Bu durum da çocuğun arkadaşları arasında utanmasına, toplumsallaşamamasına ve ekonomik şiddete girer. Çocuğa uygulanan ekonomik şiddet onun özgüveninin yok olmasına sebep olur. Özgüveni zarar gören çocuk ise toplumla sağlıklı bir bütünlük sağlayamaz ve toplumun dışında kalır. Toplumun dışladığı bireyler ise suç işlemeye meyilli hale gelir.

Aile ve Şiddet

Türkiye’de en çok kadın ve çocuklar şiddete maruz kalır. Aile dayağı bir terbiye aracı olarak görür. Kendilerinin de ailelerinden aynı şekilde terbiye aldıklarını söylerler. Ebeveynlerin bazıları yaşadıkları olumsuzlukların acısını çocuklarını döverek çıkarır ve buna haklarının olduğunu düşünür. Bazı babalar eşlerini döver, dayak yiyen anneler ise çocuklarını daha fazla döver. Aile içi şiddetin çoğuna çocuklar maruz kalmadığı halde şahit olabilir. Bu da çocuğu olumsuz etkiler, korkak, özgüvensiz ve içine kapanık olmasına neden olur.

SONUÇ

Öncesinde aile içi mahrem ilişkiler olarak algılanan ve aile fertleri dışında, hatta aile içinde konuşulmasından imtina edilen ve bu sebeple de her geçen gün şiddeti ve boyutları artan aile içi şiddet, ülkemizde de istenmeyen boyutlarda kendisini göstermektedir.”

Aile içinde gerçekleşen şiddetin tahrip boyutları şüphesiz diğer bireylerinkinden çok daha şiddetli olmaktadır. Çünkü insanoğlu kendisine zarar verenin yakınları, özellikle de en güvendiği insanlar olmasını affetmekte son derece zorlanmaktadır.”


*Dolunay Şenol ve İbrahim Mazman’ın yazmış olduğu “Çocuğa Uygulanan Şiddet: Türkiye Özelinde Sosyolojik Bir Yaklaşım” adlı makaleden yorumlanarak özetlenmiştir.

**Orijinal makalenin künyesi: ŞENOL, Dolunay , MAZMAN, İbrahim . “Çocuğa Uygulanan Şiddet: Türkiye Özelinde Sosyolojik Bir Yaklaşım”. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyal Ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi 2014 / 1 (Mart 2014): 11-17 .

***Makalenin orijinal halini okumak için buraya tıklayınız.