ARKEOLOJİ & TARİH

Yeni Bulgular Işığında İsa Sofi Türbesi

Fotoğraf: Saffet Alp YILMAZ

Türklerin İslâm dinini tanımalarından sonra kabul etmeleri de hem kitabî hem de şifahî olmak üzere iki yolla gerçekleşmiştir. Yerleşik hayatı benimsemiş olanlar bu yeni dini bütün unsurları ile öğrenmeye çalışırken; konar-göçer yaşamı sürdürenler ise kamlığın devamı niteliğinde sayılabilecek ve kendi içlerinden çıkan dervişler, alpler, babalar, beyler, abdallar, şeyhler, ahiler vb. aracılığıyla öğrenmişlerdir.[1]Bu sayede Türklerin Kök Tanrı dinine ait kültlerinin devamlılığı da sağlanabilmiştir. Bu kültlerden birisi de İsa Sofi Türbesinde ele alacağımız, ölü gömme ritüelidir.

Fotoğraf: Saffet Alp YILMAZ

 

İsa Sofi Türbesinde karşımıza çıkan motifler, Kök Tanrı dinine has motifler olması ve etrafındaki diğer türbelerde benzer motiflerin yer almıyor olması dolayısıyla, oldukça önemlidir. Söz konusu motifler, isminden ötürü İslâm’ı kabul ettiği düşünülen İsa Sofi’nin ve etrafındaki insanların, yeni din ile eski dinlerinin nasıl sentezlenmiş olduğunu anlamamız açısından ayrı önem teşkil etmektedir. Uç bölgelere yerleştirilmiş olan Türklerin konar-göçer yaşamı idame ettirdikleri de göz önünde bulundurularak, İslâm’ı nasıl yorumladıklarını anlamamıza yardımcı olmaktadır.

Türbe, Söğüt ilçe merkezinin yaklaşık 9 km. doğusunda yer alan, eski ismi Gökçeviran olan Borcak Köyünde yer almaktadır. İsa Sofi’nin, yöre halkı tarafından, Ertuğrul Gazi’nin silâh arkadaşı olduğuna ve dahası asıl isminin İsa Bey olduğuna inanılmaktadır.[2] Halk arasında da “İsa Dede” olarak adlandırılmaktadır.[3] İsa Sofi Türbesi, Türklerin İslâmlaşma sürecini, içinde yer aldığı toplum yapısının dinsel çıkarımlarını yapmamızı kolaylaştırmaktadır.

Fotoğraf: Saffet Alp YILMAZ

İslâmî bir yapı olan türbe ile ilgili ilk göze çarpan husus, buranın yerleşim yerinden uzakta ve yüksekte yer alıyor olmasıdır. İslâmî bir yapı olan türbenin bu özelliği, İslâm öncesi Türk yerleşkelerinin en bilindik özelliğidir.[4] Bunun sebepleri arasında; güvenlik, savunma, Tengri’ye yakın olma, dört bir yana hâkim olma arzusu ile cihan hâkimiyeti mefkûresi yer almaktadır. Benzer sebeplerin söz konusu türbede de yer alıyor olması oldukça yüksek ihtimaldir. Türbenin mimari yapısı kare şeklinde olup, sekizgen kasnak üzerine inşa edilmiştir.[5] Bu mimari yapı klasik Türk-İslâm yapısıdır. Öncesinde ise Türk-Budist mimarisinin etkisinde gelişim gösteren stupalar, Türklerin İslâmlaşmasıyla birlikte, Türk türbe yapılarının temelini oluşturmuşlardır.[6] İslâm dini, türbeleri ya da mezarlıklara taşlar dikmeyi nahoş bulsa da Türkler, eski inançlarını yeni din ile sentezlemeyi başarmışlar, bu yeni dine kendilerine özgü yorum katmışlardır. Türbe, İslâm öncesi şehir planları ile örtüşmektedir. Sekizgen yapıyı ise Sibirya kamlığındaki davul motiflerinde görebilmekteyiz. Tarihi süreç olarak ele alındığında, Osmanlı Devleti sanatının öncüsü her ne kadar Selçuklu sanatı olduğu kabul edilse de İsa Sofi Türbesindeki motifler, bizleri çok daha eski dönemlere ait köklere ulaştırmaktadır. Bu kökler, Uygurlar, Kök Türk ve Asya-Avrupa Hunlarına kadar uzanmaktadır. Türklerin mezarlar üzerine yapılar inşa etmeleri, mezarda kişinin kahramanlıklarını resmetmeleri de yine İslâm öncesi Türklerde karşımıza çıkmaktadır. Bu duruma verilebilecek en güzel örneklerden birisi de Kök Türk dönemine ait olan Mahyan-uul kurganıdır.[7]

İsa Sofi Türbesinde yer alan bazı çizimler sayesinde, söz konusu dönem insanının evrenle ilgili görüşlerine erişebilmek mümkündür. Kubbede yer alan çizgiler yatay ve dikey olarak bölünmüş, gökyüzü, yeraltı ve yeryüzü vurgulanmıştır.

“Yatay bölümler; tabanda, onun hemen üstünde ve en üstte olmak üzere üç çizgi ile oluşturulmuştur. İlk katman iki kalın çizgi ile sınırlandırılmıştır. Bu bölüm yeraltını temsil etmektedir. Burada iki kat halinde gözler oluşturulmuştur. İki kısmı birbirinden ayıran çizgiler çok düzenli olup yan yana getirilmiş koçboynuzlarını anımsatmaktadır. Bu kısımda bulunan gözlerin iç boyama tercihleri ilginçtir. Bazıları beyaz olarak bırakılmışken, bazıları tamamen gri renk ile boyanmıştır. Bazı gözler ise açık gri üzerine kurşunî (koyu gri) renklerle bezenmişlerdir.”[8]

Türkistan’dan Anadolu’ya taşınan, Anadolu’da ise en batı uçta, İsa Sofi Türbesinde hayat bulan Kök Tanrı dini motifleri arasında; insan figürleri, çok sayıda güneş motifleri, bunların hemen yanında şimşek motifleri, hayat ağacı (ya da kutsal kayın ağacı) motifleri, bunların da hemen ortasında at motifi ve ay motifi gibi İslâmî olmayan, tamamıyla Kök Tanrı dinine özgü motifleri yer almaktadır. Söz konusu türbenin güney duvarında yer alan dokuz dallı bir ağacın çizilmiş olması ise Türkler ve 9 rakamının kadim kutsallık ilişkisini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Tüm bu unsurlar Türk mitolojisinde çok önemli yer işgal etmekte olup, her biri ayrı başlıklarda çalışma konusunu teşkil etmektedir. Bu motifler arasında, türbenin doğu ve batı duvarlarında yer alan iki gemi figürü de yer almaktadır. Gemi tasvirleri, evren için ayrılmış bölümün dışındadır. Doğu duvarında yer alan geminin, ölen kişilerin ruhunu gökyüzünün 16. katında yer alan Ülgen’e[9] taşıdığı söylenebilir. Batı duvarındaki gemi ise yüksek ihtimalle 17denizin birleştiği yeri yani Türk mitolojisinde denizlerin ve ölülerin koruyucusu olduğuna inanılan Talay Kan’ın evi olmalıdır. Benzer gemi motifleriyle Sibirya kamlığına ait davullarda da karşılaşmaktayız. Bunun ışında Verbitsky’nin derlediği Altay Yaratılış Destanı’na göre evrenin yaratılışında suyun önemli bir yer tuttuğunu da unutmamak gerekir.[10] Destana göre dünya ilk etapta uçsuz bucaksız bir sudan ibarettir. Türbede yer alan gemiyi yaratılış mitiyle ilişkilendirmek de mümkündür.

İsa Sofi Türbesinin batı duvarının sağ köşesine yakınlarında bir başka ilginç çizim göze çarpmaktadır. Bu çizim, hayvan başı şeklinde olup, Türk mitolojisi ve Kök Tanrı inancında önemli bir yere sahip olan yeraltının koruyucu iyesi Erlik’i anımsatmaktadır.[11]

Türbe, İslâm ile özdeşleşmiş olmasına rağmen, Kök Tanrı inancına ait varlığını sürdüren bir diğer motif de kuştur. Bu motif, türbenin batı duvarı ile kubbenin birleştiği yerlere yakın bir konuma resmedilmiştir. Kuş motifi inanca göre ölen kişinin “öteki dünyaya” yolculuğu esnasında kullanılan “Koarı” veyahut “Bucu” adlı ruh kuşu olabilir.[12] “Kuş oldu uçtu, gitti; kuş gibi gitti; öte dünyaya uçtu; uçup gitti…” gibi dilimize yerleşmiş kalıp ifadelerin temelinde de yine Türk mitolojisi yer almaktadır. Mitoloji, ilgili milletin bebeklik halidir. İslâm’a göre can alma görevini tamamlayan Azrail’in ruhu taşıma yetkisine sahip olduğu düşünülürse, söz konusu resmin İslâm’a rağmen çizilmiş olması diğer motifler gibi oldukça ilginçtir. Söz konusu motif Altaylardan Sibirya’ya pek çok yerde karşımıza çıkmaktadır. Örneğin Yakut kamlarının giysilerinde çoğunlukla kutsal kabul edilen hayvan ve kuş tüyleri de takılmaktadır ki inanca göre bu tüyler ruhsal yolculuk esnasında kama yardımcı olmaktadır.[13] Dahası 24 Oğuz Boyunun her birinin ongunun kuş olduğunu da belirtmek gereklidir. Kuş motifi de diğer motifler gibi ayrı bir çalışma konusudur.

İsa Sofi Türbesi’ndeki bu İslâm dışı motiflerin üzeri, ne zaman yapılığı belli olmamakla birlikte sıva ile kapatılmış ve üzerine “Elâ biz ik rillâh itatma innü’ l-k ulûb” “İyice bilin ki gönüller Allah’ı anmak la yatışır, kuvvet bulur” ayeti yazılmıştır. Bunun dışında Arap harfleri ile yazılmış başka küçük boyutlu yazılar da mevcuttur. Köy halkı arasında oldukça önemli kabul edilen türbe, 1980’li yıllara kadar pek çok Kök Tanrı inancına ait ritüellere de ev sahipliği yapmıştır.[14]Bunlar; Hıdırellez kutlamaları, şifalı pilavların pişirilip, tüketilmesi, çocuk sahibi olmak isteyenlerin ya da farklı dertlerine deva arayanların uğrayıp dua etmeleri, türbede mum yakmaları, türbenin bahçesindeki ağaçlara bez bağlanması vb. gibi ritüellerdir.[15]

Kaynakça

[1] Dervişlik-kamlık arasındaki benzerlikler için  bkz.: Mehmet Emin Bars, “Şamanizmden Tasavvufa Şamandan Sufi/Veliye Değişim/Dönüşümler”, Türkbilig, 2018/36, ss. 167-186.

[2] Refik Arıkan, vd., “İsa Sofi Türbesi: Tezyinatı ve Türklerin İslamlaşma Süreci Açısından Değerlendirilmesi”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, 2019, 02(41):121-154 DOI: 10.24058/tki.2020.394

[3] Arıkan, a.g.m., s.127.

[4] Türklerin yerleşkeleri için  bkz: Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, TTK, Ankara, 2014.

[5] Arıkan, a.g.m., s.130.

[6] Arıkan, a.g.m., s.134.

[7] Mahyan-Uul kurganı ile detaylı bilgi için bkz.: Anıl Yılmaz, “Moğolistan’da Bulunan Ulaan Khermiin Shoroon Bumbagar (Mayhan Uul) ve Shoroon Dov Kurganları Üzerine”, Cihannüma Tarih ve Coğrafya Araştırmaları Dergisi, 2020 – Cilt: 6, Sayı: 2, ss., 1- 16.

[8] Arıkan, a.g.m., s.141.

[9] Arıkan, a.g.m., s.142.

[10] Altay Yaratılış Destanı için bkz.: Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi I. Cilt, TTK, Ankara, 2014, ss.465-469.

[11] Erlik hakkında detaylı bilgi için ayrıca bkz.: Fuzuli Bayat, Kadim Türklerin Mitolojik Hikayeleri, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2017.

[12] Arıkan, a.g.m., s.147.

[13] Kamlıkla ilgili detaylı bilgi için bkz. Abdülkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm Materyaller ve Araştırmalar, TTK, Ankara, 2017.

[14] Arıkan, a.g.m. s.132.

[15] Arıkan, a.g.m., 148.