Dil Yaşam

Türkçede Saygı ve Nezaket

Saygı ve nezaket İfadelerinin Tarihî Türk Yazı Dillerindeki Görünümü Doğu Türkçesi denince genel olarak Karahanlı – Harezm – Çağatay devirleri akla gelir. Göktürk ve Uygur dönemi gerek geçmişteki gerekse günümüz Türk dil ve lehçelerinin ortak dönemi kabul edilir. Bu durumda konumuz asıl olarak yukarıda saydığımız Doğu Türkçesi evresi olmasına mukabil bunların başlangıcı olarak kabul ettiğimiz […]

Saygı ve nezaket İfadelerinin Tarihî Türk Yazı Dillerindeki Görünümü

Doğu Türkçesi denince genel olarak Karahanlı – Harezm – Çağatay devirleri akla gelir. Göktürk ve Uygur dönemi gerek geçmişteki gerekse günümüz Türk dil ve lehçelerinin ortak dönemi kabul edilir. Bu durumda konumuz asıl olarak yukarıda saydığımız Doğu Türkçesi evresi olmasına mukabil bunların başlangıcı olarak kabul ettiğimiz Göktürk ve Uygur dönemi eserlerine de bu gözle bakmak uygun olacaktır.

 

Göktürk – Uygur Dönemi

Saygı ve nezaket için siz zamiri veya 2. çokluk şahıs bildiren iyelik eklerinin kullanımı, Göktürkçe kitabelerde nadiren görülür. Metinlerden anlaşıldığı kadarıyla asıl yaygınlaşması Eski Uygur dönemindedir. Her iki dönemde bu konuda tutarsızlıklar görülür. Saygı veya nezaket gösterilen kişeye karşı tutarlı bir hitap henüz hâkim değildir. Bahsi geçene saygı ve nezaket belirtmek için seyrek de olsa üçüncü teklik şahıs emir kipi kullanılabilir. Aşağıda sırasıyla Göktürk sahası, ardından Eski Uygur sahasına ait örnekler verilmiştir. Dikkat edilirse burada özne-yüklem uyumu düzenli değildir. Göktürk Türkçesi sahasına ait başka metinlerde de söz konusu özne-yüklem uyumsuzluğu görülmektedir.

Orhon Türkçesinde büyüklere esasen sen denir; ancak nadiren de olsa siz diye hitap etme vardır:

(KT GD) bunça bitig bitigme kül tigin atısi yollug tigin bitidim yigirmi kün olurup bu taşka bu tamka koop yollug tigin bitidim ıgar oglanıŋızda taygunuŋızda yegdi igidür ertigiz uça bardıgız teŋride tirigdekiçe [………………….] “Bunca yazıyı yazan: Kül Tigin’in yeğeni Yollug Tigin (ben), yazdım. Yirmi gün oturup bu taşa, bu duvara hep Yollug Tigin, (ben) yazdım. (Halkınızı) değerli evladınızdan, tay (gibi) oğullarınızdan daha iyi besliyor idiniz. Uçup gittiniz. Gök(lerde de) hayattaki gibi (olasınız).” (Tekin, 2008: 40-41)

Oznaçennoye (Malov E 25) yazıtından bir satır

  1. Kanıŋız yoklayur, kadaşlarıŋız karganur. Äsniŋiz! (Tekin 2000:232)

Açura (Malov E 26) yazıtından aşağıdaki satırda tutarsızlık ortaya çıkar. Altı çizili kelimeler incelenirse cümle sen diye başlar siz diye biter.

  1. Äsiz, bagır! Közüŋin unakıŋa körmäz irtiŋiz. (Tekin 2000:233)

Yukarıdaki tutarsızlık  I. Altınköl (Malov E 28) yazıtında da görülür:

  1. Atsar alp ärtiŋiz, i! Tutsar küç ärtiŋiz ä! (İ)nilig bört, oça bars! Adrılm(a), yıtu!
  2. Botomuz, Umay bägimiz! Biz uya alp är özin alıtı kılmadıŋ. Özlük at özin, üç ärig almadıŋ. Yıta! Ezänçüm ä, küçänçüm ä! Adrılma, säçlinm[ä], ögürdim! (Tekin 2000:233)

 

Eski Uygurca yazılan,  İyi ve Kötü Prens Öyküsü aslı Çince olup Buddacılığın klâsik bir hikâyesidir. Eserden kimi bölümler aşağıda verilmiştir. Bu bölümlerden de görüldüğü üzere hükümdar babanın oğluna kimi zaman sen, kimi zaman siz demektedir.

qaŋı ellig inçä tep yarlıγqadı amraq ögüküm seni inçä seβär men ayadaqı yençü monçuq täg közdäki  [………….] “Babası Krala şöyle buyurdu: ‘Sevgili yavrum, ben seni avcumun içindeki iki inci tanesi kadar gözümdeki … severim.’” (Hamilton 1998: 13)

Ötrü oγlu tegin-kä inçä tep yarlıγ-qadı amraq ögüküm meniŋ eltä qazγançım siziŋ ermäz mü amtı köŋülçä alıŋ barça poşı beriŋ nä üçün ölüm yerkä barır siz … “Sonra oğlu prense şöyle sordu: “Sevgili yavrucuğum, benim Devlet gelirlerim sizin değil mi? Şimdi siz onları gönlünüze göre alın; ne kadar varsa hepsini sadaka olarak verin! Niçin ölümlü yere gideceksiniz? ….” (Hamilton 1998: 18)

Keza eserde, hükümdar oğluna kılavuzluk etmesini istediği ihtiyara da siz demektedir.

bir-kiyä amraq oγlumın siziŋä tutuzur men. asan tükäl kälürüŋbiricik sevgili oğlumu size emanet ediyorum, onu sağ salim getirin.” (Hamilton 1998: 23)

Benzer şekilde Aç Pars hikâyesinde ortanca kardeş ağabeyine ikinci teklik şahıs değil, üçüncü teklik şahıs ile hitap eder. İkinci teklik şahsa, bu şekilde hitap tarzı hâlen günümüz Özbek ve Uygur ağızlarında mevcuttur.

ikintisi tigin inçä tip tidi: “äşidü yarlıķazun, içim-ä /….” “ikinci prens şöyle dedi: “Ey kardeşim, lüften dinleyiniz /…/”  (Gabain 1988: 243)

            Aynı anda iki ağabeyine saygıyla hitap eden en küçük kardeş ise ağabeylerine şöyle der:

                               azķıa öngrä yorıyu turzunlar “azıcık önden lütfen yürüyedurun” (Gabain 1988: 245)

Aynı hikâyede en küçük prensin aç bir parsı kurtarmak için kendisini feda etmesi üzerine bunu gören yukarıdaki tanrılar sevinerek okudukları şiirde prense hitaben şöyle derler:

ät’özüŋüzni ıdalap / ämgäktin tartmaqlığ buyanıŋız yitinçsiz titir. bedeninizi terk ederek / ıstıraptan çekme iyiliğiniz ulaşılmazdır.” (Gabain 1988: 246)

Uygur Yazısıyla Yazılmış Uğuz Han Destanı Üzerine adlı eserde de aşağıdaki sen ve siz kullanımındaki tutarsızlık görülür:

aї aї sän mn tu bäg boluŋ, Qıpçäq tägän sän bäg boluŋAh! Ah! Sen burada (?) bäg ol! Kıpçak adlı bir bäg ol!” (Pelliot 1995: 74)

Reşid Rahmeti Arat’ın hazırladığı Eski Türk Şiiri adlı çalışmada gerek Burkan gerek Mani gerekse İslâm muhitine ait Eski Türk şiirinde de saygı ve nezaket amacıyla sen yerine zaman zaman siz kullanıldığı görülmektedir.

Mani muhitine ait metin (Arat1986: 8)

körügme kün teŋri

siz bizni küzediŋ

körünügme ay teŋri

siz bizni ķutġarıŋ

gören Güneş tanrı,

siz bizi koruyun!

görünen Ay tanrı,

siz bizi kurtarın!

Burkan muhitine ait metin (Arat1986: 156)

ķayu neçe ımuġ înaġ burķan-lar-nıŋ daha nice ümit ve destek olan burkanların,
ķamaġu-nuŋ yalaŋuz ög-i siz erür-siz hepsinin biricik annesi siz oluyorsunuz;
ķamaġ-ta yig arıġ süz-ük bolmaķ öz-e herkesten üstün, temiz, duru olmakla
ķamaġ-lıġ siz anası siz yarlıķarsiz herkesinsiniz, annesisiniz, yarlığarsınız.

 

İslâm muhitine ait metin (Arat 1986: 259)

bilig biliŋ  ya begim bilgi bilin, ey beyim!
bilig saŋa eş bolur bilgi sana eş olur;

 

Grönbech, nezaket maksadıyla bu ast üst ayrımının Eski Türkçenin grameri için aslında yabancı olduğu söyler: “/…/ Yeni nazik hitap kavramı, ilkin, burada inkişaf etti; bir âmir veya yüksek mevkideki biriyle konuşurken, Uygurlar, eski çokluk şekilleri siz ve ıŋız’ı kullanıyorlardı. Bu sebepten, bu şekiller, çokluk bildirme güçlerini kaybettiler, fakat, bu yüzden başlı başına bir kategori olarak birden fazla şahsa hitap tarzı, dilden çıkıp gitmedi; bu kategori yeniden, eski şekillerin, yaygın çokluk eki ile genişletilmesi suretiyle yaratıldı.” (Grönbech 1995: 63). Konuyla ilgili şöyle devam eder: /…/ Kaşgari’nin halk şiirinden aldığı oraya buraya serpiştirilmiş örneklerinde aşağıda olduğu gibi, çokluk işareti kullanılmaz: begler atın arġurub ķađġu anı turġurub (I 403, 7; AM PR. 4, 6) ‘beyler atlarını yordu, (fakat) ızdırap onları durdurdu’. Burada vezin endişesi de rol oynar; fakat yine de bu şekildeki bir ifade tarzının da mümkün olabileceği önemlidir. Aynı şey Eski Osmanlıcada da vardır (Ali § 29), mesalâ şeherlü ķarşu geldiler  ‘şehirliler karşı(lamaya) geldiler’ (Grönbech 1995: 54).

Bu konuda Erdal “The reason for the difference between the 1st and 2nd persons is that siz  is mostly used for the polite singular, sizlär becoming necessary for referring to the 2nd person plural (polite or not).” demektedir (Erdal 2004:  195)

Özneyle yüklemin uyumsuz kullanılması hakkında ise Erdal “Such plurality of politeness is not always consistent; examples like the following are not rare: s(ä)niŋ ïdlïg yïparlıg yemišlikiŋizkä kigürüŋ (M III nr. 9 II v 10-12) ‘ Introduce me into your fragnant orchard.” demektedir. (Erdal 2004: 163)

 

Karahanlı Dönemi

Eski Uygur döneminde başlayan bu hal, Karahanlı dönemiyle devam eder. Türkçenin ilk sözlüğü olan Divanü Lûgat-it-Türk’te Kâşgarlı Mahmud sen ve siz kelimelerini şöyle açıklar:

Siz: siz; (Çiğilce) büyük ve sayılan kişilere “sen” yerinde aytanan söz. (Atalay 1999: 525) 

Sizle-: aytarken büyüklemek. (Atalay 1999: 525) 

Sizlet-: “siz” diye aytatmak, hitap ettirmek. (Atalay 1999: 525) 

Sen: sen (Oğuzlarda büyüklere karşı “siz” yerinde). (Atalay 1999: 505)

Senle-: “sen” diye aytamak; küçük sayılmak. (Atalay 1999: 506)

Senlet-: “sen” diye aytatmak. (Atalay 1999: 506)

Bu konuda Kutadgu Bilig’de ise şu öğüt vardır:

 

4310 sini siz tiseler anı siz tigil

taķı anda yigrek yanut sözlegil

Sana “siz” diyenlere sen de “siz” tâbirini kullan; mukabelede dâimâ karşındakinden daha nâzik davran.
4311 ķaya yaŋķusındın ķođı bolmaġıl

sini sen tiseler anı senlegil 

Kaya yankısından daha aşağı kalma; sana “sen” diyenleri sen de senle. (Arat 1988: 311)

 

Kutadgu Bilig’deki başka bir beyitte normalde hükümdara sen denirken bu defa siz dendiği görülür. Hatta asıl metinde siz denirken, Arat sen diye çevirmiştir.  Demek ki bu dönemde diğer Türklerin sen diye hitap ettiği büyüklere siz deme geleneği mevcuttur.

108 ay eđgü ķılınç ạślı edgü uruġ

ajun ķalmasunı siziŋsiz quruġ

Ey iyi tabiatlı ve asîl nesepli hakan, dünya senden mahrum kalmasın. (Arat 1988: 19)

 

Dönemin bir başka eseri olan Atebetü’l-Hakayık’ın Tevâzû ve Kibir Hakkında başlıklı bölümde  ise topluma hitaben konuşmada bu defa esas olarak sen bir yerde siz denmiştir:

265

266

Yana bir kereklig sözüm bar saŋa

ayayın men anı ķulaķ tut maŋa

Sana lüzûmlu bir sözüm daha var, bana kulak ver, onu (sana) söyleyeyim;
     
273

274

ķamuġ ķazġanıġlı ajun malını

Yiyümedi bardı körüŋ ĥalini

Dünya malını kazananların hepsi (onu) yiyemeden gitti, hâllerini görün (Arat 1988: 92)

 

bilimdili

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...